Boşandığım eşime evlenme teklif ettim

'No Ofsayt' adlı filmiyle sinemaya adım atan dahi reklamcı Ali Taran:

Boşandığım eşime evlenme teklif ettim

Ajanstaki evden çalışma yöntemi nasıl gidiyor?
Harika bir şekilde. Evinde olacaksın diye bir şey yok ama, Bolu’ya mı gider, Abant’a mı gider beni ilgilendirmez, bilgisayarı ve blackberry’si yanında olacak. İnanılmaz sonuç aldık. Bizim ajansta çok azdır ama lüzumsuz konuşmalar her şekilde oluyordu. Ben de yapıyordum; “Ne o ya Fener’e nasıl yenildik”le başlayan konuşmalar oluyordu. Lüzumsuz zaman kayıplarına son verdik.

Bir ara da teknede çalışıyordunuz...
Aslında bu da home office tarzıydı; ama benim teknede olmamdan ötürü yalandan ‘boat office’ (tekne ofis) diye bir isim koymuştum.

Ajans çalışanlarını evden çalışmaya gönderdikten sonra birden jüri üyesi olarak televizyonda ‘Yetenek Sizsiniz’ programında karşımıza çıktınız. ‘No Ofsayt’ diye de bir film çektiniz; senaryosunu yazıp yönettiniz. Reklamcılıktan sıkıldınız mı?
Tam olarak sıkıldığımı söyleyemeyeceğim. Ama “Ben artık reklam yapmasam ama ne yapsam?” demeye geçen haziran ayında başlamıştım. Çok da acele olmayan bir şeyin peşindeydim. Futbolla ilgili bir adam olarak ofsaytın kaldırılması konusu aklımda hep vardı; sonra bir sabah oturdum; “Yazsam ya” dedim.
Ama ne yazıyorum, sinema mı, dizi mi, rahatlamak için mi bilmiyordum. Sonra yazdığımı ajanstaki arkadaşlarıma gönderdim, “Amma uzun bir reklam yazmış, nasıl kısaltacağız” diye düşünmüşler. Sonra hoşuma da gitti bunları yazıyor ve bir tarafa doğru gidiyor olmak. Çünkü tüketici beni tanımaz ama benim tüketiciyle aram iyidir; tüketiciyle hep diyalog halinde oldum. Sinemada da olurum.

Film komik mi?
Değil. Eğlencelik diyorum ben. Sinemadan ne hoş film diye çıkması lazım insanların. Zaten 85 dakika. Öyle çok sıkıcı bir süresi de yok. Futbolla ilişkili ama öyle futbol görüntüsü yok. Kadınlar da gidebilir, erkek filmi değil.

Ünlü oyuncular yok filmde; neden?
Aktör ve aktristle değil de konuyla ortaya çıkmak istiyorum onun için.

Peki bir mesajı falan var mı filmin?‘Boş işlerle uğraşıyoruz ne ciddi işler varken’ gibi mesajı falan yok; eğlencelik dememin sebebi o. Rahmetli babacım ‘kabak çekirdeği misali’ derdi. ‘Aman kabak çekirdeği getirin’ demez insan ama kabak çekirdeği yediği sürede de iyidir, keyfi yerindedir. O misal bir film. Filmi anneme, babama ve Ali Tara’ya adadım.

Neden Ali Tara’ya?
Ben yazıyordum, rahmetli çekiyordu. Rahmetlinin annesi de rahmetli Ayfer Feray’dı. “Ali Taran’ın ceketini getirin” deyince, Ayfer Feray “Benim oğlumun adı da Ali Tara” dedi. “Benimki Taran” dedim. Ali’nin varlığından öyle haberdar olmuştum. Sonra aynı ortamlarda çalıştık tanışmadan, bir gün ona “Ya sizin tost paralarınızı hep bana yazıyorlar” dedim. O da ben kilo aldıkça uyarırdı: “İkimizi, Ali Taran şişman olan diye ayıracaklar.”

Film izlemezmişsiniz, nasıl sinema işine girdiniz?Ben sinemadan çok hazzetmem. Sinema sevmem ama yıllarca reklam yapmış bir kişinin kendi ürünüyle tüketici ile karşı karşıya gelmesi bana çok ilginç ve rahatlatıcı geliyor.

Kitap da okumazmışsınız! (Gülüyor)
Tamam da ben bunlardan utanmıyorum; ‘şunun bir yüzüne vurayım!’ olduysa. Şimdi öbür türlü desem sahtekarlık olmaz mı? Son okuduğunuz kitap diye sorsanız; son okuduğum kitap diye söyleyeceğim bir şey bulamaz mıyım yani? Ama sahtekarlık olmaz mı?

Peki başka bir şey sormak istiyorum: Bu filmin kahramanının adı Ali Tarantula. Sizin adınızı da anımsatıyor; bu karakterde ne kadar varsınız?Valla epey varımdır. Futbola meraklı paldır küldür bir karakter Ali Tarantula. Ben biraz kendi ismimle oynaşayım istedim. Başka bir film yazıyorum Ali Taranski, bir tane daha gelecek Ali Taranero.

Bunlar böyle devam edecek öyle mi?
Biraz eğlenmek; benim derdim o! Ama hep eğlencelik film yapmayacağım. Bir tane Avrasya Maratonu sırasında rezonansa girerek Boğaz Köprüsü’nün yıkılması üzerine bir senaryom var; bitti gibi. Meme kanseri üzerine de bir senaryom var.

Neden meme kanseri üzerine?Eşim (Selma Taran) öyle bir süreç geçiriyor şu sıralar; daha geçiremedi. Ama böyle bir film yaparak konunun hassasiyetine dikkat çekmek gibi bir misyon üstlenmişliğim falan yok.

19 yıllık evliliğinizi bitirip boşanmıştınız. Neydi bunca yıllık evliliği bitiren?
Eşimden gelen bir istekti, ben de uydum. Uyunca bu sefer eşimde bir şaşkınlık oldu; ‘beni boşuyor’ diye. Ama boşandık. Ama ben sonra evlenme teklif ettim, tekrar birlikteyiz.

Nasıl evlenme teklif ettiniz?
Ben bir şeyler yazdım, yukarıda onu bastırdık, bir çiçek gönderdim. Birlikte yemekte buluştuk. Ben biraz zor tanıdım, biraz esmerleşmiş, değişmişti. Arka masada beni tanıyanlar, başka tanıyanlara telefon etmiş, “Ali Taran burada bir karıyla yemek yiyor” diye. Eşiniz dışındakiler karı olur ya!

Yazdıklarınız, çiçek işe yaramış o halde, eşinizi döndürmeyi başarmışsınız...Ben teslimiyetçi bir insanım. Çoğu şeyi kendimiz yapıyoruz zannediyoruz ama bazı şeyler bizim elimizde olan şeyler değil.

Özel hayatınızda nasıl birisiniz?Evcil bir insanım; mazbut biriyim. Mesela ben içki içmem. 15 yıldır ağzıma koymuyorum.

Neden 15 yıldır bıraktınız?
İçiyordum ama ayarı yoktu. Ya bırakacağım ya da içeceğim; ben bıraktım. Mazbut ve ayarsız bir adamım!

Niyetiniz futbolcu olmakmış, ama reklamcı olmuşsunuz. Neden?Akademinin mimarlık bölümüne girdim, sonra ‘ailevi nedenlerle’ devam ettiremedim. Ailevi nedenlerin başında baba olmak var... 20 yaşında baba

İyi ki reklamcı olmuşsunuz; ‘Reklamın dahi’si deniliyor size...
Estağfurullah. Ama ‘Dahi çocuğu’ diyorlar, ona ne diyorsunuz? Yaşım kaç oldu söyleyim mi? 60’a yakınım. Dahi çocuk!

‘Dahilikle delilik arasındaki ince çizgi’nin delilik tarafı mı 20 yaşında baba olmak? Delilik?Bilmiyorum işte öyle oldu. Keşke olmasaydı dediğim bir şey yok. 72 yılıydı; 4000 lira maaşla reklamcılıkta ilk işime başladım. Babacım o zaman devlet memuru öğretmen; 1600 lira mı ne alıyordu. Ben maaşımı söylediğimde, “Bu ülkenin sorunu bu işte” demişti.

Peki iyi bir baba oldunuz mu?Oldum. Bir kızım var Burçak 73 doğumlu, 90 doğumlu oğlum Kuzey.

Bazen sizi ilginç bir saç traşı ile, bazen gözlerine sürme çekmiş şekilde, bazen entari giymiş halde görüyoruz. Bu imajlarla bir mesaj mı vermek istiyorsunuz?Ne mesajı vereceğim? Hoşuma gidiyor, o sırada saçım öyle olmuş oluyor. Zaten toplasanız 6-7 tanedir bu şekilde görüntüm. Çok röportajım, fotoğrafım yoktur.

Siz reklamlarınızda karakterler yaratıyorsunuz. Türk insanına göre reklam yapmak mı sizin sihriniz?Derby’yi yaptık, “Sakal kesilirken çatur çutur edecek sesini duyacaksın” demişiz, Amerika’dan geliyor adam “Ne demek bu?” diyor. Çünkü Derby’nin oradaki reklamında okşarcasına traş denilmiş. Bizim insanımızı kesmiyor bu; bizim sakal sert ya milletçe; bundan yararlanıyorum o zaman: “Sen yapmışsın bıçağı Coni’ye göre, uyar mı Ali’ye Veli’ye” diyorum ben. Niye uymuyor? “E millette sakal sert”. O zaman tüketiciyle diyolog kuruyorsunuz. Benim düşüncem böyle olduğu için tüketiciyle iyi diyolog kurdum. Dilini anladı. Demin benimle ilgili çizdiğiniz tiplere bakın reklamda olur mu o tipler? Ben küpe takıyorum, küpeli adamlar oynatsam olur mu? “Bu ne lan?” derler. Dolayısıyla kendinin varlığını, beğenilerini, zevklerini, tutkularını, karşı olduğun şeyleri reklama yansıtmamak bendeki yetenek. Bu yetenekle ‘Yetenek Sizsiniz’e katılsam işi götürürüm yani!

Hayatta en büyük kazancınız ne oldu?Valla başarılı olduğum söyleniyor; ben de buna bir anlamda katılıyorum. Bir kere o başarının beni, aile yapımı ve yaşantımı bozmadığını düşünüyorum; bunu bir kazanç olarak görüyorum. Çok büyük bir ülkede bu konuda en iyiler listesinde bulunabilmeyi kazanç olarak görüyorum. Böyle bilinmeyi bir şeye çevirdiğim var mı? Yok! Hiçbir zaman da çaba sarfetmedim onun için.

Nasıl çaba sarfedebilirdiniz?Normalde röportajlara çıkıp kendimi daha çok tanıtabilirdim ama ben yaptığım işler için “Bunu kim yaptı ya” denilmesini istedim.

Ama şimdi ‘Yetenek Sizsiniz Türkiye’ yarışmasından dolayı herkes sizi tanıyor...Eskiden yüzümü tanımıyorlardı; deşifre olduk! Şimdi, “Bak Ali Abi gözüme leblebi sokuyorum, kulağımdan çıkarıyorum” diye yolumu kesecekler; bunu bekliyorum.

Bundan sonraki idealiniz ne?Türkiye’nin reklamını Türkiye’deki insanlara yapmak. Bunu çok istiyorum.

Şehir efsanesi değil gerçek!

Reklam çevrelerinde sizinle ilgili hikayeler anlatılıyor. Hatta size ait mi şehir efsanesi mi bilinmiyor. Bir tanesi ortağınızın müşteriyle odaya girdiğinde sizi kanlar içinde bulması. O hikayenin aslını anlatır mısınız?

Bana ait, şehir efsanesi değil. 1978 yılı; Ömer Vargı, Mine Vargı ve ben Cenajans’tan ayrılıp Link Ajans diye bir ajans kurduk. Borç harç, Ömer’in annesi rahmetli Fikret Teyze’nin arsası, benim babamın öğretmen maaşıyla biriktirdiği üç beş kuruşu ‘büyük iş yapacağız’ diye Şişli’de bir yere yatırdık. Dekorasyonlar falan yapıldı ama bize bir iş gelmiyor. Oranın temizliğini bile biz yapıyoruz. İçeri takım elbiseyle iş adamı gibi giriyoruz, ceketi çıkartıp yerleri paspaslayıp saat 9’da yine çiçek gibi oluyoruz. Karşımızda da Esin Ajans var, o iş yapıyor.

Bir gün sahibi Galip; “Size temizliğe gelen bize de gelsin” dedi. “Gelemez, o çünkü 5’te geliyor, 6’da da gidiyor başka yerde çalıyor” dedik.
Sonra bir gün bir mektup yazdım, “Sevgili ortağım Ömer bu hayat dayanılmaz oldu, ben artık falan filan”. Üzerime kırmızı boyalar sürdüm, elime bıçak aldım yere yattım. Ömer gelecek beni görecek sonra da güleceğiz. Kapı açıldı, ben bozmadım kendimi, “Bu da ortağım Ali” dedi. Yanında haza beyefendi biri, Murat Vargı’nın kayınpederi, Akbank murahhas azası, belki bize reklam verirler diye getirmiş.

Ben toparlandım, beyefendi şaşkın, Ömer açıklama ihtiyacı hissetti: Çok yaratıcıdır da! Bu pek ikna etmedi; ajansı gezdiriyoruz ama o bey benim arkasında olmamama dikkat gösteriyor; hep bana yol verip beni önüne alıyordu.

RÖPORTAJ: Seral CUMALI
[email protected]