Bombalanmış hayatlar

Bombalanmış hayatlar

Merve Özaytekin/Posta

(Bu yazı 17.10.2010 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır)

arihin ilk nükleer saldırısı bundan 65 yıl önce yapıldı. II. Dünya Savaşı sırasında Amerika ve İngiltere ‘Manhattan’ olarak adlandırılan bir atom bombası projesi başlattılar. 1939’da başlayan II. Dünya Savaşı sürüyordu, Amerikalılar, Japonlar’ın Pearl Harbour Limanı’na yaptığı baskını neden gösterip Japonya’ya acımasız bir saldırı düzenlendi. 6 Ağustos 1945’te ‘Küçük Çocuk’ adlı ilk nükleer bombayı ‘Enola Gay’ adlı uçaktan Hiroşama’nın üzerine bıraktı. Kent yıkılmış, her şeye acı ve gözyaşı hakim olmuştu. Saldırıda 140 bin kişiyi kaybeden Hiroşimalılar, başlarına gelenin henüz ne olduğunu bile anlamamıştı ki ikinci saldırı geldi. Japonya dehşeti, yerin kızıla boyanmasını ikinci kez yaşıyordu. 1945’in 9 Ağustos’unda saatler 11.02’yi gösterdiğinde bu kez Nagasaki yerle bir oldu. Aslında hedef Kokura idi ama hava koşulları Amerikalılar’a Nagasaki’yi gösterdi.

Atom bombasının bu seferki adı ‘Şişman Adam’dı. Atom bombasının Nagasaki’de yarattığı büyük şok bugün bile anlatılırken zorlanılan türden. Bir anda altüst olan, dumanların bastığı, sarı ışığın yoğunluğuyla adeta cehenneme dönen, insanların parçalanıp etlerinin yandığı, kol ve bacakların havada uçuştuğu, kokuların her yanı sardığı zavallı bir kent olur Nagasaki. Tek fısıltı vardır kentte; ‘Su’ diye inleyen insanların sesi... Hayat durur, ölü sayısı 75 bindir. Atom bombası kenti yıkar geçer ama yaydığı radyasyon ölümcül etkiye sahiptir. Bu korkunç saldırıyı yaşayanların çilesi yıllara yayılır. Seneler hayatta kaldım diye düşünenler için binbir azap getirir... O gün saldırıdan şu veya bu şekilde etkilenen insanlar için artık sağlıklı bir yaşam hayal olmuştur... Sebepsiz yere hastalanırlar, dişleri dökülür, engelli çocuklar dünyaya getirirler, bebeklerini kaybederler. 1945’lerde çocuk olanlar bile kendi ülkelerinde yabancı olurlar. Radyasyon taşıdıkları gerekçesiyle toplumdan dışlanırlar.

Onlara ‘Hibakusha’ denilir. Kimse onlara yaklaşmaz, sarılmaz, kucaklamaz, ailelerine bile hasret kalırlar... 2010 Türkiye’de Japon Yılı. Düzenlenen etkinliklerden biri de ‘Hiroshima- Nagasaki Atom Bombası Sergisi’. Sergi, Türk halkına atom bombası faciasının acısını aktarmak, barışın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlatmak için bugün Ankara’da açılıyor.

7 Kasım’a kadar Ankara CerModern’deki ‘Hiroshima Nagasaki Atom Bombası Sergisi’, 25 Kasım-12 Aralık tarihlerinde de İstanbul Japonya Başkonsolosluğu Eski Binası’nda sanat ve barışseverlerle buluşacak. İnsanlığın en büyük trajedilerinden biri olan ve 300 bin sivilin hayatını kaybettiği atom bombası faciasına tanıklık eden Nagasakililer, barış çağrısı yapmak için İstanbul’daydı. Onlarla yaşamlarını sonsuza dek değiştiren 9 Ağustos 1945 sabahına geri döndük. Acıyı, umutsuzluğu, bugün hala izlerini taşıdıkları insanlık ayıbını konuştuk...

‘İnsanlara su veremediğim için hâlâ çok üzülüyorum'

Kiyomi İguro, 86 yaşında

Savaş döneminde hemşirelik eğitimi alıyordum. Henüz 21 yaşındaydım. Yeni evlenmiştim. Eşimle bir bebek bekliyorduk. Olayın yaşandığı 11.02 sularında evdeydim. Bomba evimin 6 kilometre uzağına atılmıştı. Bir anda evimdeki eşyalar devrildi, mobilyalarım paramparça oldu. Sonunda evim gözlerimin önünde yerle bir oldu. Eğitim gördüğüm hastaneye gittim. Doktor hocalarımla bombanın atıldığı merkezden dağları aşarak gelen, kolu bacağı kopmuş insanları, hastaları tedavi etmeye başladık. Gelenlerin durumu çok kötüydü. Bomba patladığında insanların derileri büyük parçalar halinde kalkmıştı. Etleri tamamen yanmış, bazılarının da derileri yanarak kazınmıştı. Onlara yardım eli uzatmak için bütün gücümüzle çalıştık. Ancak su diye yalvaranlara bir bardak dahi su veremedik. Çünkü verdiklerimizin nefesi kesiliyor ve nedenini bilmediğimiz şekilde ölüyorlardı. Onların bu isteğini yerine getiremediğim için bugün hala büyük üzüntü duyuyorum.

Çocuğumu da, eşimi de bomba yüzünden kaybettim

Ben de bombanın etkilerini tüm hayatım boyunca yaşadım. Ülkemi terk etmeyi bir an olsun düşünmedim. Çünkü bombanın etkilerini bugünkü genç nesilin bile hala yaşayacağını tahmin etmiyordum. Nagasaki’deki tüm canlılar da bizler gibi bu bombadan etkilendi. Yediğimiz bitkiler, içtiğimiz su bile herkesin vücuduna zarar verdi, hastalanıp ölmesine neden oldu. Şu an 86 yaşındayım ama ben de hayatım boyunca hastalıklarla mücadele ettim. Bomba sonrası sık sık ateşim nedensiz bir şekilde normalin üstüne çıktı. Dişlerim bir anda döküldü. Doktora gittiğimde başıma gelenlerin nedenini açıklayamadı. Sebebi hep atom bombası olarak düşünüldü. Bu arada 21 yaşında evliydim dedim ya, evlilik hayatım da bomba nedeniyle sona erdi. Çünkü karnımdaki bebeği de düşürdüm. Eşimle de ilişkimiz bozuldu ve genç yaşta boşandım.

‘Bomba etkisinde kaldığımı saklamak zorunda kaldım’

Terumi Kuramori , 66 yaşında

1945’te bomba atıldığında henüz 1 yaşındaydım. O ana dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Ama ailede bombanın etkilerini çok uzun yıllar yaşadık. Hatta ülke olarak bu olayın acısını, genlerimizi aktardığımız genç jenerasyonda ortaya çıkan sağlık sorunlarında bile yaşıyoruz. Annem ve babam çocukluğumda hep atom bombası mağduru olduğumu hatırlatır, hayatım boyunca bununla yaşamak zorunda olduğum gerçeğini söyler, yapmam gerekenleri sıkı sıkı tembihlerdi. Gerçekten de öyle oldu... Hayatım boyunca dışlanacakmışım korkusuyla yaşadım. Bir topluluğa gireceksem atom bombası mağduru olduğumu saklamak zorunda kaldım. Hayatta kaldığım, bugünleri görebildiğim için çok şanslıyım. Ama ailemdeki herkes benim kadar şanslı olmadı. İç dünyamda zorluklar yaşasam da beni en çok üzen ağabeyim ve ablamın bombanın etkisinde kalarak kan kanserinden çok erken yaşlarda hayatlarını kaybetmesi oldu. Şimdi her yıl Nagasaki’deki Barış Parkı’nda binlerce kişiyle bir araya geliyor, savaşta ölenleri anıyor, nükleer silahsızlanmaya karşı barış çanlarımızı çalıyoruz.

‘O gün hiç aklımdan çıkmıyor'

Toyoichi Ihara, 74 yaşında

Nagasaki Belediye Başkanlığı meclis üyesiyim. Ayrıca Nükleer Silahsızlanma Örgütü Başkanıyım. İstanbul’daki sergide Nagasaki ve Hiroşima şehirlerinde Japon halkının nasıl bir trajedi yaşadığını sizlerle paylaşabildiğim için de çok mutluyum. Japonya’daki atom bombası mağdurlarının yaşadıkları anlatmakla bitmez. 1945’te 9 yaşında olmama rağmen doğduğum şehir Nagasaki’ye bomba atıldığı 9 Ağustos gününü dün gibi hatırlıyorum. Saat 11.02’de şehrimizi altüst eden bombanın yarattığı görüntüler zihnimden çıkmıyor. Bomba atıldığı sırada şehre 6 kilometre uzaklıktaki bir dağdaydım. Yaz aylarında kış için hazırlık yapar, depolamak için ağaç dalları ve odun keserdim. Bomba patlayınca bir anda sanki güneş patladı. Gökyüzünden gözümü açamayacak derecede fazla ışık yayıldı. Daha sonra büyük bir fırtına koptu. O an insanların, evlerin, eşyaların havada uçuştuğunu gördüm. Ve geçirdiğim şok ile ağaçtan düştüm. Ablam, babam şans eseri şehir dışındaymış. Annemse şehir merkezindeymiş, ona da çok büyük şans eseri bir şey olmamış. Hemen benim yanıma gelmiş. Şok geçirdiğimi görünce hastaneye götürmüş. Kısa süreli bilinç kaybı yaşamışım. Şimdi yaşadıklarımı hatırladıkça gözlerim doluyor.

Eşimi kanserden kaybettim çocuk da yapamadım

O yıla kadar Nagasaki halkının normal bir yaşamı vardı. Atom bombası diye bir kelime duymamıştık. Atılanın sıradan bir bomba olduğunu, insanları öldürüp etrafı sadece mahvettiğini düşündük. Bu hain bombanın etkilerini ancak yıllar sonra daha iyi anlayabildik. Hayatımız o bombadan sadece 3 gün sonra, 75 bin kişinin öldüğünü öğrenerek değişmeye başladı. Hayatta kalan savaş mağdurları olarak hiçbirimiz doğru dürüst hayat yaşamadık. Hasta olduğumuz düşünüldüğü için iş bulamadık. Yıllar sonra evlendim. Çocuk yapamadık çünkü çocuklarımızın hastalıklı doğma, engelli olma riski yüksekti. Ne yazık ki eşimi 65 yaşında kanserden kaybettim. Bunun sebebini de Nagasaki’de uzun süre yaşamasına ve bomba atıldığı sırada bombanın etki gösterdiği 12 metrelik alanda olmasına bağlıyorum. Hiroşima ve Nagasaki’de yaşayan herkesin sağlığı bugün hala tehlikede. Bombanın etkileri hala gençlerimizi korkutuyor. Bu nedenle Nagasaki ve Hiroşima halkı hastalıklarının üzerine özel çalışan iki hastane var. Orada her yıl düzenli kontrollerimi yaptırıyorum.

‘Kadınlığımı yaşamadım’

Kikuyo Nakamura, 86 yaşında

1945’te 21 yaşındaydım. Yeni evliydim, çocuğum da yeni doğmuştu. Bombanın patladığı sırada çocuğumun bezlerini yıkıyordum. Bombanın patladığı bölgeye 4.5 kilometre uzaklıkta bir dağda yaşıyorduk. Bomba patladığı anda gökyüzü sapsarı oldu. Işıktan hiçbir şey göremiyordum. Bir anda şiddetle esen rüzgar beni savurdu. Savaş sonrası akrabalarımı, dostlarımı genç yaşta kaybettim, yalnız kaldım. Uzun süre onların acısıyla yaşadım. ‘Neden bu savaş olmak zorunda?, Neden bu üzüntüyü yaşamalıyız?’ diye kendimi sorguladım. Sonrasında eşimle huzur bulmak için denize yakın bir yere taşındık. Savaşta zarar görmüş üniversite öğrencilerinin acılarını paylaştım. Onlara destek oldum. Yakınlarımın hasretini onlarla giderdim. Üç çocuğum vardı. Atom bombasının patladığı gün bezini yıkadığım çocuğum 55 yaşında kan kanserinden öldü. Diğerleri şimdi 65 ve 61 yaşında. Çocuklarımı emzirirken benden çocuklarıma hastalık geçer diye hep suçluluk hissettim. Bakmayın böyle sağlıklı gibi göründüğüme. Yaşadığım hastalıklar sonrası 25 yaşında rahmimi aldırdım. Kadınlığımı da yaşayamadım.