Boğaz Köprüsü'nü yıkamadık ya!
19 Ekim 2010

İlk yıllarında gazeteci olarak izlediğim maratonu sonraları boşvermiştim, kayıt olmak, grup kurmak sıkıntısı! Bu yıl Unilever, Darülaceze Spor Kulübü’nü desteklemek için bu işi üstlenince, hadi gidip halk koşusuna katılalım dedim ama o da ne? Bu köprü sallanıyor! Köprüye girer girmez kendimizi fotoğraflayalım dedik ama, harbi sallanıyor! Aydınlatma direklerine bakıyorum, gözlerime inanamıyorum, 8 şiddetinde deprem olsa sağa sola bu kadar yatar, zaten aynı yerde durursanız mide bulantısı kesin, kusan birilerini bile gördüm! Hemen aklıma 2. Dünya Savaşı sırasında askerlerin üzerinden uygun adım rap rap koşarak geçtikleri için yıkılan köprü geldi, hepten tırstım. Allahtan burada rezonans tehlikesi yaratacak bir düzen yerine tam bir kaos var: bağdaş kurmuş yiyip içen mi istersin, Muğla’dan gelip halay çeken mi, köpeğini gezdiren mi, tek başına “Seni seviyorum Mehmet” pankartıyla yürüyen kadın mı, Çarşı Grubu da burada, Hakkarili futbolcu minikler de!

[[HAFTAYA]]

Herkes kendi onbeş saniyelik ekran şöhretini yakalamaya çalışıyor. Bir ara ekran başında olmadığıma hayıflanıyorum, çünkü hiç bir şeyi göremediğimi düşünüyorum, Başkan Topbaş’ın start verişini bile göremedim! Köprünün ortasına geldiğimizde yürümeyi bırakıp kalabalığın elverdiği ölçüde “seyirtme” durumundayız! Bir an önce ayağımızın karaya basması lazım, manzaranın güzelliğini falan gördüğümüz yok. Can ne kadar tatlıymış! Allahtan yetkililer anons, duyuru muyurı yapmıyor da bir panik yaşanmıyor, halkım Allah korusun deyip deyip, her işimizde olduğu gibi burada da güvenliği yukarı havale edip, karmaşasını yaşıyor. CHP Çağlayan mitingindeki duygum sürüyor, Halk burada, millet nerede? Halk yürüyor, millet Boğaz kıyısında kahvaltı keyfinde. Siz yakında o sahilleri de kaybedersiniz!

İSTANBUL DANSA DOYDU!

Nasıl bir maraton bu hafta sonu, nasıl bir enerji saçma, anlatamam: Cumartesi tam 4 saat bir spor salonunun havasız ortamında dans seçmelerini izliyorum, niye sadece ben izliyorum diye hayıflanarak! Türkiye Dans Federasyonu’nun mütevazı olanakları içinde ama hiç eksiksiz düzenlediği Milli Takım seçmelerine yüzlerce sporcu katılıyor. Saatlerce hakemlerin önünde ter döküyorlar. Kıyafetleri, dansları, enerjileri hiç de yurt dışındakilerden farklı değil. Meğer dans kulüpleri, dans okulları nasıl bir gençlik yetiştirmişler, bu gençler muhteşem! Ne var ki kendi kendilerine dans ediyor, kendi kendilerine yarışıyorlar. Medya, çok da güzel görüntü verecek haberi izlemiyor, kimsenin haberi olmuyor. Pazar günü, salsa yaparak yarışacak gençleri ben de terkedip yürüyüşe gidiyor, maratonda 10 km kadar yürüdükten sonra eve koşup duşumu alıyor, üstümü değiştirip TİM Maslak Gösteri Merkezi’ne Arjantinli tangocuları izlemeye gidiyorum. Allahtan metro Darüşşafaka istasyonuna kadar uzadı, artık trafik korkusu olmadan buraya gelebileceğim. Tango Feeling, canlı orkestra eşliğinde, 6 çift dansçısının performansıyla üç gün boyunca İstanbulluları mestediyor! Danslar hem akrobatik, hem estetik, hem romantik, hem erotik! Carolina Soler’in koreografisi keyifli. Seyirci mutlu. Yoksa biz hem dans etmeyi hem seyretmeyi seviyor muyuz?