Yandex.Metrica

Yeni Yazısı > Bize rahat batıyor mu? - 26.02.2010

Bize rahat batıyor mu?
26 Şubat 2010

Sevgili Deniz Gökçe, Anadolu toplantılarında yaptığı sunumlarda ‘Rahat bize batıyor’ diye konuşur. Ekonominin iyiye gittiği, büyümenin geldiği, yabancı sermaye girişinin arttığı ve nihayet istihdam yaratıldığı dönemlerde, mutlaka bir sorun yaratır, gidişatı bozarız. Bu bazen ‘anayasa fırlatma’, bazen ‘cumhurbaşkanı seçimi’, bazen de ‘parti kapatma’ şeklinde olur... Şimdi manzaraya bakın... Dünyada yaşanan sıkıntılara rağmen Türkiye, 2010 yılına iyi başladı... İş dünyası, hükümetin hedefi olan yüzde 3.5’ten daha yüksek büyüme bekliyor. Enerji ihalelerine müthiş ilgi var. Komşular cayır cayır yanarken, S&P kredi notunu yükseltiyor.

Huzursuzluk moral bozuyor

Şirketlerin ‘İyi bir yıl olabilir’ diye yola çıktığı 2010’un daha ikinci ayında, ‘Erzincan-Erzurum hattı’, ‘Yargı krizi’ ve ‘Komutanlar sorunu’ ile uğraşıyoruz. Geçmişe bakarsak, Türkiye’nin 80 yıllık tarihinde, en büyük sıkıntıların, siyasi istikrardan kaynaklandığını görürüz. Türkiye, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana 3 yıl üst üste büyümeyi ancak savaş yılları ile 2002-2008 arasında görebildi. Bunun arkasında dünya ekonomisi kadar ‘istikrar’ da vardı. 1923-2002 arasında sadece 3 defa, 3 yıl üst üste büyüme varken, 2002-2008 arasında, 8 yıl aralıksız büyümeyi başaran bir performans yakalandı. Son 2 yıl ise hem global etkenler hem de ‘istikrar’ sıkıntısı nedeniyle heba edildi.

İş insanları hâlâ umutlu

Son 1 ayda konuştuğum işadamı ve yöneticilerden şu izlenimi edinmiştim. ‘2010, beklendiğinden iyi geçebilir.’ Bunu Suzan Sabancı Dinçer’den, Ayça Dinçkök’ten, Ümit Boyner’den, Hamdi Akın’dan, İzzet Karaca’dan ve daha çok sayıda iş insanından duydum.

Daha dün bir işadamı ile konuşuyordum. “Hükümete büyük iş düşüyor. S&P’nin not artırımıyla birlikte olumlu bir rüzgar esmeye başlamıştı. Bu olumlu havayı ve 2010 yılını kaybetmeyelim” dedi. Hükümetin ne yapıp edip, gerginliği gündemden indirmesi gerekiyor. Türkiye bir an önce gerçek sorunlarına dönmeli... İş yaratmak isteyenlerin yolu açılmalı... İş arayan milyonlara umut verilmeli... Kısaca, ‘kendi ayağımıza sıkmaktan’ vazgeçmeliyiz...

Eskisi gibi büyük dalgalanmalar olmuyor

Son birkaç gündür Türkiye, basındaki yaygın deyimle, olumsuz anlamda ‘tarihi günler’ yaşıyor. Bütün haber kanalları canlı yayın bağlantıları yapıyor, sürekli alarm halde... Doğal olarak borsa, dolar ve faiz hareketlerini de anında yansıtıyorlar... Salı ve çarşamba günleri TV’leri izliyorum... ‘Dolar 1.55’e fırladı’ anonsları yapılıyor.... ‘Fırladı’ kelimesinin altını çizmek lazım. Dolar, 1.52 düzeyinden sadece yüzde 1.3 yükselerek 1.54 ve biraz üstüne çıkıyor.

Oysa eskiden öyle miydi? Örneğin, 17 Temmuz 2001’de, dönemin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş ile MHP arasında çıkan tartışma sırasında, dolar yüzde 10 üzerinde yükselmişti. Sadece o gün değil, geçmişte siyasi kriz ortaya çıktığında, dolar yüzde 5-10 arası yükselir, borsa hızlı düşerdi. Merkez Bankası Başkanı’nın bir sunumunda da vardı. 2002 sonrası izlendiğinde, TL/dolar kurunun, ‘kriz’ ve ‘çalkantılara’ verdiği tepkiler giderek azalıyor.

Doların tepkisi sınırlı

Meşhur 27 Nisan Muhtırası’nı hatırlıyorsunuz... 2007’de, bir cuma akşamı Genelkurmay’ın sitesinden yayınlanan açıklama etkisi, 30 Nisan sabahı etkisini göstermişti. Haftaya 1.3330 liradan başlayan dolar, Merkez Bankası’na göre pazartesi günü 1.3380’den, sonraki günü de 1.3673’den kapatmıştı. Özetle piyasalarımız, özellikle de TL/dolar paritesi çalkantılara karşı daha güçlü duruyor, dalga boyları eskisi kadar yüksek olmuyor. Zaten Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz da sunumlarında, ‘Döviz kuru oynaklığı’ verilerine sürekli yer veriyor. En son konuşmasında yer verdiği tabloda, Türkiye, bu açıdan yapılan değerlendirmede, benzer ülkeler arasında alt sıralarda yer alıyor.