Yeni Yazısı > Bitsin bu trajedi! - 05.09.2009

Bitsin bu trajedi!
05 Eylül 2009

Ve oldu. Bu köşenin yazarı çok değil iki gün önce Münevver cinayetinin mağdurlarından baba Süreyya Karabulut’un cinnet geçirme olasılığını yazmış, üstüne gitmeyin notu düşmüştü. Önceki gün canlı yayınlanan basın açıklaması sırasında iyi saatte olsunlar geldi acılı adama... Ve kontrol elden gitti. Aynı akşam Star Haber’de canlı yayına çıkan Uğur Dündar’ın dediği gibi o açıklamayı canlı yayınlamak meselesinde de ucuz kurtulundu. Çünkü Süreyya Karabulut uzun süredir, akli dengesinin elden gideceğinin sinyalini veriyordu. En kötüsünü düşünelim, canlı yayında kan dökülmesi ihtimali bile vardı... Şükür bir şey olmadı. Sadece bir trajedinin en dip noktasını izlediğimizle kaldık. Ben kendi adıma çok utandım. Meslektaşların ellerini öpme çabası içindeki adam öylesine başka bir dünyanın adamıydı ki, o an... Bağırma, küfür ve başka hezeyanlarla süren açıklama, kanlı testere şovuyla son buldu. Meselenin en finalinde de sinirleri boşalmış, iki gözü iki çeşme bir adam vardı. Bana göre çok uzun süre iflah olmayacak bir kopuştu o fotoğraf... Bundan sonra izlenecek yol belli. Karabulut Ailesi’ni işin içine sokmadan cinayetin failini yakalayıp kamu vicdanını rahatlatmak. Tersi durumunda, yani Karabulut Ailesi’nin üzerinden reyting kovalama halinde trajedinin sorumluluğunu paylaşmak zorunda kalacak, kim yaparsa... Tekrar ediyorum. Bu aileden uzak durun. Top o hattan çıkıp, olması gerektiği yere; cinayetin arka bahçesine girmeli, Cem Garipoğlu yakalanıp, mesele aydınlanmalı. O zaman işte vicdanım rahat bakabilirim, bakabiliriz o cam ekrana!

En zor yayındı!

Ali Kırca, kritik bir dönemde hakikaten büyük bir risk alarak çocukların gözüyle Kürt açılımını ekrana taşıdı Siyaset Meydanı’nda. Sezonun ilk programıydı ve çok iddialıydı... Öncelikle izlediğim bölümden çıkardığım özet; bizim çocuklarımız çocukluklarını hızlı tamamlamışlar oldu. Doğu ve Güneydoğu coğrafyamızdan gelen Kürt kökenli çocuklar hele, onlar artık bir yetişkindi... Programın ilk anlarındaki “Hepimiz kardeşiz” havası, bir süre sonra yerini ezberletilmiş klişelere bıraktı. Henüz hayatın başındaki çocukların ağzından bu şekilde sert sloganların çıkışı korkuttu beni... Aynı korkuyu Kırca ve stüdyoda bulunan erişkinlerden Psikiyatr Yankı Yazgan da yaşadı. Ben, uzun bir süreden sonra Ali Kırca’yı ilk kez terlerken gördüm... Kolay değil, Hakkari’den programa katılan Metin ismindeki konuşmacı Kürt halkının önder arayışında Abdullah Öcalan’ı tercih ettiğini söyleyerek, bölücübaşına bir de “sayın“ nitelemesi yaptı... Çocuklar, tam olarak ne olduğunu asla anlayamayacakları bir sürecin sözcüleri olarak ekranda olunca, rahmetli Barış Manço’nun 7’den 77’ye isimli programında ağzımız kulaklarımızda izlediğimiz kuşağın çok gerilerde kaldığını anladım... Zaman, öncelikler, politikalar ama en çok çocuklar değişiyordu. Ne acı!

Passaparola Reloaded

Beyazıt Öztürk dün akşamdan itibaren Türk izleyicisinin yakından bildiği Passaparola isimli yarışmanın yeni formatı olan Ucunda 1 Milyon Var ile izleyicisiyle buluştu. Hafta sonu da Beyaz’a emanet olacak Star’da... Passaparola, ilk olarak Metin Uca’nın sunduğu, ara dönemlerde Mehmet Ali Erbil ve benim de sunuculuğunu üstlendiğim iyi bir formattı. Beyaz’a gelmeden bir önceki halinin sunumunu yine Metin üstlenmişti. Ancak izleyicinin ilgisi azalınca yarışma yayından kalkmıştı... Peki ne oldu da tekrar Passaparola rüzgarı esti? Aslında durum çok net. Seyirci uzun süredir bilgiye dayalı ama bir yandan da eğlendiren yarışma formatlarına aç. Geçen yıl bir yazımda “gelecek bilgi yarışmalarında” demiştim ve öyle de oldu. Göreceksiniz Beyaz, artık bir klasik haline gelen formatı göz bebeği yapacak. Aslında sadece Beyaz’a yüklemeyelim misyonu. Passaparola ölmeyecek bir format. Beyaz da, Star’da ekmeğini yiyecek. Dedim ya; göreceksiniz!

Kelepçe olmadı!

Parmaklıklar Ardında, hapishanenin yarısını kıran salgın meselesiyle geri döndü. Salgının ardından karantinaya alınan cezaevinde ciddi sayıda bir nufus azalması vardı. Bir yapımcı için eskiyen yüzlerden kurtulmanın en iyi yoluydu bu. Ver salgını, yolla oyuncuları... Neyse. Atv’nin birkaç sezondur istikrarla yoluna devam eden dizisinin bu sezonki yeni “tanıdık yüzü” Tardu Flordun oldu. Binbir Gece’nin sona ermesiyle işi biten Kerem, yeni dizisinde Doktor Metin Utku adıyla çıktı izleyicinin karşısına. Sağlıksız bir sağlık adamı hali vardı ilk bölümde. Anladığım kadarıyla herkesin birbirinden kötü karakterleri oynadığı dizinin en kötüsü o olacak... Bu hızla sezonu tamamlayacağına eminim dizinin. Ancak aynı hızla hatalar ayrıntılarda yaşıyor. Bir sahnesinde karantinadaki hastaların, ölüm döşeğindeki hallerine rağmen yatağa kelepçelenmiş olması bana biraz akıl dışı geldi. Yok durum hakikaten böyleyse, o zaman düzelteyim; insanlık dışıydı!

Saba olmak zor

Saba Tümer’in yerinde olmak istemem doğrusu. Bir yanda CNN TÜRK’teki macerası yol alıyor, öte yandan tam karşısında programının eski bölümlerini oynatıyorlar. Yapan, transferin rövanşını almak isteyen eski grubu. Can sıkıcı bir durum... Fakat bizim Saba komik kız. On dakikada bir “Gerçek Saba benim, öteki Saba benim eskim“ deyip duruyor. Bunu yaparken malum kahkahası da cebinde, çıkarıp çıkarıp atıyor ortaya. Sanki biraz daha gür çıkıyor kahkahasının sesi. Oradan anlıyoruz zaten, yeni Saba, eski Saba’yı dövüyor... Bir de şu var; üçüncü gününde teknik aksaklıklar bir türlü giderilemedi. Son olarak Kavak Yelleri ekibinin ayağını dayadığı dekor yıkılıverdi. Saba değil ama ben yorumumu o an yaptım; “Nazar var kardeşim üstünde, kurşun döktür iyisi mi!”. Maşallah diyelim biz de; gelmesin kız nazarlara!