Birbirimize dokunmadan ve dayatmadan yaşasak?
03 Ağustos 2017

Sorun büyük: birbirine düşman, birbirini anlamayan, yaşam biçimleri, hedefleri farklı iki toplum olarak aynı ülkede yaşamak durumundayız. Üstelik, son referandumda da kanıtlandığı gibi, tam da ikiye bölündük. Daha da kötüsü, hoşgörümüz yok, birbirimizi anlamak ve uzlaşmak istemediğimiz gibi dayatma halindeyiz. 16 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı, dindar hassasiyetleri olan kesime dayanarak işe başlarken kimsenin hayat tarzına dokunmayacağını iddia ediyordu.

Geldiğimiz noktada bırakın hayat tarzını, rejim değiştiriliyor. Üstelik de bu rejim değişikliğine ve dayatılan yeni hayata itiraz etmeyecek bir yeni nesil oluşturmak için eğitim dinileştiriliyor.

1. Devlet okullarının imam hatip okullarına dönüştürülmesi yetmedi. Müfredat da değiştirildi, evrim teorisi yerine cihat kondu.

2. Okullardaki değer eğitimi MEB yerine Ensar Vakfı’na devredildi! Laikliğin temel taşlarından, devrim yasalarından olan Medeni Kanun’u işlemez hale getirmek için müftülüklere nikah kıyma yetkisi, evde doğum yapan kadına yakınlarının nüfusa bildirme yetkisi getirildi.

Aklımıza mukayyet olmaya çalışırken meclisi devre dışı bırakmak için iç tüzük değiştirilip muhalefetin sesi kısıldı. Ve son numara 600’e çıkarılan vekil sayısından azami pay almak için seçim çevrelerini yeniden düzenleme. Böylece en büyük parsayı iktidar partisi toplayacak. Her yandan kuşatma!

Kime söylüyorsun? 

Bu gidişe dur demek için insanlar seslerini çıkarıyor. Aile eski Bakanı Önay Alpago, Cumhurbaşkanına, Gülgün Feyman, Emine Erdoğan’a mektup yazmış. Elbette uyarmak boş oturmaktan iyidir ama zaten emir kimden gidiyor? Göz ardı edilen şudur: bugüne kadar size zorla kabul ettirilmeye çalışıldığını iddia ettiğiniz seküler, çağdaş yaşam biçimi ve bilime dayalı eğitime ne kadar tepki biriktirdiyseniz aynısı karşı tarafta olmayacak mı?

Baskı bir gün ters tepmeyecek mi? Bu ülke hep birbirini yiyerek ve ezerek gel gitler mi yaşayacak? Geçende bir fotoğraf gördüm: Atlak Okyanusu ve Pasifik Okyanusu’nin birbirine dokunduğu yer. Değiyorlar ama karışmıyorlar. Renkleri, dalgaları farklı. Dünyanın üzerinde, karışmadan, yanyana duruyorlar. Biz de öyle yaşamaya çalışsak diyorum?

Aç susuz çalıştırılırken öldü!

Antalya Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal, değişik projelere imza atan bir belediyeci. 1 Ağustos’u empati günü yapmış ve temizlik işçileriyle birlikte sokakları süpürmüş. Aynı gün ilçesinden ekranlara düşen bir başka görüntü ise bize dünyayı paylaştığımız başka canlılarla da empati yapmamız gerektiğini düşündürtüyor; 45 derece sıcakta aç susuz fayton çektirerek çalıştırılan bir at, yolun ortasında çatlayarak ölüyor. Ayaklarında nal yerine çakılmış eski araba lastiğini görünce, gözümden yaş geldi!

İstanbul’da Adalar, Antalya’da Muratpaşa, atların ölümüne çalıştırılmasına ne zaman engel olacak?

Bana biraz müsade

Suriye’nin kuzeyinde hemen sınırlarımızın ötesinde PKK’ya, ABD destekli bir Kürt devleti kurduruluyor. Mahkemelerde, FETÖ darbesi davaları görülürken itiraf eden kurtuluyor, itiraf edecek hiç bir suçu olmayan tutuklu, boşuna bekliyor! Yandaş gazetelere bakarsanız ekonomi tıkırında, ama ne enflasyon duruyor, ne işsizlik iniyor, ne ihracat artıyor.

Bakmayın siz turist girişlerinin arttığına, geçen sene hiç gelmedi de onun için bu yıl artmış gözüküyor, ama hem fiyatlar çok düşük, hem de gelenin harcama gücü. Artık zengin Avrupalı hiç gelmiyor, son dakika fırsatçıları, ucuzcular. Bu karamsar tabloyla sizi başbaşa bırakıp çok uzaklara, bir iş gezisine gidiyorum, ama keşke işler hep böyle olsa! Dönünce anlatacağım ülke, dünyanın bir ucunda, dünyanın tepesinde, dünyanın en güzellerinden. Hadi siz bulana kadar bana müsade!