Bir sınav sistemi nasıl yüze göze bulaştırılabilir!
26 Nisan 2011

ÖSYM bu yıl rekor kırdı. Gerekçesi ne olursa olsun... İster talihsizlikler art arda gelsin... İster komplo teorileri üretilsin, sonuca baktığınızda tam anlamıyla bir felaketle karşı karşıyayız. 27 Mart’taki YGS’de (Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı) olduğu gibi pazar günkü ALES’de de (Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitime Giriş Sınavı) skandal yaşandı. Bütün bunları muhalif basın uydurmuyor. Kendileri de açıkça kabul ediyorlar. Zavallı öğrenciler ne yapsın? Yıl boyunca çalışıp hazırlandılar ve bir türlü doğru dürüst sınava giremiyorlar.

[[HAFTAYA]]

Yöneticilerin beceriksizliklerinin sonu gelmiyor. ÖSYM adeta ders veriyor. Koskoca bir sistemin nasıl dağıtılabilineceğinin, aşırı güvenlik gerekçesiyle, şimdiye kadar işleyen mekanizmanın nasıl yüze göze bulaştırılacağının dersini veriyor. Kimse de, bu darmadağınıklıkla ilgilenmiyor. Kol kırılır yen içinde kalır hesabı... Adamını kollama hesabı... Ancak merak etmeyin, bu da uzun sürmez. Şu fırtına geçsin, seçimlerden sonra ÖSYM darmadağın olacaktır. Olan ise, gencecik öğrencilere olacak...

Libya’da işler kötü gidiyor, fatura bize çıkıyor

Gündem yine bizi başka yönlere savurdu ve Libya’yı unuttuk. Oysa orada işler iyi gitmiyor. Tam bir kargaşa yaşanıyor. Son durum şöyle:

- Kaddafi ve onun emrindeki güçler, ülkenin batısını kontrolleri altında tutuyorlar ve direnişçi güçlere nefes aldırmıyorlar.

- Müttefiklerin havadan bombardımanları, ilk başlardaki etkinliğini kaybetmiş durumda. Kaddafi’yi zorlayamıyorlar.

- Direnişçi güçler, bekledikleri dış desteği, istedikleri oranda elde edemiyorlar. Hâlâ başıboş, düzensiz bir mücadele veriyorlar ve ülkenin doğusunu ellerinde tutmaya çabalıyorlar. Asıl önemlisi, Kaddafi’ye karşı oluşturulan cephenin Libya liderinden kurtulmak için ne yapılması gerektiği konusunda henüz bir karara varamaması, yeni bir strateji oluşturamaması. Üç ayrı senaryo tartışılıyor:

- Askeri harekat yapılmadan, Kaddafi’nin iktidarına son verilebilmesi son derece güç görülmekte. Ancak bu konuda ne Washington ne de NATO üyelerinin önemli bir bölümü, askeri bir istilaya yanaşıyor. Bu opsiyon şimdilik çok riskli ve gerçekleşmesi de olanak dışı sayılıyor.

- Direnişçilere silah yardımı yapılması, yollanacak özel timler tarafından eğitimden geçirilmeleri ve güçlü bir muhalefet cephesine dönüştürülmesi üzerinde duruluyor. Ancak bu konuda da, Washington henüz tam onayını verebilmiş değil. Mısır üzerinden ve Katar’ın yolladığı silah yetersiz kalıyor. İngiliz ve Fransız özel timlerinin yollanması projesi de, şimdilik askıda bekletiliyor.

- Şu anda tercih edilen senaryo, içeriden direnişçilerin baskısı, dışarıdan hem hava bombardımanı hem de uluslararası baskılarla Kaddafi’nin sonunda pes etmesi şeklinde. Oysa Kaddafi, boyun eğmeye hiç niyetli görülmüyor. Bu yöndeki telkinlere ve arabuluculara da kapılarını kapatıyor. Sonuçta ani bazı değişimler veya Washington’un tutum değiştirmesi gibi bir durumla karşılaşmazsak, uzun yıllar sürecek bir iç savaş ve ikiye bölünmüş bir Libya ile karşı karşıyayız.

Faturayı Türkiye’ye kesiyorlar...

Bu arada özellikle Fransa başta olmak üzere Libya’daki bazı çevreler, direnişçilere yeterli silah verilmemesinin faturasını Türkiye’ye çıkarıyorlar. Ankara’nın NATO içinde hem direnişçilerin silahlandırılması hem de askeri bir harekat konusunda vetosunu kullandığı dillendiriliyor. Bu da, muhalefet kanadını Türkiye aleyhtarı gösteriler düzenlemeye itiyor.

Geçtiğimiz haftalarda bunlara tanıklık ettik. Şimdi de muhalefet sözcüleri Ankara’ya duydukları tepkiyi sürekli dillendiriyorlar. Libya pastası şu sıralarda paylaşılıyor. Kimse bir açıklama yapmadığından dolayı bilemiyoruz ancak sanırım bizleri sofranın dışına itmeye çalışanlar çoğalıyor.

Bir yıl daha atlattık, darısı gelecek yılın başına!

Bir 24 Nisan daha atlattık. Başkan Obama’nın sayesinde, geleneksel Türk-Amerikan krizi yaşanmadı. Aslına bakacak olursanız, Türkiye veya Ermenilerden çıkan protesto seslerine pek bakmayın, herkesin işine gelen bir oyun oynanıyor. Başkan Obama, Ermenilerce “soykırım” anlamında kullanılan “Büyük Felaket” cümlesiyle hem Türk toplumunu ayağa kaldırmadan hem de Ermenilerin oylarını kaybetmeden, geçen yıllardaki gibi, bir orta yol formülüyle her iki tarafı da tatmin etmeye çalıştı.

Bu söylem, Ermenileri kesmiyor. Onlar açıkça Türk soykırımından söz edilmesini istiyorlar ve yine müsait bir zemin bekliyorlar. Türk resmi yetkilileri de memnun olmadılar ancak her zamanki gibi, yılı ABD Kongresi’nden soykırım damgası yemeden atlatmaktan memnunlar. Bu noktadaki tehlike, Türkiye’nin 24 Nisan’lar geçtikten sonra, Ermeni dosyasını unutuvermesi ve parmağını kıpırdatamaması.

Ancak dikkat etmekte çok yarar var. Ermeni iddialarının 100’üncü yıldönümü yaklaşıyor. 2015’ten itibaren Ankara ateşten gömlek giyecek. Eğer şimdiden bir strateji saptanmaz ve gereken önlemler alınmazsa, ileride karşılaşacağımız manzara bizi çok şaşırtabilir. Bu uyarıyı yaklaşık 4-5 yıldır yapıyorum ve her defasında ilgili tüm çevreler “Çok haklısın” diyor, ardından günlük işleri arasında kaybolup gidiyorlar. Ben ise bakmadan uyarımı yapmayı sürdüreceğim.