Bir gün Ogün'den özür dilersek şaşmayın!
27 Ekim 2010

Ne yapalım ki yasalar böyle. Hrant Dink’i katleden Ogün Samast’ın cinayet günü “çocuk olduğu” saptandı. 18 yaşın altındaki bu “çocuğun(!)” davası da bundan sonra “çocuk mahkemesinde” ve psikolojisi bozulmasın diye tek başına görülecek. Aslında doğru bir yasa, ancak konu Ogün Samast olunca, kamuoyu tepki gösteriyor.

Hrant Dink olayı zaten devletin bir yüz karası, bir ayıbıdır. Buna bir de yasa boşlukları eklenince insan isyan ediyor.

[[HAFTAYA]]

Emin olun zaman zaman “bir gün bu oğlandan, verdiğimiz sıkıntı nedeniyle özür dilemek zorunda kalabileceğimizi” dahi düşünür oluyorum ve kan tepeme fırlıyor. İktidar, HSYK ile uğraştığı kadar biraz da gerçek yargı reformuyla uğraşsa bu ülkeye çok büyük yarar sağlayacak.

Erdoğan askerlik üzerinden seçim golü attı

Kimseler kusuruma bakmasın ancak gözle görülen ve hemen herkesin tartıştığı bir konuya değinmek istiyorum: Askerlik süresi-bedelli askerlik.

Yüzbinlerce insanımızı ilgilendiriyor.

Yıllardan beri konuşulur ancak hiçbir zaman vazgeçilmez.

Müthiş de bir lobisi vardır.

Aslında neyin yapılabileceğini, neyin yapılamayacağını herkes bilir. Genelkurmay bu konuyu ezberlemiştir. Her defasında görüşünü açıklar ancak kimse ısrar etmekten vazgeçmez. Türkiye özellikle bedelli askerliğin avantajlarını, sakıncalarını konuşarak yıllarını geçirdi. Hiç bitmeyen ve bıkılmayan bir konudur.

Özellikle siyasilerimiz açısından da bu konu en bereketli seçim yatırımıdır. Nitekim hâlâ öyle.

Son kampanyayı muhalefet partileri başlattı, ardından iktidar topa girdi. Ancak AK Parti daha iyi top dolaştırıyor.

Önce olur-olmazını tartıştırdı, arkasından baktı ki ilgi yüksek, Genelkurmay devreye sokuldu. Garip şekilde iki Genelkurmay Başkanı da sık sık “eşit askerlik” konularını işleyince, bu defa bedelli ile eşit askerlik birbirine karıştı.

Önce Genelkurmay çalıştırıldı, ardından Genelkurmay Başkanı ile randevulaşıldı, sonra ertelendi, yeniden buluşuldu. Formüller havalarda uçuştu. Bedelli konusunda kesin konuşulmamakla birlikte, bir şeyler olabilirmiş havası yaratıldı.

Sonunda, Başbakan Erdoğan çıktı ve “Öneriler çok ilginç ancak daha çalışmak gerekiyor, seçim sonrası yine ele alınacak” dedi.

Bundan daha güzel bir seçim golü atılamazdı.

Şimdi insanlarda, “Bu işi yaparsa AK Parti yapar” izlenimi yaygınlaştı ve beklenti yaratıldı. Çıkacak karardan etkilenecek olan yüzbinlerin eli mahkum. AK Parti’ye oy verecekler.

Yanlış mı düşünüyorum?

Güzel bir seçim golü değil mi?

KCK operasyonu hoyratça oldu...

KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) operasyonu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürt sorunu ve PKK terörüne karşı mücadelede hâlâ burnunun ucunu göremediğini gösteriyor.

Nedenini anlatayım...

2002 yılında, hatırlayacaksınız, PKK adını kullanmamak için KADEK, ardından da Kongra- Gel kurulmuştu. Aradan bir zaman geçti ve Abdullah Öcalan KADEK yerine KCK’nın kurulmasını istedi.

Tüzüğünü okuduğunuz zaman KCK’nın tam bir devlet örgütlenmesi olduğunu görüyorsunuz. Ancak KCK bir terör örgütü değil. İleride PKK dağdan indiği veya devre dışı kaldığında sorunu yaşatacak bir kadrolaşma.

İçinde; seçilmiş belediye başkanları, politika yapmış kişiler, eline silah almamış ancak PKK’ya yakın isimler var. Barış döneminde devreye girecek bir yapılanmadan söz edilebilir. Aralarında hem PKK’lı sayılan unsurlar, hem de seçilmişler var.

Bu karışık yapısından dolayı güvenlik güçleri KCK’ya tek boyutlu bir müdahalede bulundu. Devlet, “İçlerinde demek ki PKK ile ilişkisi olanlar var, demek ki terör örgütü geri planda olsa dahi etrafta dolaşıyor” deyip tümünü gözaltına aldı. Seçilmiş belediye başkanlarının da gözünün yaşına bakılmadı. Silahlı bir eyleme katılmamış olanlar dışarıda bırakılmadı. Yasalar harfiyen uygulandı. Hoyrat davranıldı. Sonuç ortada. PKK’ya muhalefet eden Kürt gruplar dahi ayaklandı. Kürtler birleşti ve yepyeni bir mücadeleye girer oldular. Yepyeni bir gerilimle karşı karşıya kaldık. Bu olay, açılım diye adlandırılan yaklaşımın tümüyle unutulduğunu gösteriyor. PKK terörüne daha akılcı davranılması gerektiğinin lafta kaldığını ortaya koyuyor.

Gerekiyorsa terörle mücadele yasaları değiştirilip, silahlı mücadelede rol almamış olanların tutuklanmalarının önüne geçilebilirdi. Teröre katılmamış belediye başkanları veya seçilmiş kişiler olay dışında tutulabilirlerdi.

Hem Kürt sorununu çözelim diyoruz, hem de ince politika yapamıyoruz.

KCK tutuklamaları, elleri bağlı belediye başkanlarının sokaklarda dolaştırılmaları ve toplu mahkeme Kürt halkına, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürtlere siyaset yapma hakkı vermek istemediği mesajı veriyor. Oysa Başbakan’dan İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a kadar iktidarın tepesi sürekli şekilde “açılım ve uzlaşıdan” söz ediyor.

Bu hoyratlıkla, böylesine önemli ve politika mühendisliği gerektiren bir sorunu çözemeyiz. Ya bu konularda karar verenleri değiştirelim veya yasaları...