Bir etrafa bakın bir de bize...
01 Şubat 2011

Ben de dahil olmak üzere, bizim toplumumuz kadar rahat etmekten hoşlanmayan, en zengini dahil olmak üzere, hiçbir şeyi beğenmeyen ve sürekli homurdanan bir başka toplum bulunabileceğini sanmıyorum. Altın külçeler verilse, sokak çeşmelerinden süt akıtılsa, ülke baştan başa donansa dahi, mutlaka sırf “Ben demiştim” diyebilmek için bir şey bulur ve şikayet ederiz. Allah rızası için, şöyle bir etrafımıza bakalım. Yıllardan beri Akdeniz’in en rahat ülkelerinden biri sayılan Tunus’un durumuna bakın. Yarı Arap, yarı Fransız, turizm cenneti ve dışarıdan bölgenin en istikrarlı ülkesi sayılırdı. Tek bir sorunu vardı, o da 30 yıldır aynı adam tarafından yönetiliyordu.

[[HAFTAYA]]

Hükümdar ailesi ve ülkenin saraya yakın eliti tarafından yıllardır sürdürülen yolsuzluk artık dayanılmaz noktaya gelmişti. Asıl önemlisi, ağzını açan, farklı bir görüş söyleyenin yok oluverdiği bir sistemde yaşıyorlardı. Sıkıysa ağzını aç bakalım. İşte patlamanın nedenleri... Mısır’ın durumuna ne dersiniz? Mübarek de, 35 yılı aşkın süredir Mısır’ın başında. Yerini oğluna bırakmaya hazırlanıyordu. Fakirlik diz boyu. Tam bir diktatörlük. Dünya değişiyor ancak Mısır değişmiyordu. Yıllardır patladı patlayacak dendi ve sonunda bir kıvılcım yetti, olanlar oldu. Lübnan deseniz orada ise, çeşitli gruplar arasındaki güç mücadelesi, ülkeyi parçalıyor. Zenginler, zenginliklerini tadamıyorlardı. Toplumun farklı kesimleri arasında diyalog kurulamadı, sorunlar mecliste çözümlenemedi ve sonunda yine kaosa düştüler.

Türkiye, tüm gücünü demokratik sisteminden alıyor

Şimdi bir de kendi ülkemize bakalım ve kendi kendi kendimize “Bu ülkelerden ne farkımız var?” diye soralım. Bunun bir tek yanıtı var: Demokrasi. Ülkemizdeki belki en eksiksiz uygulama değil. Zaten birçok eksikleri var ve biz de bunlardan şikayetçiyiz. Ancak bu kadarı dahi bölgede bir istikrar adası olmamıza yetti. Tüm sorunlara, içimizdeki tüm kargaşaya ve kavgaya rağmen, demokrasimiz sayesinde hep düzlüğe çıkabildik. Bizde de fakirlik var ancak yine demokrasi sayesinde patlama yaşanmıyor. Bizde de, çeşitli kesimler (örneğin; Kürtler veya Aleviler) ile merkez arasında çatışma var ancak yine demokrasi sayesinde iç savaşa dönüşmeden yaşanabiliyor. Altın değerinde bir sistemimiz var. Madalyonun bir de bu yanına bakalım.

Türk demokrasisi Mısır ve Tunus olaylarını büyük ölçüde etkiledi...

Abartmıyorum ve ne dediğimi çok iyi biliyorum. Eğer bugün Tunus’ta veya Mısır’da insanlar demokratik haklarını arıyor ve yoksulluktan kurtulmanın savaşını veriyorlarsa, bunda Türkiye modelinin bir oranda etkisi vardır. Kendinizi Mısır veya Tunus’un orta halli, eğitimli bir insanının yerine koyun. Bir kendi durumunuza, bir de Türkiye’nin durumuna bakınca ne dersiniz? Hele son yıllarda Türk dizilerini seyrettikçe, bu farkı daha da net şekilde gözleyince kendi diktatörlerinize kızmaz mısınız? “Türkler de Müslüman, biz de Müslümanız...

Nasıl oluyor da, onlar demokratik bir rejim içinde yaşayabiliyor, istediğini seçip, istemediğini değiştirebiliyor da, biz yapamıyoruz” demez misiniz? “Nasıl oluyor da, demokratik rejim sayesinde, Türk toplumunun önemli bir kesimi yoksulluktan kurtulabiliyor, diğer bir kesimi çok zenginleşebiliyor da, biz neden sürünüyoruz” demez misiniz? Yıllar boyunca “bizim neyimiz eksik?” diye sorup, sonuç alamayınca da, ilk kıvılcımda sokaklara dökülüp, 30’ar yıllık diktatörlere karşı ayaklanmaz mısınız? İşte Mısır ve Tunus’ta yaşananlar bunlar.

Lübnan’daki olaylar da, yine demokrasinin bir türlü yerleşememiş olmasından kaynaklanıyor. Türkiye, bölgede rol model kabul ediliyor. Eksikliklerine rağmen işleyen demokrasimiz... Kimimizin beğenmediği, kimimizin de giderek eridiğini sandığı laik sistemimiz sayesinde rol model oluyoruz. İçeriden bakınca, fokur fokur kaynadığını sanıyoruz ancak dışarıdan bakıldığında son derece istikrarlı ve giderek zenginleşen, Müslüman bir Türkiye görüntümüz var. Beğenelim veya beğenmeyelim. Hiç değilse, bir defalığına madalyonun olumlu yanına bakalım. Bu altın olanağı da elimizden kaçırmamaya bakalım.