Basın özgürlüğü nostalji mi olacak?
22 Eylül 2009

Bayramlarda ve yılbaşlarında patronumuz Aydın
Doğan’dan bir mektup alırız. Geleneksel
kutlama mesajıdır bu. Bu bayramda ise
Doğan’ın satırlarındaki burukluk aynı
zamanda da tedirginlik vericiydi. Bir mektup
izin almadan paylaşılır mı diye düşünebilirsiniz.
Ne de olsa binlerce çalışanına yazıldığı için
“özel” sayılmayabilir, hele bir gazeteci için!
Aydın Bey, “Zor bir dönemden geçtiğimizi
hepiniz biliyorsunuz. Bu zorlukları daha önce de
görmüş ve yaşamış biri olarak kesinlikle
inanıyorum ki, bu dönem de geride kalacaktır.
Güvenimin temel dayanağı sizlersiniz. Yıllardır
birlikte büyüttüğümüz Doğan Grubu, tüm
işlemlerini yasalara ve etik değerlere saygılı bir
biçimde yürütmekte ve toplumun çıkarını kendi
çıkarının önünde görmektedir. Bizi kalıcı yapan
sahip olduğumuz bu değerlerdir. Maddi zararlara
uğrayabiliriz. Bunlar er geç telafi edilir. Önemli
olan bizi biz yapan ve farklı kılan öz
değerlerimizden ödün vermemektir. Biz herkesin
görüş ve inancına saygılı olarak, adalet ve
hakkaniyet ölçülerinden asla taviz vermeden,
toplumumuzun tümünü kucaklayarak yürümeye
devam edeceğiz.” diyor. Biz bu güvenceyle
bildiğimiz, inandığımız doğruları yazmaya devam
ediyoruz ama... Doğan Grubu’na kesilen mali
cezaların toplamı neredeyse şirketlerin
varlığının üstünde tutarları buluyor. Sadece
bu gerçek, cezaların haklılığının ötesinde
tartışmayı yaratan bir durum, bir kötü niyet
göstergesi! Nitekim bunun basın
özgürlüğüne bir tehdit oluşturduğu,
amacın hükümete biat etmiş bir medya
yaratmak olduğu da grup dışında pek çok
yazar tarafından dile getirildi. Bu grupta
çalışan bir yazar olarak benim canımı acıtan ise
bulunduğum pek çok toplulukta gazetelerin
ona buna paylaştırılması, hani bir dönem
“hasta adam Türkiye’nin” başına geldiği gibi
ölmeden malların, toprakların
paylaşılması! Nitekim Cumhuriyet
Gazetesi’nde Emre Kongar da, içinde
bulunduğumuz durumu (Doğan Medya Grubu)
Yaşamak ve başarılı olmak için izlemek zorunda
kaldığı yayın politikasından dolayı, demokrasiyi
hazmetmemiş olan iktidar tarafından
cezalandırılıyor. Bu açmazın tek çözüm yolu
iktidarın demokrasiyi ve özgür basını
hazmetmesi. Bu nasıl olacak bilmiyorum. Çünkü
galiba amaç, Doğan Medya Grubu’nu “yola
getirmek” değil. Ciner Grubu’na yapıldığı gibi
“onu da doğrudan ele geçirmek.” diye
özetliyor. AKP iktidarının “müttefik değil,
biat istediğini” vurgulayan Emre Kongar’ı,
Milliyet’de Avrupa İnsan Hakları eski
yargıçlarından Rıza Türmen de başka bir
açıdan doğruluyor. AKP iktidarının imam hatip
liselerinin yönetmeliğini değiştirerek normal bir
liseye dönüştürmesinin yanısıra özgür bireyler
yetiştirmek için öğrencilere burs veren ÇYDD’ye
yapılan baskıların bir tür toplum mühendisliği
olduğunu, iktidarın kendi ideolojisine uygun
yeni bir insan tipi yetiştirmeyi
amaçladığını ortaya koyuyor. Sonuç, iktidara
tamamen biat etmiş bir medya, dini
esaslara göre yetişmiş yeni Türk gençliği.
Bu arada toplum ise cinayet haberleriyle
oyalanıp duruyor. Mustafa Balbay gibi
gazeteciler ise niteliği tartışmalı delillerle
7 aydır tutuklu yargılanıyor. Gerçekten bu zor
günler de geçecek mi, inanmak zorlaşıyor!

*

ÇAĞDAŞ BELEDİYECİLİK UYARILARI

Ortaöğretimin açılışı bayram sonrasına
bırakılmıştı ya, perşembe günü okullar açılıyor,
eğitim yılı başlıyor. Türkiye genelinde
15 milyon çocuk okula gidecek. Tabii en
kalabalık öğrenci grubu da İstanbul’da. Hem
tatil sonrası, hem okul açılışı derken o gün trafik
hayli sıkışık olacak. İstanbul B.B. Başkanı
Kadir Topbaş, trafikle ilgili uyarısını yaptı: işi
olmayan evden çıkmasın! Çıkmak zorunda
olan, kamu araçlarını kullansın. Veliler aynı okula
giden çocukları toplayıp tek araçla götürsün!
Bundan önceki uyarıları da hatırlatalım: deprem
olursa evden çıkıp açık alana kaçın. Sel
olursa en üst kata çıkıp kurtarılmayı bekleyin.
Kar yağarsa evden çıkmayıp camdan
bakın! Mehmet Ali Birand bayram öncesi
haber bültenini sunuyordu; belediyenin
“yağışlar fazla, sel gelebilir, önlem alın”
uyarısını okurken dayanamadı, “zodiak”
diye mırıldandı! Alçaklarda oturan herkesin
evinin önüne bir zodiak bot bağlamasında
yarar var. Dere yataklarındakileri ise bot da
kesmez. Damda helikopter bulunduracaklar!
Buna çağdaş belediyecilikte şehri
kullanma kılavuzu deniyor!