'Başımı açmanın bedelini hala ödüyorum'

Başınızı açtığınızda bütün dikkatleri çektiniz. Çok haberiniz çıktı ama kamuoyuna yansıyan Reyhan Gürtuna'dan rahatsızsınız. Neden? Olaya bakış açımın ve konunun insani açıdan ortaya konmasını istedim ama magazin boyutu öne çıktı

'Başımı açmanın bedelini hala ödüyorum'

Röportaj: Göksel Göksu [email protected]

Açılmaya nasıl karar verdiniz?

Türban veya başörtü konusu bir anda alınmış bir karar değildi. Son beş senedir bir yolculuk içindeydim, içsel anlamda. “Acaba alıştırarak mı başını açtı?” dediler. Yani önce şapkayı geçirip sonra açmak gibi! Hiç alakası yok. “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir”. Bu söz o kadar doğru ki. İnsanlar hakkında çok kolay hüküm veriliyor. Ondan sonra cezalar başlıyor. Tabii çok ciddi bir bedel ödüyorsunuz.

İlk nasıl örtündünüz?

Annem çok inançlı, hayata tamamen dini perspektiften bakan ama bağnaz olmayan bir kadındır. Aşırı baskısı yoktu ama iyi bir Müslüman genç kız olarak yetişmem için uğraştı. Önce reddettim. Üniversiteye hazırlanırken kendi isteğimle örtündüm. İnanarak. Evlendikten sonra Açık Öğretim İktisat’ı kazandım. İki-üç yıl okudum, ikinci çocuğuma hamile kalınca yine bıraktım. “İki tarafın kadını birbirini anlamıyor”

“İki tarafın kadını birbirini anlamıyor”

Beş yıllık içsel yolculuktan konuşalım biraz.

Eşiniz belediye başkanıysa, hangi siyasi kuruluşla ilginiz varsa, onlarla organik bir bağınız oluyor. Orada bir düzen var, o seçim çalışmalarında bulunmalısınız. Düzenin nasıl çalıştığını gördüm. Başka bir dünyayı gördüm. Daha önce sınırlarını çizdiğim bir hayatım vardı. Ama o konumda öyle bir lüksüm yoktu. Dolayısıyla o ortamda biraz da başkaları tarafından yönlendirilerek bir hayat yaşamaya başlıyorsunuz.

İki dünyayı da yakından tanıyorsunuz. Başı örtülü kadınla diğer kadını ayrı düşüren ne?

Kapalı camiaya bakıyorsun, çoğunda karşı tarafı anlamak isteyen bir insan yapısı yok. Bu tarafa geliyorsun; “Aydınım, demokratım” diyor ama oradaki insan yapısı da aynı. Şimdi çok şey değişti tabii, ben o günlerden bahsediyorum. İkisi de birbirini ‘öteki’leştiriyor ama duruşları aynı.

Mutfaktan sokağa çıkan kadın için bir aidiyet duygusuna sebep oluyordur parti çalışmaları herhalde.

Orada var oluyorlar bir anlamda. Bir kısmının yaşadığı ortamda açlıkları var. Orada bir kimlik altında, bir güç ediniyor ve o gücü kullanıyor. Oradan aldığı güçle kendi fıtratındaki ahlakı neyse o fikri de öyle yansıtıyor. Yani, diyelim ki kıskanç. Kıskançlığın üzerine bir elbise giydiriyor. Yanındakinin ya ayağını kaydırıyor, ya iftira atıyor. Aslında bu yapı bütün partilerde var. Zamanla havuzunuza malzemeler doluyor, sonra arada bir okuyorsunuz onları. Bunlar böyle birikti bende.

“Çok açık konuşursam ortalığı karıştırırım”

O dönemde başı açık kadınlar örtülülerin dünyasına nasıl bakardı?

Başörtülü bir kadının kuaföre gidip saçını boyatmasını yadırgayabiliyor. “Örtüyor zaten, niye yaptırıyor ki?” diye merak ediliyor. Çok açık konuşursam ortalığı karıştırırım. Öfkeleniyorum bazı şeylere. İşte tanımamak bu. Tanımak istiyorsan gel, tanı beni. Kapalı insanın beğenilme arzusunun olmadığını düşünüyor. O da insan, sadece başında örtü var. O da eşi ve arkadaşları tarafından beğenilmek istiyor. O kapalı dünyada ürettiği güzelliği kendi sınırları içinde gösteriyor. “Bu, bunu nerede gösteriyor?” sorusu o kişiye hakaret. 8 16 Ekim 2010 16 Ekim 2010 9 Ne zaman başını açtı, Türkiye Reyhan Gürtuna’yı konuşur oldu. Eleştiri oklarının hedefi olmaktan da kurtulamadı. Üstelik ne ‘örtülü dünya’ya yaranabildi, ne ‘açık dünya’ya... İki dünyayı da yakından tanıyor, iki tarafa da söyleyecek sözü var. ‘Türbanını çıkaran kadın’ olarak anılmaktan rahatsız. Çünkü Reyhan Hanım kendi doğrularının peşinden giden bir kadın. Türban tartışmalarının yine alevlendiği dönemde Reyhan Gürtuna ile konuşmak istedim. Karşımda hem herkese meydan okuyan bir kadın, hem ailesini çok seven ama “Önce ben varım” diyebilen bir anne ve eş, hem de 20’li yaşların heyecanına sahip bir üniversite öğrencisi buldum.

Örtülü kesim diğer tarafı tanıyor muydu?

Örtülü kesimde de başı açık olan herkesi dinsiz görenler vardı mesela. Bu nasıl bir görüş? O kadının eşi, arkadaşı, iş çevresi var. Arkadaşlarıyla buluşuyor, oraya giderken erkeklere göstermiyor, çizdiği sınır o.

“Havuz yavaş yavaş doluyor” dediniz...

Bir dönem, örtünün siyasete çok malzeme olduğunu fark ettim. İstense çok rahat çözülecek bir problemken çözülmüyor. Örtü bu kadar siyasi malzeme haline gelince, bir siyasetçi eşi olduğum için, şapkaya geçişim çok gündemde kalmıştı. “Beni oradan oraya atmaya hakları yok”

"Beni oradan oraya atmaya hakları yok"

Niye önce şapka?

Şapkayı etiketlere karşı bir savunma gibi düşündüm. Zaten bir yıldan az sürdü şapkalı dönem. Çünkü rahat da edemedim o şekilde. O süreçte hem okudum hem de bu konuda söz sahibi olan, güvendiğim bazı alimlerle konuştum. Sonuçta kendi içimde rahatladım. Karar verdikten sonrası, beni çok fazla bağlamaz.

Açtınız ve bir anda gözler size çevrildi.

Bana kısmet oldu, ben çektim o sıkıntıyı. Reyhan çok önemli olduğundan yapılmıyor. İyi bir modeldim onlar için. Bir futbol takımı tutar gibi, beni oradan oraya atmaya kimsenin hakkı yok. Ben bir kesimden diğerine geçmiş değilim. Zaten hiç bir kesimde değilim. Hepsini bir bütün olarak gördüm. Ama bir tarafı terk edip öbür tarafı sevindirmiş bir insan olarak sergilendim. Bu beni çok rahatsız etti.

Açılınca sizi rahatsız eden bir davranışla karşılaştınız mı?

Bazen tebrik ediyorlar, onları incitmemek adına susuyorum ama bunu hakaret olarak kabul ediyorum. Ne başımı açmamın tebrik edilecek, ne de kapalı olmamın yadırganacak tarafı var.

“Keşke daha önce açsaydım” dediğiniz oldu mu?

Örtüyü taşırken mutsuzluğum yoktu. Rahatsız ettiği dönemde de sorgulamam başladı. Kötülüklerden, zarardan korunmak için ‘edep’le de örtünebilirsin. Edep denilen o kavram da seni örter. Bir sürü örtünme çeşidi var.

Şu anda üniversitelerde türban konuşuluyor, kamusal alan söylemleri çıktı. Ne diyorsunuz bu tartışmalara?

Her şeyde özgürlükten yanayım. Hem muhalefet hem iktidar partisi bir araya gelerek herkesin memnun olabileceği bir çözüm yolu bulabilirler. Otursunlar, çözsünler. Biz onları onun için seçtik, oraya koyduk. “Üniversitede beni hoca zannediyorlar” 

Bilgi Üniversitesi’nde öğrencisiniz. Yeniden okumaya nasıl karar verdiniz?

Çocuklar büyüyünce girdim, birinci tercihimi kazandım:

Yemeklerinizi kendiniz mi yaparsınız?

Hayır. Zaten evlenene kadar mutfağa girmemiştim. Karadenizli bir aileden gelmeme rağmen Karadeniz mutfağını hiç bilmiyorum. Evlendikten sonra mutfağa girdiğim için Konya mutfağını iyi bilirim.

Bize bir yemek tarifi verir misiniz?

Tabii. Tarhanabaşı’nı yapabilirsiniz. Malzemeleri: 1 kg patates, 1/2 kg yağsız kıyma, 1 baş soğan, 250 gr çiğ köftelik bulgur, 150 gr domates kurusu, kurutulmuş fesleğen, 1 demet maydanoz, 1 demet taze soğan, zeytinyağı, tuz, karabiber, toz kırmızı biber. Hazırlanışı: Domates kurusuyla fesleğeni yumuşayana kadar kaynar suda bekletin. Patatesi haşlayıp püre haline getirin. Sıcakken bulguru ilave edin ve patatesle yoğurun. İnce doğranmış domates kurusu ve fesleğeni bu karışıma ekleyin. Bir kapta yağsız kıymayı kavurun, ince doğranmış soğanı ilave edin. Tuz ve baharatı da unutmayın. Kıyma kokusu tamamen gidip hafif kıtır olana kadar kavurun. Bu karışımı da hazırlanan harca ilave edip yoğurun. Karışımın 1/3’ünü ayırıp kıyılmış maydanoz ve kıyılmış taze soğanı (sadece yaprakları) ekleyerek tekrar yoğurun. Çiğ köfteden daha büyük olacak şekilde elde sıkın. Taze soğanın beyaz kısmı ve şerbetle servis yapın. Harcın ayırdığınız 2/3’lük bölümünü hamburger köftesi gibi şekillendirin, teflon tavada, kısık ateşte kızartın. Tavadan alırken üzerine tereyağı gezdirin, servis yapın. Medya ve İletişim Sistemleri. Şimdi ikinci sınıftayım.

Yaş farkından ya da Gürtuna soyadından dolayı sıkıntı çekiyor musunuz?

Bazen ama değişen görüntüm sayesinde beni tanımıyorlar. Gürtuna soyadını da benzerlik sanıyorlar. Ben de nötr bir kimlikle var olmaya çalışıyorum.

Ne giyiyorsunuz üniversiteye giderken?

Çok spor, ortama uygun giyiniyorum. Göze batmamak adına. Çoğu hoca zannediyor.

Okulu bitirdiğinizde meslektaşımız mı olacaksınız?

Güzel soru. Allah ne nasip eder, bilmiyorum. Ama ilerde bir medya grubunda üst düzey yönetici olabileceğime inanıyorum. O gücün içinde doğru ve güzel şeyler yapmak istiyorum. “Klasik anne değilim”

'Klasik anne değilim'

Nasıl bir eş ve annesiniz?

Bilmem, eşime ve çocuklara sormak lazım. Kendini ailesine, evine tamamen adayan tarzda klasik bir anne olmadım.

“Ben de varım” diyorsunuz yani.

Ben hep varım. Önce ben varım. Yani ben yoksam, siz yoksunuz. Önce ben tatmin olacağım ki sizinle daha kaliteli bir ilişkim olsun. Çok özelsiniz, sizi çok seviyorum ama ben varım yani. Beni çok önemseyin. - Otoriter bir anne misiniz? Değilim, her şeylerini benimle paylaşır, ismimle çağırırlar.

Taleplerinizin dışında davranırlarsa ne oluyor?

E, kızıyorum canım. Müfit Bey çok sabırlı. Benim öfkem ve sevgim daha ortadadır.

4