Başbakan'a uzatılan mektupta ne vardı?
03 Eylül 2009

 

Ankara’daki Merkez Orduevi’nde 30 Ağustos Pazar akşamı verilen resepsiyon pek çok bakımdan ilginç özellikler taşıyordu. İlk kez bu yıl Ankara Valiliği tarafından seçilen sivil vatandaşlar da resepsiyona davet edildi. Bu yılki törenin ilk konuğu 50 aile oldu.

Yaklaşık 4 bin kişinin davetli olduğu resepsiyonda kalabalıktan adım adım yürüyebiliyorduk. Orduevi’nin bahçesinde liderlerle birlikte bizim bulunduğumuz alanın karşısı tamamen kameraman ve foto muhabirleriyle dolmuştu. Hemen solumuzda ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin aralarında konuşuyordu. Törenin başlarıydı ve biz Başbakan Tayyip Erdoğan ile çeşitli konularda sohbet ediyorduk. Tam arkamdan yaklaşan bir kadın “Sayın Başbakanım, Sayın Başbakanım!” diye seslenerek kalabalığı yardı ve elindeki tek sayfalık kağıdı Erdoğan’a uzattı. Görebildiğim kadarıyla kağıtta çocuğun özgeçmişi vardı.

Başbakan kağıdı aldı ve “Hemen şu anda mı bakayım?” diye kadına sordu. Bunun üzerine kadın “Evet Sayın Başbakanım, bu çocuğumu ben çok zor koşullarda okuttum, şimdi iş bulamıyoruz. Aylardır uğraşıyoruz, ne olur yardım edin” diye ağlamaya başladı.

Erdoğan, konuyla ilgileneceğini hissettiren bir ifadeyle başını salladı, kağıdı aldı ve cebine koydu. Bu gözlemimi şundan ötürü paylaştım; ister Demokratik Açılım Süreci’ni konuşalım ister başka bir şeyi, gündemimizde hangi konu olursa olsun, işsizlik Türkiye’nin bir numaralı meselesi olmaya devam ediyor.

Kısa bir süre önce açıklanan rakamlar, ekonomiyle ilgili olumlu bir kıpırdanmanın olduğunu gösteriyor. Ancak işsizlik ve yoksulluk hala korkutucu boyutlarda... Kürt meselesi, Ermeni açılımı ve diğer temel konularla birlikte ekonominin seyri bundan sonraki seçimin sonucu üzerinde çok belirleyici olacak.

GÜÇLÜ 'ORDU' POLEMİĞİ

Resepsiyonda çıkan bir polemik kamuoyuna pek yansımadı. Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, 30 Ağustos Zafer Bayramı’yla ilgili etkinliklerden söz ederken özellikle bir afişe dikkati çekiyordu. Üzerinde “Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye” yazılı olan afiş hem Genelkurmay’ın sitesine konmuş hem de Ankara’da insanların görebileceği yerlerde panolara yerleştirilmişti. Nitekim bu mesaj 30 Ağustos gecesi de resepsiyon alanındaki dev ışıklı perdelere yansıtılmıştı. İşte bu sloganda yer alan “Güçlü Ordu” sözünün “Güçlü Türkiye” ifadesinden önce yazılmış olmasını özellikle bazı siyasetçilerin eleştirdiğine tanık oldum. Bu konudaki eleştiriler Org. Başbuğ’un da kulağına gitmiş olmalı ki, “Bazıları bu ifadeye bir anlam bulmaya çalışıyor ancak arkasında hiçbir şey gizli değildir. Ordusu güçlü olmayan bir ülkenin güçlü olmasından bahsedilebilir mi?” diyerek gelen kuşkulu sorulara anında tepki verdi. Bu tartışma asker-siyaset ilişkisinde kuşkuların hala dağılmadığını gösteriyor.