Balyoz Davası'nda neler yaşanmıştı

İddianamedeki tutarsızlık ve sahte delil iddiaları nedeniyle yargı tarihinin en tartışmalı davalarından olan 'Balyoz Planı Davası'nda, 4,5 yıl sonra yeniden yargılama süreci başlıyor. Taraf gazetesinin 20 Ocak 2010 tarihli haberi ve 30 Ocak'ta bir gazetecinin savcıya teslim ettiği bavul dolusu belge ile başlayan davada şunlar yaşanmıştı

Balyoz Davası'nda neler yaşanmıştı

Türkiye, darbe planı olduğu iddia edilen "Balyoz" adını ilk kez Taraf gazetesinin 20 Ocak 2010 tarihli haberiyle duydu. Dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan'ın liderliğinde, darbe zeminini hazırlama amaçlı "Çarşaf", "Sakal", "Suga" ve "Oraj" kod adlı eylem planlarından oluştuğu savunulan Balyoz Harekat Planı ile ilgili belge, cd ve ses kayıtlarına ilişkin dosyaların 30 Ocak 2010'da savcılığa bir gazeteci tarafından bavulla teslim edilmesinin ardından da yargı süreci başladı.

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kapatılmasının ardından yerine kurulan Özel Yetkili Mahkemelerde yapılan yargılama sürecinde, 250'si tutuklu 365 sanık, Silivri Cezaevi içinde kurulan mahkemede savunma yaptı. Yargılamalarda, 5 bin sayfalık belgelerde Fatih ve Beyazıt camilerinde bomba patlatılarak hükümetin sıkıyönetim ilan etmeye zorlanması, Yunanistan hava sahası üzerinde bir Türk jetinin düşürülerek halkın galeyana getirilmesi ve darbe sonrası önceden ismi belirlenen kişilerin tutuklanması gibi planların olduğu ileri sürüldü.

Özel yetkili savcıların incelemesinden sonra 22 Şubat 2010'da ilk gözaltılar yapıldı. İlk etapta, Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 194 kişi hakkında dava açıldı.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava, Eskişehir'de ve Gölcük Donanma Komutanlığında ele geçirildiği iddia edilen belgelerle ilgili soruşturma sonucu açılan iki davayla birleştirildi. 250'si tutuklu 365 muvazzaf ve emekli Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin yargılandığı davanın ilk duruşması 16 Aralık 2010'da yapıldı.

DİJİTAL DELİLLER HEP TARTIŞILDI

Silivri Ceza ve İnfaz Kurumu'nda kurulan mahkemede görülen davalarda, sanık avukatları, davaya dayanak CD'deki "dijital deliller"in çelişkili olduğunu ispatlamaya çalıştı.

'SOKAK İSİMLERİ TUTMUYOR'

Savunmalarda, "Sanıklardan SAT Komandosu Albay Ali Türkşen'in, dijital belgeyi kaydettiği öne sürülen gün ve saatte TRT'de su altında canlı yayında olduğu, planlarda belirtilen bazı sokak ve kurum adlarının planının hazırlandığı iddia edilen 2003'te o isimleri taşımadığı, CD'lerdeki word belgelerinin 2003 tarihli olduğu ancak belgelerde kullanılan yazı fontlarının Microsoft tarafından Ofis 2007 için geliştirildiği" sık sık dile getirildi.

Mahkeme, 21 Eylül 2012'de Çetin Doğan, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına'nın da aralarında bulunduğu 365 sanıktan 325'ini "Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini, cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum etti ancak "eksik teşebbüs" nedeniyle cezalarda indirime gitti.

Yargıtay'daki temyiz süreci İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 7 Ocak 2013'te açıkladığı gerekçeli kararı, temyiz incelemesi için 27 Şubat 2013'te Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, yaklaşık 4 ay süren incelemenin ardından onama istemli tebliğnamesini hazırlayarak, 17 Haziran 2013'te dosyayı Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderdi.

YARGITAY TARİHİNİN EN UZUN VE KALABALIK DAVASI

Yargıtay 9. Ceza Dairesinde 15 Temmuz'da başlayan savunmalar, 16 Ağustos'ta 2013'te tamamlandı. Böylelikle avukatları dinleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi heyeti, 54 gün dosyayı inceleyerek, 9 Ekim 2013 Çarşamba günü kararı açıklamak üzere duruşmayı bitirdi. Yargıtay'da da sanık avukatlarının savunmaları, ağırlıklı olarak dijital verilerin sahteliği iddiası ve delil kabul edilemeyeceği üzerinde yoğunlaştı.

Ayrıca verilerde zaman çelişkileri olduğu ve darbe planını durdurduğu iddia edilen dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök ve dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman'ın tanık olarak dinlenilmesi isteklerinin defalarca yerel mahkemece reddedilmesinin de savunma hakkının ihlali olduğu iddia edildi.

Yargıtay tarihinin en uzun ve kalabalık duruşmasında, 9. Ceza Dairesi, 1 ay süren 17 oturumda, 96 sanık avukatının 120 saat süren savunmasını dinledi.

237 MAHKUMİYET ONANDI

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, yaptığı incelemenin ardından kararını 9 Ekim 2013'te açıkladı. Daire, oy birliğiyle aldığı kararla, emekli orgeneraller Çetin Doğan, Halil İbrahim Fırtına ve emekli oramiral Özden Örnek, emekli orgeneraller Ergin Saygun, Bilgin Balanlı, Şükrü Sarışık ve MHP Milletvekili Engin Alan'ın aralarında bulunduğu 237 sanık hakkında verilen mahkumiyet kararlarını onadı.

DİJİTAL DELİLLER TARTIŞMA YARATTI

Daire'nin 65 sayfalık gerekçeli kararı da aynı gün açıklandı. Gerekçede, Çetin Doğan'ın iktidarı hükümetten uzaklaştırma ve bu amaç için TSK'da ayrı bir hiyerarşik yapılanmaya gitme kararı aldığının ve dijital delillerin ele geçirilmesinden sonra kolluk veya adli makamlar elinde değiştirilmiş olduğuna ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığının açıkça anlaşıldığı belirtildi. Dijital delillerin yapısı gereği manipülasyona açık olduğunun bilindiği vurgulanan gerekçede, dijital delillerin de sonuçta ceza muhakemesi sisteminde bir ispat aracı olduğuna işaret edildi.

Tüm deliller gibi dijital delillerin de sanıklar ya da başkaları tarafından çeşitli şekillerde gizlenmeye, değiştirilmeye, bozulmaya elverişli olduğu ifade edilen gerekçede şunlar kaydedildi: "Sanıklar veya başkaları tarafından delillerin yok edilme, silinme, gizlenme, değiştirilme veya bozulmak istenmesi o kadar olağandır ki yasa koyucu maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından büyük bir tehlike oluşturan bu fiilleri ayrı bir suç olarak veya nitelikli hal olarak düzenlemiştir.

Ancak dijital delillerin değiştirilebilme kolaylığı ve sanal oluşundan hareketle hükme esas alınamayacak olduğunun ileri sürülmesi delil olgusuna aykırıdır. Kaldı ki dijital deliller Türk Ceza Muhakemesi sisteminde ilk kez bu davayla gündeme gelmiş olmayıp geçmişte de pek çok davada tartışılmış ve hükme esas alınmıştır."

Hükme esas alınan dijital delillerin hayatın olağan akışına, akla ve mantığa uygun bulunduğu, böylelikle de hukuka uygun deliller olarak hükme esas alındığı ifade edilen gerekçede, bu nedenlerle dijital delillerin mevcut halleriyle hükme esas alınamayacağına ilişkin temyiz itirazlarının yerinde bulunmadığı kaydedildi.

SÜREÇ YENİDEN BAŞLIYOR

Yargıtaydaki duruşmalar sürürken, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu İnsan Hakları Konseyi Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, Balyoz Davası sanıklarıyla ilgili raporunu açıkladı. Raporda, "Balyoz davasında tutuklu yargılanan 250 sanığın özgürlüklerinden yoksun bırakılmasının keyfi olduğu ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 9. ve 14. maddeleri ile İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 9, 10 ve 11. maddelerinin ihlal edildiği" görüşü yer aldı.

Ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesinin gerekçeli kararında, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu'nun dava görülürken, dava kapsamındaki tutuklamaların adil yargılama normları bağlamında keyfiliğine değinen ve yargısal bir niteliği bulunmayan kararının daire bakımından bağlayıcı olmadığı vurgulandı.

Yargıtay kararının ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz sürecini bekleyen sanık avukatları kararın üzerinden 1 ay geçtikten sonra Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu. Avukatların 9 Kasım 2013'te yaptıkları bireysel başvuruda kısa sürede sonuç alınması amacıyla avukatlar ve sanık yakınlarının Anayasa Mahkemesi önünde başlattığı "Adalet Nöbeti"nin 45. gününde ailelere Yüksek Mahkeme'den müjdeli haber geldi.

Anayasa Mahkemesinin verdiği ihlal ve yeniden yargılama kararının ardından sanıkların yargılama süreci yeniden başlayacak. 

AA