Bahçeli: Türkiye bir yargı krizi ile karşı karşıya

Bahçeli: Türkiye bir yargı krizi ile karşı karşıya

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin "Başbakan Erdoğan patentli bir yargı kuşatması ve kriziyle karşı karşıya" olduğunu savundu.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, son günlerde, 1990’lı yıllarda yaşanılan ve üzerinde kuşkular bulunan bazı olayların tekrar ısıtılıp gündeme taşındığını ifade etti.

Bunlardan en önemlisinin sekizinci Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın ölümüne dair iddialar olduğunu dile getiren Bahçeli, en başta Özal’ın ailesi olmak üzere, birçok kişinin ölümüyle ilgili şüphelerini dile getirdiğini söyledi.

"Türkiye Cumhuriyeti, cumhurbaşkanını koruyamayacak kadar aciz ve takatsiz bir ülke değildir" diyen Bahçeli, şunları kaydetti:
"Çankaya Köşkü, mütareke döneminin işbirlikçi sarayı gibi çaresiz, güçsüz ve zavallı bir mekan olmamıştır. Orada kim bulunursa bulunsun, vücut bütünlüğü, güvenliği milletimizin namusuna ve şerefine emanettir.

Bu tartışmaların son bulması için, yürütülen soruşturma bir an önce sonuçlandırılmalı ve milletimizin kafasında oluşan soru işaretleri ortadan kaldırılmalıdır.

Bu mesele gündemi işgal ederken, dikkatimizi bir konu daha çekmiştir. İmralı canisinin, rahmetli Özal’ın ölümüyle ilgili yorum yapması ve Hakk’a kavuştuğu aynı günde kendisiyle görüşüleceğini dile getirmesi ilginç ve manidar bir durumu da ortaya çıkarmıştır. Terör konusuyla Özal’ın ölümü ilişkilendirilmeye çalışılmıştır. Geçmişte PKK terörüyle müzakere arayışları ve görüşme ortamlarının tesisi için gösterilen yoğun gayret, deyim yerindeyse rahmetli Özal’ın ölümüne neden olmuş gibi bir izlenim ortaya çıkmıştır. İddialar ve imalar bu yöndedir. Gerçekten de böyle bir şey varsa, terörle tıpkı bugünkü gibi uzlaşma arayışlarını onaylamamız her ne pahasına olursa olsun mümkün değildir. Ancak bunun için de bir Cumhurbaşkanı’nın hayatına kast edildiğini düşünmek ve bu yönde kamuoyunu yönlendirmeye çalışmak ise bizim açımızdan başka maksatlara zemin hazırlamak anlamına gelecektir. Artık rahmetli Turgut Özal’ın ölümünün üzerindeki sır ve gizem mutlaka aralanmalı, milletimizin şüpheleri bir an önce giderilmelidir."

Geçmişte yaşanan ve bugün devamlı tartışılan bir diğer konunun ise eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in ölümüyle ilgili iddialar olduğunu anımsatan Bahçeli, "Terörle mücadele hedefine gölge düşürmeden ve dedikoduların önüne geçmek maksadıyla rahmetli Eşref Bitlis’in ölümüyle ilgili tereddütler de ivedilikle giderilmeli, konu bütün yönleriyle açığa kavuşturulmalıdır. Geldiğimiz bugünkü aşamada, AKP hükümetini, bu iki önemli mesele üzerine kararlılıkla eğilmeye davet ediyorum" dedi.

Bahçeli, Hükümette yer alan bir başbakan yardımcısına düzenlendiği iddia edilen suikast girişiminin ise gerçek olup olmadığının ve bu konuda hangi bilgi ve belgelere ulaşıldığının da bir an önce açıklanması gerektiğine inandığını belirtti.

Devlet Bahçeli, "Türkiye’yi bir ara en üst düzeyde meşgul eden ve kozmik odalara girilmesinin de gerekçesi olan bu suikast iddiasının, ne boyutta olduğunu milletimiz bilmelidir ve aynı zamanda da gerçekleri öğrenmesi hakkıdır. Türkiye, bu şaibelerden kesin olarak kurtulmalıdır. Karanlık mihrakların operasyon arenası olmaktan sıyrılmalıdır" dedi.

-"SIRA YARGITAY VE DANIŞTAY’DA"-

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerine de değinen Bahçeli, Türkiye’nin, "Başbakan Erdoğan patentli bir yargı kuşatması ve kriziyle karşı karşıya" olduğunu savundu.

"Yargının siyaset yörüngesine oturtulması ve AKP zihniyetinin adalet mekanizmasında egemen kılınması için sürdürülen sistemli çabalarda yeni ve ileri bir aşamaya geçildiğini" öne süren Devlet Bahçeli, şunları kaydetti:

"Başbakan Erdoğan’ın ilk hedef olarak gördüğü HSYK’nın yeniden tanziminde önemli bir merhale geride bırakılmıştır. Anayasa değişikliği paketi ile HSYK’ya seçim sürecinin hükümetin istediği biçimde yürütülmesi sağlanmış, iki gün önce yapılan seçimle de Adalet Bakanlığının hazırladığı liste blok olarak seçilmiştir. Adalet Bakanı’nın atadığı, doğrudan siyasi iktidara bağlı olan bazı bürokratlar da bu yolla kurula girmişlerdir. Bu şekilde yargıdaki siyasi operasyon da büyük ölçüde tamamlanmıştır. Anayasa Mahkemesi kuşatmasının tamamlanmasını takiben sıranın Yargıtay ve Danıştay’a gelmesi beklenmektedir.

Siyasetin yargıya müdahalesi, yargıyı yandaş hale getirmesi ve yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını kaybederek siyasi düşüncelerden etkilenmesi Türkiye’ye yapılacak en büyük kötülüktür.

AKP’nin kendi yargısını oluşturma çabalarının ise hayırlarına olmayacağını ve bir gün ters tepeceğini herkes mutlaka yaşayarak görecektir."