Babacan: İşsizlikte yüzde 10'un altı zor

Babacan, işgücü piyasasına ilişkin reformların hayata geçirilmemesi halinde Türkiye'nin ne kadar hızlı büyürse büyüsün işsizlik oranlarını yüzde 10'un altına düşürmesinin mümkün gözükmediğini söyledi.

Babacan: İşsizlikte yüzde 10'un altı zor

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Bilkent Üniversitesi Marka yaratma Yönetme Kulübü’nün Rixos Otelde düzenlediği "II. Liderlik Forumu"nda yaptığı konuşmada, hükümetleri döneminde kaydedilen gelişmelere ilişkin bilgi verdi.

Babacan, ülkede demokrasinin kalitesinin yavaş yavaş arttığını, ancak hala üçüncü sınıftan ikinci sınıfa doğru giden, ama birinci sınıf olmayan bir demokrasi sıfatının olduğunu söyledi. Bu sorunun çözümü için "mutlaka Türkiye’ye yeni bir Anayasa lazım" dediklerini ifade eden Babacan, "Eskinin tabularından, korkularından, içi boş kavramlarından uzaklaşan, herkesin kolay okuyup anlayacağı, evrensel standartları barındıran bir Anayasa" diye konuştu.

Demokrasinin yanında eğitimin de reform yapılması gereken bir diğer alan olduğunu belirten Babacan, dünyanın en büyük 16. ekonomisi olan Türkiye’nin dünyada ilk 500’e giren en az 15-20 üniversitesi bulunması gerektiğini söyledi.

Babacan üniversitelerin daha özgür, daha rahat hareket ettiği, herşeye müdahale eden bir yapı değil genel çerçeveler çizen, akreditasyon vazifesi gören ama üniversiteleri daha özgür bırakan, birbiriyle yarıştıran bir eğitim sistemi arzu ettiklerini bildirdi.

Türkiye’nin insani gelişmişlik endeksinde dünya sıralamasında 83. sırada yer aldığını, bunun nedeninin 25 yaş üstü nüfusun ortalama olarak okulda geçirdiği yıl sayısının 6,5 yıl olması olduğunu anlatan Babacan, bu tablonun geçmiş yıllardaki yanlış eğitim politikalarından kaynaklandığını dile getirdi.

"25 yaş üstünü tekrar eğitim sistemine sokacak fırsatımız yok" diyen Babacan, bu ortalamanın yavaş yavaş yukarı çıkacağını söyledi.

Bugünlerde sıkça konuşulan cari açık sorununun dahi eğitime dayandığını ifade eden Babacan, bir ülkenin ekonomik gücünün fert fert üretilen katma değerle alakalı olduğunu, fert fert daha iyi eğitilmiş bir nüfusun oluşturacağı katma değerin çok daha iyi olacağını, çünkü kişi başına gelirin de o ölçüde arttığını kaydetti.

AR-GE ve yenilikçiliğin de üzerinde durulması gereken bir diğer önemli alan olduğunu anlatan Babacan, bu alanda çok büyük emek harcanması gerektiğini, hükümet olarak 2023 yılı için hedeflerinin AR-GEye ayrılan kaynağı yüzde 3’e çıkarmak olduğunu söyledi.

-ENERJİDE AŞIRI BAĞIMLILIK- Gelecek dönemde üzerinde durulması gereken bir diğer alanın da enerji olduğunu dile getiren Babacan, Türkiye’nin enerjide aşırı biçimde dışa bağımlı olduğunu, bunun önüne geçmek için yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılacak yatırımların önemli olduğunu söyledi.

Türkiye’nin bütün rüzgar, HES kapasitesinin de enerji ihtiyacını karşılaşacak boyutta olmadığına işaret eden Babacan, şöyle devam etti: "Başka hangi enerji alanı var diye baktığımızda burada nükleeri görüyoruz. Nükleerle ilgili olumsuz algılamalar var ama hesabını kitabını yapıp, idealist bir düşünceden, gerçekçi bir düşünce setine kendimizi getirip baktığımızda nükleer ülkemiz için kaçınılmaz bir seçenek olarak gözüküyor maalesef. Olumsuz algılamalara rağmen bunu çıkıp söyleyen hükümet sayısı da az.

Japonya’dan sonra herkes susuyor.

Yenilenebilir enerji kaynaklarına da olabildiğince yüklenmemiz ve kendi doğalgazımızı, petrolümüzü bulmak için çaba göstermek gerekiyor. Burada israfı önlenmek de önemli. Ancak enerji konusu önümüzdeki günden maddelerinden biri olarak hep duracak." -İŞSİZLİK- Babacan, bir diğer alanınında iş gücü piyasası olduğunu belirterek, yaptıkları analizlerin sonucunda işgücü piyasası reformları hayata geçirilmediği takdirde Türkiye’de işsizlik oranının ülke ne kadar hızlı büyürse büyüsün yüzde 10’un altına inmesinin mümkün olmadığını gördüklerini söyledi. Ali Babacan, ancak işgücü piyasası reformlarıyla yüksek büyüme beraber olduğunda 2023’de işsizliğin yüzde 5’e indirilebileceğini bildirdi.

İşgücü piyasasının eğitim sistemi ile birlikte ele alınması gerektiğini de vurgulayan Babacan, eğitim sisteminin işgücü piyasasının gerekleriyle örtüşen bir şekle sokulması gerektiğini bildirdi.

Bu konuları YÖK ile Yusuf Ziya Özcan’ın başkanlığına kadar konuşamadıklarını anlatan Babacan, şunları kaydetti: "YÖK ile sürekli ideolojik bir kaç konu... Varsa o konu yoksa o konu gibi kısır tartışmalarla geçti. Şimdi yeni yani Çalışma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK oturuyor da Türkiye’de hangi mesleklere ihtiyaç var ne tür elemana ihtiyaç var deyip kontenjanları gözden geçiriyorlar ama bugün bu tedbiri aldığınızda ancak 4-5 sene sonra faydaları görülecektir." İşgücü piyasasıyla ilgili başka bir önemli konunun da esneklikler olduğunu belirten Babacan, OECD ülkeleri içinde işgücü piyasalarının en katı olduğu ülkenin Türkiye olduğunu söyledi. İşe girmenin ve işten çıkmanın en zor, en maliyetli olduğu ülkenin Türkiye olduğunu ifade eden Babacan, bunun da işsizlik oranının yüksek seyretmesine neden olduğunu, bununla ilgili de yapılacak çok iş bulunduğunu kaydetti.

Bu noktada sosyal yardımların da önem arz ettiğini anlatan Babacan, sosyal yardımların yoksul kesimlerin çalışma azim ve isteğini ortadan kaldırmayacak şekilde dizayn edilmesi gerektiğini bildirdi.

Bakan Babacan, "Önümüzdeki dönem vergi politikaları, kayıt dışılıkla mücadele çok önemli olacak. Türkiye’nin yapacağı çok geniş bir reform alanı var.

8,5 yılda çok önemli gelişmeler oldu, ama önümüzdeki reform döneminde de hayli yapacağımız iş var" diye konuştu.

-LİDERLİK VE MARKA-

Liderlik ve marka kavramlarını hem iş dünyası, hem de son 8,5 yıldır siyaset dünyası tarafında görme, izleme ve bazı markaların da oluşmasına katkıda bulunma imkanına sahip olduğunu belirten Babacan, marka kavramının Türkiye için özellikle önümüzdeki dönemde çok büyük önem taşıyacak bir kavram olduğunu söyledi.

Ürün markalarının o ülkenin tanıtımı ve yüksek katma değer üretmesinde etkili olduğunu anlatan Babacan, ancak marka olmanın kolay olmadığını, çok büyük bir çaba gerektirdiğine de vurgu yaptı. Marka yaratabilmek için öncelikle ürünün kalitesini sağlamlaştırmak gerektiğine dikkati çeken Babacan, "Aynı şey ülkeler için de geçerli. Biz ne kadar Türkiye’nin reklamına para harcarsak harcayalım, ne kadar Türkiye davulu çalarsak çalalım, eğer kendi içimizde Türkiye’yi belli bir noktaya getiremiyorsak, siyasi ve ekonomik alanlarda reformları gerçekleştiremiyorsak, Türkiye’yi gelip görenler veya dışarıda muhatap olanlar bunu çok kısa sürede anlayacaklardır" diye konuştu.

Bu çerçevede son 8,5 yıldır süren çabalarının Türkiye’nin dünyadaki algılamasını uygun bir noktaya getirmek olduğunu ifade eden Başbakan Yardımcısı, bunun için siyasi reformlar çerçevesinde Türkiye’de gerçek anlamda işleyen bir demokrasi olması, temel hak ve özgürlükler konusunda dünyanın en iyi uygulamalarını hedeflemesi ve gerçek anlamda bir hukuk devleti olması için çaba sarf ettiklerini bildirdi.

Babacan, Türkiye’nin hem siyasi reformlarda çok iyi bir mesafe kat ettiğini, hem de ekonomik başarısının dünyanın dört bir tarafında bahsedilir olduğunu söyledi.

-BM GÜVENLİK KONSEYİ SEÇİMLERİ-

Türkiye’nin tanınan ve iyi bir marka olarak dünyada yükseldiğini görmek konusunda en önemli sınavlardan birinin 2008 yılının Ekim ayında gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliği seçiminde olduğunu anlatan Babacan, gizli olarak yapılan seçimlerde Türkiye’nin üye 192 ülkeden 151 tanesinin oyunu aldığını, bunun da büyük bir başarı olduğunu kaydetti.

Marka kavramı ile güven kavramını bir arada düşünmek gerektiğine işaret eden Babacan, son 8,5 yılda gerçekleştirilen siyasi ve ekonomik reformlarla Türkiye’ye duyulan güvenin çok büyük oranda arttığını bildirdi. Babacan, "Güven ve marka kolay oluşmuyor, yılların birikimi. Bir günde, bir gecede sıfırlanabilir, bunu da unutmamak lazım. Bu sebepledir ki bunun da kıymetini bilmek lazım" dedi.

Son yıllarda Türkiye için en çok kullanılan sıfatlardan birinin "bölgesel lider Türkiye" olduğunu belirten Babacan, Türkiye’nin yaptığı reformların bölge ülkeleri tarafından örnek alındığını bildirdi.

-UYGULADIĞI DIŞ POLİTİKA TÜRKİYE’Yİ BÖLGESEL LİDER HALİNE GETİRDİ-

Türkiye’nin uyguladığı dış politikanın Türkiye’yi bölgesel bir lider haline getirdiğini ifade eden Ali Babacan, şöyle konuştu: "Sadece kendi içerisindeki başarılar değil, uyguladığı dış politika da Türkiye’yi bölgesinde lider konumuna getiriyor. Biz insanı ön planda tutan, halkın arzularını, beklentilerini, taleplerini ön planda tutan bir dış politikayı yürütüyoruz. Bölgemizdeki pek çok ülkenin devlet ve hükümet başkanına çok uyarımız olmuştur (Bakın artık insanlar dünyayı çok daha iyi takip ediyorlar.

İnternet aracılığıyla sadece haber almıyorlar, karşılıklı iletişim gerçekleştiriyorlar. Sadece Arap Birliğinde 22 ülke var. Ortak dil vasıtasıyla toplumlar birbiri ile çok kolay etkişelim haline girebiliyor. Dolayısıyla kapalı bir rejimle açık bir toplum haline gelmiş insanları yönetmek, çok sürdürülebilir bir tablo değil.) Bunu çok söyledik, fakat reformları gerçekleştiren ülke sayısı sınırlı kaldı. Tunus’ta başlayan, Mısır’a sıçrayan, şimdi Libya’da maalesef çok kanlı bir tablo olarak gördüğümüz, hemen yanı başımızdaki Suriye’ye, Yemen’e sıçrayan çok ciddi bir huzursuzluğu görmüş olduk. Bölgedeki pek çok ülkede bizim Türkiye’den söylediklerimiz, o toplum üzerinde kendi ülkelerinden duyduklarından daha etkili hale geldi." Türkiye’nin bölgesinde lider olmasının yeterli olmadığını, 2023 için konulan hedefin Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olması olduğunu belirten Babacan, liderliğin sadece ekonomik olarak değil, siyasi olarak da hedeflendiğini kaydetti. Babacan, "Bazı ülkeler ekonomik olarak büyük güç, fakat siyasi olarak pek etkin değil. Japonya’yı düşünün dünyanın 2. büyük ekonomisi. Fakat dünya siyaset tablosunda nerede yer alıyor diye baktığınızda arayıp zor bulursunuz. Bu da iyi bir tablo değil. Ekonomik gücü siyasi etkinlikle ve küresel liderlikle de bütünleştirmek gerekiyor" diye konuştu.