Avrupa'ya rest çekmek havalı oluyor da
13 Aralık 2009

Şimdi doğruya doğru, bir Avrupalı’nın üstten bakan tavırları ve soruları karşısında ‘cool’ olmak kolay değil. Hele de konu bizim AB üyeliğimiz ise, sorular da ‘AB sizi istemiyor ama siz ısrarla AB’ye girmeye çalışıyorsunuz’ tonundaysa, gel de sükunetini bozma!
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, BBC’de yayımlanan bir programda ‘AB’nin bir parçası olmak istiyoruz diye, Türkiye her bir AB üyesi ülkenin isteklerine boyun eğecek ve isteklerini yerine getirecek değildir’ demiş ve Türkler’in gururlu bir millet olduğunu söylemiş ya, sanki orada bir Davos ruhu esmiş, bir ‘One minute’ duruşu sergilenmiş gibi geldi bana.
Söyleşinin Türkiye’deki yansımaları da ‘Bağış, Avrupa’ya rest çekti’ şeklinde olunca, ister istemez düşünüyor insan ‘Başmüzakerecimiz de rest çekerse, diplomatik zeminde kim yürüyecek?’ diye.
Avrupa’nın tepemize çıkmasını tabii ki istemiyoruz; evet, gururlu bir milletiz; AB’nin de bize ihtiyacı olduğunu biliyoruz, hepsi tamam da, Avrupa’ya rest çekmekle de ilişkilerin ne derece sağlıklı olacağı ortada.
Avrupa’ya posta koymak, havalı oluyor, Türkiye’de de iyi prim yapıyor ama, ihtiyacımız olan, onlarla aynı diplomatik dili konuşmak ve onları diplomaside alt etmek aslında.

Çirkinlik üzerine bir güzelleme
Güzel kadınlara güzellikleriyle ilgili soru sorulması adettendir. Verilen cevaplar da çoğu zaman klişedir. Ama geçenlerde güzellikle ilgili öyle bir yorum okudum ki, üzerine tez bile yazılır(!).
Diyor ki Nehir Erdoğan, ‘Çirkin olmak istersem çirkin olabiliyorum. Bunu da avantajlı buluyorum’.
Erdoğan’a göre çirkin oldukları için bunun mağduriyetinden yararlanan çok fazla sayıda insan varmış. Allah çirkin şansı versinmiş. Hiç hak etmeyen insanlar, çirkin oldukları için gerçek bir entelektüel olarak adlandırılabiliyormuş. Sözlerini ‘Mağdur edebiyatı işte’ diye bitirmiş.
Güzelliğe dair alternatif yorumlar(!) duymak iyi hoş da, bir de ne demeye çalıştıklarını anlatabilseler keşke.
Bazı ‘güzel’ler sussa, sadece gözleri konuşsa, herkes için daha mı iyi olacak ne...

Kriz, çikolata ve ruj
Birçok sektör kriz döneminde satışlarında gerileme görürken, durum çikolatada farklı cereyan etmiş. Çikolata pazarı yılın ilk 9 ayında yüzde 20’ye yakın büyüme yakalamış.
Nestle Türkiye
’nin CEO’su Hans Ulrich Meyer krizden olumlu anlamda etkilendiklerini, çünkü çoğu ailenin krizde evinde daha çok zaman geçirmeye başladığını ve haliyle mutfak kategorisinin büyüdüğünü ifade ederken, Ülker üst düzey yöneticilerinden Ali Ülker ‘Herkesin küçük mutluluklara ihtiyacı var. Krizde daha fazla mutluluğa ihtiyaç duyuyoruz. İnsanlar birçok lüksünden feragat etti ama stresli ve kötü zamanları mutluluğa çeviren bir iksir olan çikolatadan kaçmayı doğru bulmadı’ demiş.
Krizden başı dik çıkan sektörlerden biri de kozmetik olmuş. Krizde moral düzeltmek ve kendini biraz şımartmak isteyen tüketiciler kozmetiğe yönelmiş. Özellikle de genç nüfusun kişisel bakım ürünlerine olan talebi sektörü daha da renklendirmiş.
Görünen o ki 2009 bol bol çikolata yiyerek ve ‘süslenerek’ geçmiş. Umarım 2010’da diğer sektörlerde de olumlu gelişmelere tanık oluruz.

Yeni başlayanlar için ‘öğle tatilinde güzellik’
Bu ‘öğle tatilinde güzelleşme’ kavramına hastayım. Fazla Niptuck dizisi seyretmiş olmaktan dolayı estetik ameliyatlardan ödü kopan, ama ‘öğle tatilinde neştersiz güzelleşme’ alanındaki gelişmeleri merakla izleyen biri olarak zaman zaman ‘Kadınlar neler yaptırıyor?’u sorgularım.
Geçenlerde, estetik cerrah Alpaslan Topçu’ya Türk kadınlarının en sık başvurdukları neştersiz uygulamanın ne olduğunu sordum. Topçu, bizde sırasıyla en çok lazer epilasyonun, botoksun, dolgunun, kimyasal ve lazer peelinglerin rağbet gördüğünü, 2010 yılında fraksiyonel lazer ile cilt soyma, leke çıkarma ve kırışıklık tedavilerinin popülerleşeceğini söyledi.
Yeni yıla daha güzel ve daha bakımlı girmek isteyenlerin, yapılan uygulamanın etkisinin 31 Aralık’ta tam olarak oturması için, en az 10 gün önceden, istedikleri uygulamayı yaptırmalarını salık veren Dr. Topçu, dolgu uygulamalarında hyalüronik asit dışında kullanılan farklı dolgu malzemeleri sayesinde, yapılan dolguların ömrünün 4-6 aydan 2-3 yıla kadar uzatılabildiğini de belirtti.
Son olarak oyuncuların botoks yaptırıp mimiklerini kullanamamaları hakkındaki görüşlerini sorduğum Dr. Topçu “Hangi meslek grubundan olursa olsun, kimse botoks uygulaması sonrası mimik kaslarının tamamen felç olmasını istemiyor.
Doğrusu, uygun dozlarda botoks enjeksiyonu uygulayarak yüz mimik kaslarında kısmi felci sağlamaktır” diye cevap verdi.

Haftanın notları
Diyet yaparak tam 43 kilo veren tiyatrocu Nedim Saban, zayıfladıktan sonra mutsuz bir insan olduğunu itiraf ederek, fast food ve abur cubur yemeye hasret kaldığını ancak üzerindeki ‘medya baskısı’ yüzünden rejimi bozamadığını söylemiş. (Şu ‘medya baskısı’ nelere kadir! Eh, çağrıldığı her televizyon programında sürekli rejim listesini ve zayıflama sırlarını açıklaması istenen bir kişi, nasıl olur da rejimi bozmayı göze alır? Sadece medya baskısıyla kalsa iyi, zayıflama sırlarını milyonlarla paylaştığına göre, Saban’ın esas şimdi korkması gereken şey ‘kamuoyu baskısı’!)

Türkiye’de 2009 yılıyla birlikte birbiri ardına yayımlanmaya başlayan çizgi roman formundaki dünya klasikleri okurlardan büyük ilgi görüyormuş. Shakespeare’in ‘Romeo ve Juliette’ ile ‘Hamlet’i, Kafka’nın ‘Dava’sı, Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’sını yayımlayan yayınevleri önümüzdeki aylar için Balzac ve Tolstoy’un eserlerini yayına hazırlıyorlarmış. (Kimisi diyor ki ‘Çizgi romana uyarlanmış klasikler, asıllarını okumak için özendiriyor’, kimisi de bunun tam tersini iddia ediyor ve çizgi roman şeklindeki klasiklerin, gençleri tembelliğe iteceğini ve klasiklerin asıllarından uzaklaştıracağını savunuyor. Kanımca, asıllarını okumak isteyen her halükarda okur, aslını asla okumayacak olanın da çizgi roman halini okuması hiç yoktan iyidir.)