Avni Bey ile Collins'in benzerliği
22 Ekim 2010

Jim Collins’in ‘Good to Great’ (İyiden Mükemmele) ve ‘Built to Last’ (Kalıcı Olmak) adlı kitaplarını çok beğenirim. Collins de yakından izlediğim bir yönetim gurusudur.

Geçtiğimiz aylarda ‘Büyüme’ konusunda görüşünü aldığımda, ‘güç toplayarak’ ve ‘biriktirerek’ büyüme stratejisine dikkat çekmiş, Wal-Mart örneğini vermişti: “Öyle birden, sıçrayarak, hep yukarı giden ok gibi büyüyemezsiniz.”

Sinpaş’ın patronu Avni Çelik ile sohbet ederken, konuşmanın bir yerinde, Jim Collins’in ‘kulaklarını çınlattık.’ Avni Bey’e, ‘Nasıl büyüyeceklerini’ sorduğumda, Collins’in anlattığına benzer bir değerlendirme yapmıştı:

“Bizim iş yaşamımızdaki başarımızın arkasında, istikrarlı büyümek vardır. Etrafımızdaki arkadaşlardan ve dostlardan, ‘Hızlı büyüyelim’ önerileri çok gelmiştir. Ama biz hiç sıçrayarak büyümek istemedik. Daima makul riskler aldık.”

[[HAFTAYA]]

154 konut ile başladı

Avni Çelik, iş hayatına, 36 yıl önce, 154 dairelik konut projesiyle başlamış. İstikrarlı ve temkinli büyümesine devam etmiş. Kendi deyimiyle, ‘Kıbrıs, 12 Eylül, Banker skandalı, Körfez Savaşı, 1994 krizi ve 2001 krizini yaşamış. Hepsini de sarsıntısız atlatmış.

“Bütün sıkıntıları hiç personel azaltmadan atlattık” diyen Avni Çelik, şunları ekliyor: “Bunun sırrı odaklanma stratejisinde... Hep kendimize konut sektöründen belli bir pay almaya odakladık. Sektör hızlı büyüyor diye yapabileceğimizden fazla işe, çok fazla riske girmedik.”

Sinpaş’ın patronunun yönetim felsefesi çok basit... Hiçbir şirket hep bir ok gibi yukarı gidemez. Durup dinlenmesi, güç toplaması lazım... Nefes almadan yola devam ederse, sıkıntı çekebilir. Yani tıpkı Jim Collins gibi düşünüyor.

Sadece konut değil!

Sinpaş’ı tanıyanlar, konut ve gayrimenkul yatırım ortaklıkları işlerini bilirler. Ancak, kendi alanlarında önemli ve ‘odaklanmış’ başka şirketleri de var. ‘Kalsit’ diye bir madde var... PVC, plastik, boya, hatta Asprin’de kullanılıyor. Onun üretimini gerçekleştiriyor ve pazarda önemli yeri var. Seranit, sektöründe önemli bir şirket... Granitte Türkiye üretimini yüzde 20’sini gerekleştiriyor. Vanucci adıyla banyo ve mutfak mobilyalarında faaliyet gösteriyorlar. Grubun şirket sayısı 14’ü buluyor. Ağırlıklı olarak konut alanında... Ama, ‘Likit bir grubuz’ diyen Avni Çelik, yeni fırsatları da izlemeye devam ediyor.

Yabancıların inancı artıyor

Bir süre önce konuştuğum yatırım bankasının genel müdürü, ‘Yabancılar, Türkiye’yi gelişmekte olan ülkeler sepetine koyuyorlar. Giderek de sepetteki önemi artıyor’ demişti.

Gerçekten de Türkiye’ye yönelik büyük bir ilgi olduğu ortada... Sadece 11 Ekim 2010 günü İMKB’ye 1-1.5 milyar dolarlık giriş olması da bunu açıkça gösteriyor

. Giren paranın bir bölümü ‘sıcak’ diye nitelendirilen, kısa vadeli düşünceliler olabilir... Bunu biliyoruz. Belki de ilk fırsatta satıp gideceklerdir...

Ancak, geçmişten günümüze baktığımızda, gelişmeyi görmemek mümkün değil. Aslında tablo bile tek başına her şeyi açıklıyor... Yabancılar, borsa, tahvil ya da mevduat araçlarını kullanarak, ‘portföy yatırımlarıyla’ epeyce Türkiye’ye yerleştiler. Enerji, alışveriş merkezi hastane ya da diğer sektörlere gelen doğrudan yatırımları bir kenara bırakıyorum.

Devamı da gelecektir!

2010 Eylül sonu itibarıyla Türkiye’deki yabancıların portföy değeri 108 milyar doları aşmış... Bunun 70 milyar doları İMKB’de, geri kalan kısmı Hazine kağıtlarıyla mevduatta...

Çok değil, 2002 yılında toplam tutarın 8.9 milyar dolar olduğu dikkate alınırsa, yabancının performansının çok çarpıcı olduğunu söylemek mümkün...

Bu tablonun geriye gitmesini artık beklemek anlamsız olur... Kriz ve sarsıntı dönemleri dışında Türkiye’ye hem portföy hem de doğrudan yatırımlar akmaya devam edecektir. Bu ‘yeni normal’e ve onun getireceklerine hazır olmak gerekiyor...

Açtığı okula CEO’larının adını veren patron

Ekim ayı içinde Gaziantep’e gittiğimizde, Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Asım Güzelbey, Ali Sabancı, Serpil Timuray ve bana projeleriyle ilgili bir sunum yapmıştı. Sıra bir eğitim merkezine gelmişti. Sokak çocuklarının toplanıp, rehabilite edildiği merkezi, Fiba Holding’in patronu Hüsnü Özyeğin yaptırmıştı. Ancak, orada merkezin adı dikkatimi çekmiş, ‘Oya Bahadır Yüksel’ adını görünce herhalde benzerlik demiştim.

Geçen hafta içinde Faktoring Derneği’nin yönetim kurulu ile sohbet ederken, söz Hüsnü Özyeğin’e geldi. Fiba Faktoring Genel Müdürü Oya Bahadır Yüksel, patronuna hayranlığını dile getirirken, “Gaziantep’deki okula benim adımı koydu” dedi.

Bunu duyunca ben dahil masadaki herkes duruma şaşırdı. Bir patron okul yaptırıyor ve kendi adını vermiyor, şirketinin genel müdürünün adını tercih ediyordu. Kabul etmek gerekir ki, hakikaten sıra dışı bir davranış... Daha da sıra dışı olanı, Hüsnü Özyeğin’in, Perakende Grubu Başkanı Oya Şener’in adını da Yozgat’ta yaptırdıkları bir merkeze vermesi idi.

Hüsnü Bey çok akıllı bir girişimci ve lider... Bir taşla iki kuş vurmuş. Eğitim kuruluşuna genel müdürlerinin adını vererek onların gönlünü kazanmış... Diğer yandan da onlara bir sorumluluk vererek, eğitim merkezleriyle yakından ilgilenmelerini sağlamış...