Aşktan doğan restoran

Aşktan doğan restoran

RÖPORTAJ: EYLEM KESKİN
[email protected]

Dil öğrenmek için gittikleri İngiltere’de tanışıp birbirine aşık olan Rıza Tanyeri ve Patricia Gonzalez evlenip Türkiye’de yaşamaya başlamış. 3 çocuğu olan çift şimdi İstanbul’da bir Meksika restoranına sahip. Ranchero ismini verdikleri restoranda misafirlerini Meksikalı büyükannenin yaptığı cd’den Meksika müziği dinleterek ve Meksika şapkası somberolarla karşılıyorlar. Rıza ve Patricia Tanyeri’nin çiftinin Meksika-Türkiye hattında yaşadıkları aşk hikayesi ‘dünya ne küçük’ dedirtecek türden...

Meksika’dan Türkiye’ye uzanan bu aşk öyküsünün tohumları nerede ve nasıl atıldı?

Patricia Gonzalez Tanyeri: Ben 1976 yılında Meksika’dan ayrıldım. Lise bitmişti, İngiltere’de dil kursuna gitmek istiyordum. Babam da kabul etti, annem ve iki kız kardeşimle İngiltere’nin yolunu tuttuk.
Annem bizi bıakıp geri Meksika’ya dönecekti. Dil eğitimi için bir süre İngiltere’de kaldım. Ağustos ayında Rıza Bey’le tanıştık, ocakta evlendik.

Bu ne hız? Nasıl tanıştınız peki?

İngiltere’de Türk çoktu. Öğrencilerin sürekli gittiği bir restoran vardı. Annem beni ve kız kardeşlerimi oraya götürdü. Türkler bir köşede oturuyordu. Erkek kardeşim de vardı. O bizden altı ay önce İngiltere’ye gelmişti. Herkesi çok iyi tanıyordu. Türk grubunu da tanıyordu.
Restorandan içeri girer girmez annem Türk gruba doğru bakıp “Bak ne kadar yakışıklı çocuk” diye Rıza’yı gösterdi. Bunu duyan erkek kardeşim “Sakın ha. Kimseyle sevgili olmak yok” dedi.

Sonra?

Annem Meksika’ya geri döndü. Aynı restorana her gidişimizde Rıza bizim yanımıza geliyor, konuşuyordu. Ama ablam için. Ablam çok güzeldi, Rıza da onu beğenmiş, gidip gelip bana ablamı soruyordu.

Yani siz değildiniz ilgilendiği...

Evet, önce ablamı beğendi. Hem de çok. Ama onunla ilişki kuramayınca, biz daha iyi anlaştık. Ve ilişkiye başladık. 34 yıldır da evliyiz.

Durumu özellikle “Sevgili yok” diyen abinize nasıl açıkladınız?

Önceleri herkesten saklanıyorduk. Sonra birbirimizden ayrı kalamamaya başladık. Çevremizdekiler de anladı. Her yerde birlikteydik. Bir gün ben Meksika’ya giderken ağlamaya başladım, bir baktım Rıza da ağlıyor...

Evlenmeye nasıl karar verdiniz?

18 yaşındaydık. Babam bir Türk’le birlikte olduğumu duyunca çok sinirlendi ve Meksika’ya çağırdı. Gidersem bir daha İngiltere’ye dönemeyeceğimi biliyordum. Rıza “Ne yapacağız?” diye sordu, ben de “Evlen benimle” dedim. Durumu aileme anlattım. Baştan kabul etmediler ama sonradan mecburen razı oldular.

Ne kadar çılgınmışsınız ya da aşık desem daha doğru mu olur?

Vardır benim böyle çılgınlıklarım. Mesela gençken Meksika Bayan Genç Futbol Milli Takımı’nda ablamla birlikte futbol oynadım. Babam Meksika ordusunda generaldi ve futbol oynamamıza izin vermedi. Vücudumuzun bozulacağını söylerdi.
Sürekli elimize bir kitap tutuşturup “Benim vaktim yok, bu kitabı okuyup bana anlatın” derdi. Ben kimseyi dinlemeyip gizlice futbol oynamaya devam ettim. Babam bir gün televizyonda izlerken beni görmüş. Öğrenme şekli kötü oldu ama kızmadı da.

Peki Rıza Bey’in ailesi evliliği öğrendiğinde ne tepki verdi?

Onların hiçbir şeyden haberi yoktu. Zaten Meksika’da, benim ailemin yanında evlenip İngiltere’ye döndük.

Nasıl öğrendiler?

Sonradan bir şekilde öğrenmişler. Bizi arayıp telefonla Türkiye’ye çağırdılar. Baştan sakinleşmelerini bekledik, onlara düğün fotoğraflarımızdan birkaç tane gönderdik. Ortalık biraz yatışınca Türkiye’ye geldik. Sadece ziyaret için gelmiştik ama bir daha dönmedik.

Alışmak kolay oldu mu?

Gençken kız kardeşlerimle birlikte dünya turuna çıkmıştık. Atina’ya kadar geldik. Ben İstanbul’u da görmek istediğimi söyledim ama onlar kabul etmedi. Meğer kısmetimde İstanbul’da yaşamak varmış.
Evlendikten sonra Rıza bana sürekli İstanbul’un fotoğraflarını gösteriyordu, Boğaz’ın, Galata Kulesi’nin fotoğraflarını gösterip “Burada yaşayacağız” diyordu. Ben Meksika’da büyük bir şehirde yaşıyordum. Biz tabii uçaktan inip eve geldik. Aileyi gördüm, konuştuk falan gece oldu. Sabah uyandım ve şehri görmek için pencereden baktım. Ne Boğaz Köprüsü var ne deniz. Sağa bakıyorum bir şey yok, sola bakıyorum bir şey yok. Meğer Zonguldak’a gelmişiz.

Boğaz, deniz nerede diye sormadınız mı?

Sordum tabii. “Sen burada mı yaşıyorsun?” diye sordum. Çok üzüldü, bir daha bir şey sormadım. Sonra çok sevdim. 12 yıl Zonguldak’ta yaşadık. Üç çocuğum orada doğdu.

Ailesi sizi nasıl karşıladı?

Onlara İngiltere’den fotoğraflarımızı gönderince kayınpederim çerçeveletip salonun ortasına koymuş. Kayınvalidem daha tepkiliydi ama beni görünce çok sevdiler.

Türkçe biliyor muydunuz?

Hayır tek kelime Türkçe bilmiyordum. İngilizce biliyordum ama onu da orada kimse bilmiyordu. 3 ayda Türkçe’yi öğrendim. Ama 3 ay boyunca tek bir kelime bile konuşmadım. Üçüncü ayın sonunda onlardan biri gibi konuşmaya başlayınca çok şaşırdılar.

İstanbul’a ne zaman taşındınız?

Büyük oğlum ilkokulu bitirince İstanbul’a geldik. 1988 sonuydu, Rıza’nın da işleri buradaydı.

Rıza Bey, ne iş yapıyordunuz?

Ticaretle uğraşıyordum. İstanbul’da da devam ettim ama Meksika mutfağına hep çok meraklıydık. Zaten yemek yapmayı da çok severim. Neden bir restoran açmayalım diye düşündük ve Ranchero’yu açtık.

Ranchero ne demek?

Meksika yerlisi anlamına geliyor. Mutfağın şefi Meksika yemekleri pişiren Patricia’ydı. Sonra Patricia’nın Meksika’da restoran işletmeciliği yapan kız kardeşi Teresa Gonzales ve şef olan eşi Alejandro Calderon Ramirez İstanbul’a bize yardıma geldiler. Bütün herkesi eğittiler, nasıl davranmaları gerektiğini anlattılar.
Birlikte menüyü oluşturduk. Aslında Türkiye’deki malzemelerin çoğu Meksika mutfağına uyuyor. Meksika yemeği zaten et ağırlıklı, bol soslu. Sebzeler burada da var. En önemlisi mısır unu ve fasulye. Meksika’dan makine getirdik, Mısır tortilla ve buğday tortillayı kendimiz yapıyoruz. Bir de restorandaki tabak hatta tuzluklar bile Meksika’dan geldi. Mevsim meyveleriyle hazırladığımız margaritalar da çok ilgi görüyor.

Özel yemekler var mı?

Hem tabak hem tat olarak özel bir yemeğimiz var. İsmi Molcajete. Volkanik taş içerisinde pişirilip servis ediliyor. Domates, soğan ve Meksika’ya özgü çeşitli biberler ile sotelenip tercihe göre et veya tavuk, yanında Ranchero sos, charros, peynir ve guacomole ile hazırlanıyor. Volkanik taş soğumadığı için yemek de soğumuyor. Nachosumuz çok özel. Acıyı isteğe göre veriyoruz. Çünkü gerçekten çok acı soslarımız var.

Evde yemek yapıyor musunuz?

Yapıyorum, burada da mutfağa giriyorum. Çok güzel hünkar beğendi yaparım. Bir de ben çok titizim. Tabağın çıkışına da, dönüşüne de dikkat ederim. Yemek yenmediyse müşteriye neden yemediğini sorarım. İlla ki öğrenmem gerekir.
En büyük mutluluğum tabağın boş gelmesi. Etlerimizin, tavuklarımızın marinesi çok özel. 13 çeşitten elde ettiğimiz bir baharatımız var. Yemeklerimize inanılmaz bir lezzet katıyor.

Evde genelde hangi ülkenin yemeklerini tercih ediyorsunuz?

Karışık ama daha çok Türk mutfağı. Meksika yemeklerini zaten burada yiyoruz. İleride Meksika’da bir Türk restoranı da açabiliriz.


Çocuklarınız da sizinle çalışıyor, üstelik ailede Meksika egemenliği hiç de hafife alınacak gibi değil.

Çok doğru söylüyorsunuz. Oğullarımız Faruk ve Fatih bizimle çalışıyor. Fatih 1 yıl önce evlendi. Gelinimiz Gabriella tıpkı eşim Patricia gibi Meksikalı. Sanırım bizim Meksika ile olan bağımız nesiller boyu devam edecek.
Bir de kızımız Nilüfer’in emeği var. Kendisi iç mimar. Teşvikiye’de açtığımız yeri o dekore etti ve burada Meksika rüzgarı estirdi. Ayrıca Ranchero’da annemin yaptığı CD’yi çalıyoruz.

Anneniz müzisyen mi?

Annem Pilar Gonzalez Arrieta ve büyükannem müzisyen. Ben Rıza’yla evlenip Türkiye’ye yerleşince annem benim için ‘Yıldızım’ isimli bir şarkı besteledi. Yakın zamanda, Meksika ve Türkiye’deki torunlar bir araya gelip aralarında para topladılar ve annemi stüdyoya soktular.
Anneme kendi söz ve bestelerinden oluşan 22 şarkılık profesyonel bir CD doldurttular. İçinde benim için yazdığı şarkı da var. Restoranda sürekli bu CD’yi çalıyoruz.