Yandex.Metrica
Askerler hakkında yazılmayanlar
12 Aralık 2009

Yüksek Askeri Şura kararlarının en çok tartışılanları “irticai faaliyetleri nedeniyle ordudan atılanlar”dır. AKP hükümeti iş başına geldiğinden beri ne Erdoğan, ne de Gül, bu kararları imzalamıyor, muhalefet şerhi koyuyor. Sonuç olarak bu personelin görevine son veriliyor. Eski ayları ne yaparlar sorusuna Hoca, kırpıp kırpıp yıldız yaparlar demiş ya. “Fetullahçı” oldukları gerekçesiyle ordudan ihraç edilen personeli bakanlıklarda memur yapıyorlar! Enerji Bakanlığı’na bağlı TEDAŞ Genel Müdürlüğü’nün bu tür 10 kadar personeli işe aldığı KİT Komisyonu’nda TEDAŞ hesapları görüşülürken ortaya çıkıyor ve tutanaklara geçiyor.

Tanık-sanık

Bir başka ordu mensubu,askeri liseyi birincilikle, Harp okulunu dördüncülükle bitirmiş 24 yaşındaki Mehmet Ali Çelebi ise 15 aydır Ergenekon’un tutuklu sanığı. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda, Kara Pilot Teğmen olan Çelebi, Ergenekon davasının 24 Kasım günkü 20. duruşmasında söz alarak konuşmuş. “Ben tanık olmak istemediğim için tutuklanıyorum. Vatan hainleri, biz şerefli Türk subaylarını karalamak için savcıların teşvikiyle tanık olabiliyorlar. Ben ifade vereceğim yeri, Türk milletinin şerefli kürsüsü olarak görüyorum. Ama ben terörist onlar demokratik gerilla. Benim evime rejimin teminatı polis, bir orduyla kapıyı kırarız tehdidiyle giriyor, sahte evrak tanzim ediliyor. Tutuklandıktan sonra ailem sürekli rahatsız ediliyor. Babamın işyeri gasp ediliyor. Diğer taraftan bebek katillerinin ayaklarına savcılar gidiyor, bir kırmızı halı serilmediği kalıyor. Neden? Çünkü ben terörist, onlar barış elçisi.Türk yargısı, teröristi aklama, subayı aşağılama kurumu mudur? Bakınız, devrem Eren Teğmen dağda terörist kovalarken terör örgütü üyesi olmak şüphesiyle alınıp 6 ay tutuklu kalmıştır. Müteakiben tutuksuz yargılanmak üzere görev yeri Yüksekova’ya dönmüştür. Eren Teğmen, Atilla Albayımın savunmasında bahsettiği gibi Savcı Zekeriya Öz’ün ‘Şırnak’tan paketledim de getirttim’ dediği teğmen ...” Savunma böyle sürüp gidiyor. Ordunun aleyhinde çarşaf çarşaf iddia yayınlayan, Tokat saldırısını bile Ergenekon’un yapmış olabileceğini ima edenler nedense bu savunmalara, bu işe almalara hiç yer vermiyor. Neden dersiniz?

Altın Kitaplar’ın 50. yılı

Bizim gibi genç ülkelerde çok uzun yıllardır ayakta duran şirketlere özel saygım vardır: hele söz konusu bir kültür sanat kurumuysa. Altın Kitaplar’ın 50. yılı kutlanıyor diye duyunca da heyecanlandım. Fazla okumayan, yazan ama fazla da basmayan, satmayan bir toplumun yüzlerce yerli ve yabancı yazarın beşbin farklı kitabını basmış, elli yıldır ayakta duran, durabilen kitabevi olmak kolay mı? Güzel bir kutlama düzenlenmiş, davet edilmişim, orada olmalı, paylaşmalıyım! Kimbilir kimler gelir: Bu ülkenin ünlü yazarları. Çok satanlar, az okunup çok meşhur olanlar. Ünlü çevirmenler, kitap eleştirmenleri, anılarını yazmış sanatçılar. Altın Kitaplar’da uzun yıllar çalışmış olanlar çıkar sahneye, tanırız onları. En çok satmış yerli yabancı yazarlarını görürüz, iki satır konuşurlar, dinleriz. Yeriz içeriz ama daha önemlisi, bir edebiyat ortamını teneffüs ederiz, eskilerin deyimiyle. Trafiğe takılıp geç de kalınca, sosyalleşme bitmiş, herkes masalara oturmuş. Biz de oturuyoruz ve bütün bir gece, tanımadığımız birilerinin düğününe katılmış gibi ne oluyor, ya da ne olmuyor diye uzaktan bakıyoruz! Doğan Hızlan dışında ne bir yazar çıkıp konuşuyor, ne birileri onore ediliyor. Da Vinci şifresiyle ortalığı yıkıp geçen Dan Browne da orada, konu mankeni yapıyorlar, birkaç hanım gidip fotoğraf çektiriyor. Sahneye çıkıp merhaba demek için para mı istedi acaba, o bile çıkmıyor! Pasta bile kesilmiyor! Düğüne gitsek takı takarlar belki diye masamıza gelip ilgilenen olurdu, o da olmuyor. Geldiğimiz gibi gidiyoruz. Ellinci yılınız kutlu olsun da kendi aranızda yemek yiyecektiniz madem, beni niye çağırdınız ki?