Yandex.Metrica

Yeni Yazısı > Aşk, seks ve romantizm - 24.04.2011

Aşk, seks ve romantizm
24 Nisan 2011

Evet belki çılgın bir aşıktım, belki değildim ama herkesin kafasını bir soru karıştırır: “Seks aşkın ne kadarını içerir?” ya da “Sekssiz aşk olur mu?” Cevap oldukça basittir: Sekssiz aşk olmaz. Aşksız seks olur da, seks içermeyen bir aşkın varlığından söz edilemez. Tek taraflı aşkta bile kişi, kavuşmanın hayalini kurarken işin içinde mutlaka cinsel arzu vardır. 

***

[[HAFTAYA]]

İşe biraz da bilimsel açıdan yaklaşalım. Aşk fiziksel bir süreçtir. Bilimsel araştırmalar bunu defalarca kanıtladı. Aşık olan kişide aynı anda bir takım hormonlar salgılanmaya başlar. Bunların birincisi ‘feromon’dur. Yani koku hormonu. Bu koku, parfüm gibi açıkça anlaşılan bir koku değildir. Benzetmemi mazur görün ama, hani hayvanlar çiftleşme zamanı geldiği zaman ağaçlara, duvarlara bir takım kokular bırakıp erkeğe ya da dişiye “Ben hazırım” mesajı verir ya, işte ‘feromon’ da öyle bir şey. Aşk iki taraflıysa, bu koku her iki kişi tarafından da salgılanır, bu durumda da seks ilişkisi kaçınılmaz olur.

***

Hormonlarla devam edelim. Kişi aşık olduğunda, beyninde aşırı derecede ‘dopamin’, yani mutluluk verici hormon salgılanır. Ardından korku ve stres artırıcı hormon olarak tanınan ‘noradrenalin’ salgılanmaya başlar. Aşkta yoğun olarak kaybetme korkusunu duyumsamamızın nedeni de budur. Tüm bu fiziksel süreci düşündüğümüz zaman aşkın hiç de masum bir duygu olmadığını, seks içerdiğini görürüz. Peki seks aşkın ne kadarını içerir? Elbette önemli bölümünü ama tamamını değil. Her ne kadar kimileri kişiler arasındaki romantik anları seks için hazırlık olarak görse de, siz onlara bakmayın. Mum ışığında her yemeğin, yağmur altında her gezmenin, bir parkta el ele her oturmanın sonucunu sekse bağlamak mümkün değil. 

***

Aşık insanın aklına gelen ilk şey asla seks değildir. Bir an bile birlikte olmak, sadece gözlerine bakmak, birkaç saniye elini tutabilmek de aşık insan için yeteri kadar tatmin edicidir. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim, aşkla sevişmenin yerini hiçbir şey tutamaz. Daha önce yazmıştım, yeri geldi tekrar edeyim. Aşkla dolu bir sevişmede dışarıdan bakıldığında sadece bedenler iç içe geçmiş gibi görünür. Oysa böyle bir sevişmede ruhlar da birbirinin içine dolanır ve birbirlerinde kaybolur. Bir ruhun bittiği yerde diğer bir ruh başlar. Bu olağanüstü bir anlamdır. Bu bir ’çiftleşme’ değil, bütünleşmektir. Bir bütüne gitmekse kendinden feragat etmek, benlikten vazgeçmek, gerçek anlamda erimek demektir. Gerçek sevginin ya da aşkın bir delilidir. Aşkın ve sevginin olmadığı sadece ilkel güdülerin tatmininin amaçlandığı bir sevişmede ise insan aslında yalnızdır. Gerçek anlamda bir sevişme yaşanmamıştır. Sadece bir başka bedende erimeye çalışılmış ama sonuçta yine benlik sınırlarının dışına taşamadan, sevginin verdiği kaynaşmadan uzak bir şekilde geçici olarak insan kendini kandırmıştır.