Yeni Yazısı > Aşk masalını kim sevmez? - 30.04.2011

Aşk masalını kim sevmez?
30 Nisan 2011

Halktan bir genç kızın Prens ile evlenip Prenses olmasını heyecanla izledi milyonlarca kişi ekran başında. Her genç kızın rüyası biçiminde çok eski ve çok klasik bir masal değil midir zaten? Bütün küçük kızların hayalinde beyaz atlı prensle evlenip beyaz gelinliği içinde saraya gitmek yatmaz mı? Günün ağır ve bunaltan gündeminden kaçış için ilaç gibi geldi bana da. Televizyon denen oyalama kutusunun önüne kurulup dakikası dakikasına izledim, saniye şaşmadan yürüyen, mükemmel bir canlı yayın yöneticiliğiyle evlerimize giren düğünü. Bütün hınzırlığımla küçük detaylar yakalamaya çalıştım. Kate’in çenesinin nasıl titrediğini, babasının kızı verirken nasıl zorlandığını, atlı arabalarla yürüyüş sırasında atın birinin süvarisini üstünden atıp ortalıkta çifteler atarak nasıl dolaştığını gördüm! Çift belli kurallara uydu ama yine de şirin ve doğaldı. Prens, ısrarlara dayanamayıp gelini iki kez öptü ama yüzü kızardı!

[[HAFTAYA]]

Bu çocuklarda, Diana’dan geçme bir sevimlilik var canım. Kraliçe Elizabeth, hem torunun düğününü görme mutluluğu içindeydi, hem de ‘bitse artık şu iş’ havasında. Kate çok sade, çok klasik ve çok tarzı olan bir gelindi. Küçük prens ve küçük kız kardeş, heyecanlı ve çok sevimliydi. Sanırım herkesin içine sinen bir aşk filmi gibiydi izlediğimiz. Hollywood filmlerinde olur ya, ondan işte. Bir de davetlilerin şapkaları biraz daha tahammül edilir olsaydı... Tweeter dünyası da yakinen izledi düğünü.

“Ne gerek var böyle düğüne, kaç para” filan diyenler, töreni sokakta izleyen bir milyona yakın kişiyi ve bütün bir yaz İngiltere’ye akacak turistleri, canlı yayınla yapılan bedava reklamı, halkla ilişkileri hiç düşünmüyorlar tabii. Aslına bakarsanız tüm monarşi ve kraliyet ailesi şamatası bile zaten bunun için değil mi? Son bir geyik de “Kraliçe ne taktı?” diye soranlara: Kraliçe, düğün hediyesi olarak vere vere bir Düşes ünvanı verdi gelin hanıma. “Zaten prenses olmuştu, ne gerek vardı” derseniz, bu krallık işleri o kadar da anlaşılır değil tabii!

Kampanya kumpanya alamanya!

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun seçim kampanyası çerçevesinde Balıkesir, Bandırma ve ilçelerine yaptığı geziyi izledim. Seçim otobüsünden yazdığım notları okudunuz. Fırsat buldukça da sohbet ettik ama çoğu bende kalacak, öyle olması gerekiyor. Yazılabilecek genel konuları sormadım bile, çünkü bir kaç gün önce Ankara Temsilcimiz Hakan Çelik kendisiyle kapsamlı bir görüşme yapıp yayınlamıştı. Ama yine de otobüs içi notları aktarmak isterim. Kılıçdaroğlu, seçim kampanyasında bütün illeri dolaşmaya niyetli. Sadece illeri değil, ilçeleri de geziyor, “İmkan olsa bütün evlere gideceğim” diyor! O kadar azimli. Yaptığı kolay bir iş değil.

Uçak ya da helikopterle miting yapılacak kente gidiyor, yakın yerlere otobüsle devam ediliyor. CHP seçmeni yeni bir trend geliştirmiş; yol kenarında pankartları, bayraklarıyla bekleyip otobüsü görünce kendilerini önüne atarak yolu kesiyorlar! Geç geçebilirsen. Küçük yerlerde bile duruluyor. Benim katıldığım Balıkesir gezisinde Bandırma, Erdek, Gönen, Manyas derken tam 7 yerde durup konuştu! Sesini kaybetmemek için sürekli bitki çayı içiyor ve kaya şekeri tabir edilen bir şeker yiyor. Yemeğe düşkün değil zaten, arada ceviz, fındık, badem, üzüm, kayısı gibi kuruyemişle besleniyor ki güç kazansın.

Otobüsün önünde durup sürekli el sallıyor, herkesle selamlaşıyor, aralarına indiğinde herkesle konuşuyor, çok mütevazı. Otobüste fazla kalabalık olmamasına çalışılıyor. En büyük yenilik, internet! Gazeteciler rahat çalışıyor. Milletvekili adayları, geçtikleri il ve ilçelerin yöneticileri, otobüste bulunuyor. Bizim gezimiz 12.00’de başladı, gece yarısına doğru bitti. Yani tam 12 saat! Bu süre zarfında Kılıçdaroğlu, yüzlerce kişiyle birebir konuştu, binlerce kişiye hitap etti, herkese gülümsedi, herkese selam verdi! Hiç kuşkusuz kendisine destek olan bir ekibi var ama yine de siyaset yapmak, hele böyle çalışıyorsan, hiç kolay değil. Ne için? Meydanda ondan hizmet bekleyen insanları ve sevgilerini görünce mecbur oluyor. Ve bir daha da “Karizması yok” demeyin, öyle bir var ki.