Aşık olduğu iki kadının adı da Marie'ydi...

Aşık olduğu iki kadının adı da Marie'ydi...

En pahalı Türk resmi olan Osman Hamdi Bey’in Kaplumbağa Terbiyecisi adlı tablosunu görmeyen, duymayan kalmamıştır... 2009’da 5 milyon lira karşılığında Pera Müzesi tarafından satın alınıp orada sergilenen tablonun günümüzdeki değeri 10 - 15 milyon liradır. UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim ve Kültür Teşkilatı) içinde bulunduğumuz 2010 yılını Osman Hamdi Bey yılı ilan etti. Ünlü bir ressam, arkeolog ve müzeci Osman Hamdi Bey ölümünün 100. yılı nedeniyle dünyada ve Türkiye’de çeşitli etkinliklerle anılıyor. Eserleri bugün en pahalı Türk resimleri arasında yer alan Osman Hamdi Bey’in Gebze-Eskihisar’daki köşkü ise müze olarak hizmet veriyor. Peki onun aslında pek bilinmeyen, ve son derece ilginç olan hayat hikayesini öğrenmek ister misiniz? İşte Türk toplumunu eğitmenin zorluğunu, Kaplumbağa Terbiyecisi olarak kendisini resmederek anlatan bu müthiş adamın öyküsü...

Osman Hamdi Bey 30 Aralık 1842’de İstanbul’da, Ayasofya’nın hemen yanındaki bir mahallede dünyaya geldi. Osmanlı ve Batı kültürüyle eğitilmiş, o dönem Hariciye Nazırı (Dışişleri Bakanı) olan Sadrazam İbrahim Edhem Paşa’nın altı çocuğunun en büyüğüydü. İstanbul’daki eğitimine ilkokuldan sonra Maarif-i Adliye’de (Devlet memuru yetiştiren okul) devam etti. Henüz 16 yaşında kara kalem resimleriyle dikkat çekiyordu. İbrahim Edhem Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun yurt dışına eğitime gönderdiği ilk Türk öğrencilerdendi. Oğlunun da Batı kültürüyle yetişmesini arzu ediyordu. Osman Hamdi Bey’i de bu nedenle 1860’ta Fransa-Paris’e hukuk okumaya gönderdi.

Merve Özaytekin

[email protected]

Paris’te geçen öğrencilik hayatı

Osman Hamdi, Hukuk Fakültesi’ne yazılmasına rağmen asıl tutkusu resimden asla vazgeçemedi. 18 yaşında Paris’e geldiğinde en çok Osmanlı’da yasak olan heykeller ilgisini çekti. Dünyaca ünlü sanatçıların çoğunlukta olduğu Paris’te resime olan tutkusu giderek büyüyordu. Dönemin ünlü ressamları Gustave Boulanger ve Jean-Leon Gerome’un atölyelerinde resim çalışmaları yaptı. Osman Hamdi Bey için hukuk fakültesine devam etmek gün geçtikçe zorlaşıyordu. Arkeoloji derslerine giriyor, boş vakitlerinde odasında resim yapıyordu. Ve sadece dünyaca ünlü güzel sanatlar okulu Paris’teki Ecole des Beaux Arts’a girmenin hayalini kuruyordu... Ancak bu okuldaki derslere sadece konuk öğrenci olarak katılabildi, hukuk eğitimini ise bu nedenle tamamlayamadı. 1868’de İbrahim Edhem Paşa, oğlu Osman Hamdi’nin İstanbul’a dönmesini istedi. Paris’te sanat dünyasına kendini hızla tanıtan Osman Hamdi Bey mektubunda babasına, ülkesine kesin dönüş yapmak istemediğini anlatıyordu: “Sevgili Pederim, Paris’ten ayrılıyor olabilirim. Ancak döneceğim. Çünkü resmi terk etmek istemiyorum. İlerleme kaydediyorum. Sanat dünyası beni tanıyor. Bu seneki tablom ‘L’Autographe’ gazetesinde yayımlandı. Bu durumda pekala anlarsınız ki Paris’ten ayrılamam”.

Devlette görev yaptı

12 yılını geçirdiği Paris, Osman Hamdi Bey’in özel hayatına da damgasını vurmuştu. Öğrenciliği sırasında Marie adlı ilk eşiyle evlendi. 10 yıl evli kaldılar. Osman Hamdi Bey’in ilk eşinden Fatma ve Hayriye ismini verdiği 2 kız çocuğu oldu. İstanbul’a dönme kararı aldığında yıl 1869’du. İstanbul’da çeşitli devlet görevlerinde bulundu. 1873’te Viyana Dünya Sergisi’ne Osmanlı Devleti’nin başkomiseri olarak katıldı. Sergiye gönderilecek yapıtların seçimiyle, sergi yerinin yaptırılmasıyla ilgilendi.

İkinci kez aşık oldu

Ancak Osman Hamdi Bey’i aşk Viyana’da bir kez daha yakaladı. Aşık olduğu kadının adı yine Marie’ydi. Fransız olan bu Marie henüz 17 yaşındaydı. Eşine başka bir kadına aşık olduğunu söyledi ve ayrıldılar. Marie, Osman Hamdi Bey’le evlendikten sonra adını ‘Naile’ olarak değiştirdi. Osman Hamdi’nin Naile Hanım’dan Melek, Leyla, Edhem ve Nazlı adını verdikleri dört çocuğu oldu. Osman Hamdi Bey’in resimlerinin ana teması hep insadı. Birçok eserinde kendisini resmeden Osman Hamdi Bey’in vazgeçemediği kadın modeliyse eşi Naile Hanım’dı. Meşhur ‘Mimozalı’ kadın adlı tablosundaki model de eşiydi. Çocukları, yakın akrabaları ve aile çevresindeki kişiler de tablolarına modellik yapıyordu.

Resimleri Batı’ya tepkiydi

O dönemde Batı, Doğu’ya ve Osmanlı’ya karşı ön yargılı ve küçümseyiciydi. Osman Hamdi Bey’in resimleriyse Batı’nın Osmanlı’nın oryantalizm anlayışına tepkiydi. Tablolarında Osmanlı’nın çalışan, okuyan, tartışan, düşünen kimliğini vurguladı. Osman Hamdi Bey ilk Türk arkeolog olarak da ismini tarihe yazdırdı. 1881’de kuruluş halinde olan Müze-i Humayın (İstanbul Arkeoloji Müzesi)’ın başında Alman Dr. Philip Anton Dethier vardı. Anton Dethier’nin ölümünden sonra II. Abdülhamid tarafından kurumun müdürlüğüne Osman Hamdi Bey atandı. Osman Hamdi Bey, devlet sınırları içindeki taşınabilir tüm eserleri bir araya getirmeyi amaçladı. Müzeciliği ilk kez modern anlamda ele aldı. İlk işlerinden biri yabancıların yaptığı kazılarda ortaya çıkan eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklamak oldu. Ayrıca daha önce yabancılar tarafından başlatılmış ve yarım bırakılmış kazıları geliştirdi.

Avrupa onu ödüllendirdi

Kendisi Nemrut Dağı, Lagina, Hekate ve Sidon’da kazılara başlarken yakın çevresini de başka kazılara gönderdi. Oğlu mimar Edhem Bey kazıya gönderdikleri arasındaydı. Edhem Bey’in Aydın’da yaptığı kazıda bulunan mermer heykeller, Artemis’e ithaf edilmiş tapınağın frizleri ve daha birçok eser İstanbul’daki Müze-i Humayun’a getirildi. Müdürlüğü sırasında Boğazköy, Alacahöyük, Rodos gibi pek çok yerde kazı başlattı. Osman Hamdi Bey, kazılarda artan eserleri sergileyebilmek için yeni bir bina arayışına girdi. Eserler, Aya İrini’den sonra Çinili Köşk’e taşınmıştı ancak burası da yetersiz geldi. Devrin yöneticilerini ikna ederek bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi binasını inşa ettirdi. Müzenin içinde fotoğrafhane, kütüphane, modelhane yaptırdı. II. Abdülhamid, 1882’de Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu Sanayi-i Nefise Mektebi (Bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi) ‘ne Osman Hamdi Bey’i müdür olarak atadı. Osman Hamdi Bey burada Paris’teki eğitim anlayışını hayata geçirerek gençlerin Avrupa’ya gitmesi gerekmeyeceğini göstermek istedi.

Eskihisar’daki köşkün planını kendi çizdi

Osman Hamdi Bey’in sakin bir yapısı vardı. Ailesiyle zaman geçirmeyi, evinde resim yapmayı severdi. İstanbul’da Kuruçeşme’de yaşayan Osman Hamdi Bey gençliğinde Gebze’nin Eskihisar Köyü’nden 28 dönümlük bir arazi satın almştı. O yıllarda Gebze-Eskihisar, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, özellikle üst düzey kişiler için sayfiyelerin bulunduğu en gözde yerdi. 1884’te arazisinin bulunduğu deniz kenarındaki bu güzel koya bir köşk yaptırdı. Planını kendi çizdiği, Fransız mimarisinden izler taşıyan bu köşkün ahşap, tuğla, kiremit malzemelerini Fransa’nın Lyon kentinden gemi ile getirdi. Kapı boyalarının desenine kadar kendi yapan Osman Hamdi Bey, köşkün yanına ayrıca bir resimhane ve bir de kayıkhane yaptırdı. Burada eşi ve ailesiyle çok güzel vakit geçiren Osman Hamdi Bey, 1910 yılına hasta girdi. Eşi Naile Hanım’a Eskihisar’a gömülmek istediğini söyledi. 24 Şubat 1910’da da yaşama veda etti. Osman Hamdi Bey’in Eskihisar’daki bu köşkü ölümünden sonra I. Dünya Savaşı sırasında karargah komutanının emrine geçti. Atatürk ve İsmet İnönü Kurtuluş Savaşı’nın çeşitli evrelerinde bu köşkte kaldı. Köşk 1966’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca onarıldı ve müze haline getirildi. ‘Osman Hamdi Bey Evi ve Müzesi’ olarak ziyarete açılan müzede bugün Osman Hamdi Bey’in aile fotoğrafları ve yaptığı tabloların birebir ölçekli reprodüksiyonları yer alıyor. Köşkün bahçesindeki resimhane, bugün galeri olarak kullanılıyor, üst katıysa toplantı salonu olarak düzenlenmiş. Müze pazartesi hariç her gün ücretsiz ziyaret edilebiliyor.