Artık PKK'dan çok, genç Kürtler korkutuyor
14 Ekim 2010

Bugün sizlere son derece önemli bir oluşumdan, bir gelişmeden söz etmek istiyorum. Güneydoğu’da çok şey değişiyor. Heyecanlar ve umutlar gerçekten en üst düzeyde. Beklentiler giderek artıyor. Silahların susacağı günlere yaklaşıldığı hissi yaygınlaşıyor.

En büyük korku nedir biliyor musunuz?

Bu beklentilerin yine suya düşmesi.

Öylesine büyük bir hayal kırıklığına uğranılacak ki, sonrasındaki gelişmeleri kontrol edebilmek imkansızlaşacak ve bu defa PKK’yı değil, başkalarını konuşuyor olacağız.

Karşımıza yepyeni bir kuşak çıkmaya hazırlanıyor.

Son derece sert, gözünü hiçbir şeyden sakınmayan bir kuşak.

Kürt kökenli gençlerden söz ediyorum.

Yaşları 11-12’den başlıyor ve gözleri hiçbir şey görmüyor.

[[HAFTAYA]]

Bu kesim kelimenin tam anlamıyla “delikanlı”. Sokaklara onlar hakim.

Genç, güçlü, işsiz, umutsuz, kızgın ve sinirliler.

Çok daha küçük yaşlarından itibaren sokaklarda büyümüşler. Kaybedecekleri hiçbir şeyleri olmadığına inanıyorlar.

Askerden, polisten dayak yemişler ancak yılmamışlar. Aksine daha da keskinleşmişler. Babalarından, analarından, güvenlik güçlerinin işkencelerini dinlemişler.

Kardeşleri veya akrabaları dağa çıkmış. Ya bir daha haber alınamamış veya cenazesini teslim almak zorunda kalmışlar.

Ateş püsküren, hiçbir uzlaşıya yakınlaşmayan veya hoşgörüye tahammül etmeyen bir kuşak. Sayıları da her geçen gün artıyor. Babalarının aksine, sokakları ateşe vermekten sakınmıyorlar.

PKK da, BDP de bu gençlere söz dinletmekte zorlanıyor

Kimseler söz geçiremiyor.

Kimsenin gözyaşına bakmıyorlar.

Tutulamıyor, kontrol edilemiyorlar.

PKK’nın en gözü pek destekçileri konumundalar. Ancak zamanında örgüt temsilcilerine dahi karşı çıkabiliyorlar.

BDP’nin beğenmedikleri belediye başkanları olsun, yetkilileri olsun, gençlerin hışmına uğramaktan korkuyorlar.

Güvenlik kuvvetleri de bunlarla başa çıkamıyorlar. İnsan öldürmüyor, silah kullanmıyor, ateş etmiyorlar.

En etkili silahları taş ve molotof kokteyli.

İşte bölgede barış havası kurulamadığı taktirde, geleceğin asıl tehlikesi bu gençler olacak. Onlara sokakları yasaklamak, gösterilerini durdurmak, PKK ile dağlarda savaşmaktan çok daha zor olacak.

Babaları belki ikna edilebilir veya güvenlik güçleri tarafından korkutularak kontrol altında tutulabilirler, ancak bu gençleri engellemek imkansız olacak.

Atılacak adımlarda, planlanacak açılımlarda bu gerçeği düşünmekte çok yarar var. Bir hata, bu ülkeyi geri dönülmesi güç bir noktaya getirir.

Böyle gizli oturuma ne gerek var ki...

Salı günü TBMM’de yapılan terör konulu gizli oturum, ülkenin en prestijli makamı için büyük bir hayal kırıklığıdır.

Dünyanın neresinde olursa olsun, gizli oturumlar çok nadir yapılır ve çok önem verilir. Adı üstünde, gizli oturum denilince açıkça konuşulamayan konular ele alınır. İktidarlar gizli bilgilerini -hepsini olmasa dahi önemli bir bölümünüpaylaşırlar. Muhalefet ise, tribünlere oynamak zorunluluğu hissetmediğinden dolayı çok daha yapıcı bir tutumla eleştiri yapar.

Bizde ise gizli oturumlar bir komikliktir.

Salı günkü oturuma katılanlarla konuştum. İçlerinden biri dahi -iktidar partisi milletvekilleri dahil- yeni veya farklı veya önemli bir şey duyduklarını söyleyemedi.

“...Gazete haberlerinin ötesine geçilemedi...”

“...Neden gizli yapıldığını anlayamadım...”

“...Dinlediklerimizle karşılaştırdığımızda, bazı gazete makalelerinin çok daha derinlikli olduğunu söyleyebilirim...”

Bizde gizli oturumları iktidarların tamamen muhalefeti yatıştırmak veya yapmış olmak için düzenlediğini söyleyebiliriz.

Yazıktır...

Ya doğrusunu yapın veya hiç yapmayın.