Yandex.Metrica
Artık hiçbir kuruma inanmıyorum!
05 Nisan 2011

Türkiye’yi yönetenlerin şu anda düşünmesi gereken en önemli sorun nedir biliyor musunuz? Güven bunalımı! Hadi sıkıysa çıkın ve bir kamuoyu araştırması yapın; en yüksek güvenilirlik oranlarını soruşturun. Kime güveniyoruz: TBMM’ye mi, hükümete mi, TSK’ya mı, cumhurbaşkanına mı, ÖSYM’ye mi, YÖK’e mi, medyaya mı, siyasi partilere mi, yargıya mı? Hangisine, ne kadar güveniyoruz? Çıkalım soralım insanlara. Hele gençler artık ülkenin geleceğine bile inanmıyorlar! “Aa ne ayıp, Avrupa’nın en hızlı gelişen ülkesiyiz, en yüksek kalkınma hızı bizde çıktı, ihracat tavana vurdu, Türkiye yükselen yıldız” deyin. Kimse inanmıyor.

[[HAFTAYA]]

“Rakamlarla oynamışlardır, istatistikler çarpıtılmıştır, kriterleri değiştirdiler, hakimler kendilerinden, üniversite sınavında soruları verdiler, şifre dağıttılar, orduyu ele geçirdiler, yıldızlarını yoldular, seçimlerde hile yapılacak!” Uydurmuyorum, o her şeyi dinleyen koca kulaklar bütün ülkede dolaşan bu fısıltıları duymuyor mu? Geçtiğimiz hafta en çok neyi konuştuk? Bir milyon yedi yüz bin adayın girdiği Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı’ndaki (YGS) şifre skandalını! Öğretmenlerle konuşuyorum.

Gerçekten böyle bir şifre dağıtılması bu şifreyi bazı adayların kullanıp sınavda başarılı olması mümkün mü? Eğitimci olarak söyledikleri ilginç. “Mümkün değil” diyorlar. Öyle ise neden inanmıyoruz yetkililere? Çünkü ortada “bayan yanı” skandalı var! Kız öğrencileri aynı okullara toplayıp sonra da “Tesadüf olmuş” açıklaması getiren, çok sıkıştırılınca da “Pozitif ayrımcılık yaptık” itirafını yapan bir sistem varsa karşınızda, olan olmuş demektir, artık ağızlarıyla kuş tutsalar “bu sınavda katakulli yapılmıştır” şüphesini silemezler!

Kalemler F Tipi!

Oysa geçen yıl KPSS’de yaşanan ve bütün kadroların değişmesine yol açan soruların dağıtılması skandalından sonra bu yıl olağanüstü tedbirler alındı. O kadar olağanüstü ki, öğrencilerin saç tokaları çıkarıldı, stresten çişi gelip de tuvalete gitmek isteyen öğrenciler dışarı bırakılmadığı için sınavı terk etmek zorunda kaldı. Öğrencilere kalem ve silgi dağıtıldı. Ama o da ne! Kalemlerin üzerindeki marka FATİH, üzerinde bir tuhaf rakam var, 1520. “Amma da paranoyak olmuşsun” demeyin.

Bu ülkede Fatih Dershanesi de var, Fatih Üniversitesi de. Niye insanların aklına tuhaf şeyler gelmesin? Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Ben başkanla konuştum, tatmin oldum, bir şifre dağıtımı söz konusu değil” dedi. Cumhurbaşkanının mahkemeye intikal etmiş bir olaydaki ikinci kefalet vakası. Yoksa artık mahkemeleri kapatıp kadı sistemine mi döneceğiz? Bir milyon yedi yüz bin adayın, dört beş milyonu bulan aileleriyle birlikte çok büyük bir kitlenin hayat memat meselesi kabul ettikleri, geleceklerinin söz konusu olduğu bu sınavdan büyük bir düş kırıklığıyla çıkmış ve bundan sonra girecekleri sınava artık inanmayacak olmalarının getirdiği sıkıntıyı nasıl tamir edeceğiz

? Ya sınav soruları? Konuştuğum hiçbir aday, ki bunlar iddialı ve denemelerde bütün soruları büyük başarıyla çözen adaylar, soruların tümünü çözmek için yeterli zamanı bulamamış. Özellikle sosyal bölümünde tam 4 felsefe sorusunun çıkması, bu soruların hepsinin en az birer uzun paragraftan oluşması ve üzerinde düşünmek için çok uzun zaman gerektirmesi, adayların soruları atlamasına neden olmuş. Diyeceksiniz ki “bu bütün adaylar için geçerlidir, o zaman kimse yapamamıştır”.

Ya çok kişi yapmış olursa? Ya geçen seneki gibi 1500 birinci çıkıverirse? O zaman ne diyeceğiz? Suçüstü yakalanma mı? Eğitimci ve bilgisayar uzmanlarıyla konuştuktan sonra şu sonuca varmak mümkün. Birileri sınava giren adaylara bu şifreyi dağıtmaya kalkmış olsa bile bunun kokusu mutlaka çıkar, gizli kalamaz. Ama asıl kaçak, soruların hazırlanması noktasındadır. Geçen yıl da hiç beklenmediği halde bir “mantık” sorusu çıkmıştı ve malum bir dershanede, tam sınav öncesi acil bir mantık semineri çalışması yapılmıştı.

Bu yılki “felsefe” soruları da rastlantı değil izlenimi veriyor. Bundan sonra ne olacak? Bütün soru kitapçıkları ve yanıtları internette şeffaflaşacak. Herkes herkesi denetleyecek. Özel hayatın gizliliği, büyük gözün her şeyi görmesine dönüşecek. “Ayşanımın kızı da hiçbir soruyu çözememiş” gibi dedikodular alıp yürüyecek! Adaylar, hiçbir şeye inanmama ruh hali içinde çalışmayı boş verecek, çökmüş bir moralle girecekleri bundan sonraki sınavda muhakkak ki performans düşüklüğü gösterecek ve bundan kim sorumlu olacak? Son söz: Üniversite giriş sınavında bunlar oluyorsa seçimlerde neler olmaz! Ustalık dönemi işi mi bunlar?