Yeni Yazısı > Arman Hoca bu ne acele? - 29.04.2011

Arman Hoca bu ne acele?
29 Nisan 2011

Çarşamba sabahı CEO Club toplantımız vardı. Sonrasında toplantılarım nedeniyle şehirde kalacaktım. Bu fırsattan yararlanarak sevgili Prof. Dr. Arman Kırım’ı hastanede ziyaret etmeyi planlıyordum. Bir arkadaşımı aradım, birlikte gidelim, diye sordum. “Az önce mesaj geldi, Arman Bey’i kaybettik” yanıtını alınca, eşimin sözleri kulaklarımda çınladı: “İlk fırsatta ziyaret et, sonra geç olabilir.” Gerçekten de öyle oldu. Pazar günü Hürriyet’te okuyuncaya kadar durumunun bu kadar kötü olduğunu düşünmüyordum. Birkaç hafta önce mail atmış, hatrını sormuştum.

‘Hayat böyle bir şey’

“Ben de seni özledim. Sağlığım şimdilik fena değil. Ama elbette hâlâ mücadele halindeyiz. Asgariye indirdim, evde daha fazla vakit geçiriyorum... Yeni bir kitap yazdım, bir de bolca seyahat ediyoruz.” Sonra “Sen ne yapıyorsun? Bir ara görüşelim” diye yazmış ve eklemişti: “İşte hayat böyle.” Hakikaten tam da dediği gibi... Arman Hoca’yı uzun süredir tanırım.

[[HAFTAYA]]

Birlikte çok seyahat etmişizdir. Allah toprağını bol etsin, ekonominin geleceği üzerine epey iddiamız olmuş, bunlardan birinde onun ‘meşhur Jaguar’ını kazanmışımdır. O da espri olsun diye bir masa Jaguar’ı göndermişti.

İyi olacakmış gibi

En son Ankara OSTİM’de KOBİ toplantısı düzenlemiştik. ‘Artık Anadolu’ya gitmiyorum, senin için geliyorum’ demişti. Hastalık tedavisine başladığı dönemdi. Kilo vermiş, her şeyine dikkat ediyordu. Hava soğuk olduğu için bizimle birlikte dışarıda değil, içeride beklemeyi tercih etmişti: ‘Soğuk almayayım, bir başlarsa, vücut güçsüz düşer’ demişti.

Ondan sonra seyahatleri oldu, fırsat bulamadık. Telefonda konuşmuştuk, son kitabımı ona götürecektim. Ancak, Muhtar Kent ile ilgili yazdığım kitabın yayını biraz sarktı. Hedefim Mayıs’ın ilk yarısında ona imzalı bir kitabımı vermekti. Kısmet olmadı. Ömrünü verimli şekilde geçiren, yaşamı bilen, dostlarına önem veren bir insandı. Harika bir baba ve eşti. Onu çok özleyeceğiz.

CEO’nun önceliği ne olmalı?

Geçtiğimiz bir Anadolu toplantısında, gelen sorular üzerine Doğuş Holding’in patronu Ferit Şahenk, ‘Şirketler zarardan batmaz. Hiç zarar ettiği için batan şirket görmedim’ demiş ve esas tehlikeye işaret etmişti; ‘Şirketleri batıran en önemli neden likidite sıkıntısıdır.’ CEO Club bünyesinde düzenlediğimiz CEO Summit konulu kahvaltıda 4 önemli konuşmacı vardı: Mehmet Ali Berkman (Akkök Grubu) Levent Çakıroğlu (Arçelik), Temel Kotil (THY) ve Serpil Timuray (Vodafone).

Kâr mı, büyüme mi?

‘Yeni normalde rekabetin’ tartışıldığı toplantının son bölümünde CEO’lardan şu soru geldi: ‘Sizin için hangisi önemlidir; kâr mı, büyüme mi?’ Bu soru bana Kayseri’de Ferit Şahenk’in yaptığı değerlendirmeyi ve son yıllarda çok sayıda yönetim gurusunun üzerinde değerlendirme yaptığı ‘Kâr ve zarar’ konusunu hatırlattı. Benzer yanıtlar gelse bile her CEO’nun yaklaşımı farklı idi.

Arçelik Genel Müdürü Levent Çakıroğlu, ‘Sürdürülebilir büyümedir kârlılığı sağlayan. O nedenle önce sağlam iş modeline bakarız’ diye söze başladı ve devam etti: ‘Bizim için kârlılığı da büyütmek önemli hedeftir. Kâr ilk sıradadır ama yanında büyüme ajandası olmak kaydıyla.’

İkisi de değil, nakit akışı

Akkök Grubu’nun CEO’su Mehmet Ali Berkman’ın görüşü çok açıktı: ‘Kârsız büyüme olmaz. Zarara en fazla 1-2 yıl dayanılabilir.’ THY’nin CEO’su Temel Kotil ise söze ‘Tabii ki kâr’ diye başladı. Ancak, havayolunda durumun farklılaştığına dikkat çekerek devam etti: ‘Bizim özelimizde durum farklı. Biz önümüzdeki 10 yılda büyümeye devam edeceğiz.

Ama beraberinde kâra da odaklanacağız.’ Vodafone Türkiye CEO’sunun yanıtı biraz Şahenk’e yakındı: ‘Ne kâr, ne de büyüme. Benim birinci önceliğim nakit akışıdır.’ Ona göre kâr önemlidir. Ama büyüme de kâra giden yolu açar. O nedenle nakit akışına öncelik verip, kâr getiren büyüme stratejisi izlenmeli.

Yeni dönemin gözde derneği

Gazeteciliğe başladığımız 1980’lerin ortalarında iş örgütü denince aklımıza TOBB, TÜSİAD, İstanbul Sanayi Odası ve İstanbul Ticaret Odası gelirdi. Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO), TİSK’in, Tekstil İşverenleri Sendikası’nın adını sık duyardık. O dönemin modası nedeniyle TürkTrade adlı kuruluşun da rüzgarı vardı. Dış ticaret sermaye şirketlerinin üye olduğu bu dernek, büyük güce sahipti. Sonra ihracat gelişti ama bu derneğin eski havası kalmadı. Saydığım bütün dernekler tüzel kişilik olarak ayakta. Ancak, son yıllarda bir iş örgütünün, TUSKON’un yükselişine tanık oluyoruz. Muhafazakar kesimi temsil eden Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nden sonra kurulmuş olmasına rağmen hem üye sayısı hem de etkinliği hızla arttı.

Leyleği havada görüyorlar

Dikkat ediyorsanız, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yurtdışı gezilerine TUSKON ekip olarak katılıyor. Bazen de kendi düzenledikleri ‘Pazar keşfetme’ gezilerine devletin önemli isimlerini davet ediyorlar. 2005 yılında, 7 federasyonun bir araya gelmesiyle kurulan TUSKON, 1 yılda onlarca yurtdışı seyahati düzenliyor.

Üye sayısı hızla büyüyor

Geçmişi 5 yıldan biraz fazla olan bu derneğin üye sayısı 2010 yılı sonu itibarıyla 15 bini geçti. Patron örgütleri arasında 3’üncü sıraya oturdu. Her işletmenin üye olduğu TOBB’u ve ihracatçıların üye olduğu TİM’i bir kenara bırakırsanız, şu anda Türkiye’nin en büyük iş örgütü konumuna ulaştı. TÜSİAD, etkinliğinden bir şey kaybetmiş değil. TOBB’un belli bir gücü var. TİM, son yıllarda hep gündemde oldu, ihracattaki büyümeye paralel varlığını artırdı. TUSKON ise biraz Anadolu iş dünyasındaki yükseliş ve muhafazakar değerlerin öne çıkmasıyla, gücünü artırmaya devam ediyor.