Aramıza tekrar Hoşgeldin LAİKLİK
29 Haziran 2014

PAPARAZZİ DEVLET

Bi sabah uyandık ki, ülkede bazılarımızın adı ‘modern endişeli’ olarak değiştirilmişti. ‘Anarşişt, terörist, PKK’lı, vatan haini’ gibi adlardan sonra bu yeni kimlik, Türkiye’nin cidden yenilendiğine kanaat getirmeme neden olmuştu. Bu topraklarda acaba görmediğimiz bi şey kaldı mı derken, bi de ne görelim; devlet yönetimi paparazileşiyordu. Mahremimiz olan yaşam tarzımıza dikili kem gözlerin röntgenciliğinden rahatsız olanlara, memleketimde ucube bir kimlik kartı daha çıkarılmıştı.

‘MODERN ENDİŞELİ, GEÇ KENARA!’

Frankfurt Okulu’nun tedrisatından kendince geçince, sabah kahvaltıda Birikim dergisini hatim edince, demokratlığımızın turnusol kağıdı Kürt meselesi hakkında da iki laf edince vizeyi alıp memleketin berjer koltuğuna aydın sıfatıyla çöken bi grup, her mecrada ‘kimlik kontrolü’ yapıp parmaklarını gözlerine sokarak sallıyordu: ‘Modern endişeli, geç kenara!’ ‘Ateş olmayan yerden duman çıkmaz’ atasözünden gram feyz almayı akıllarına getirememiş ‘Yeni Türkiye’nin sosyal medya çıkışlı aydını, sabah akşam utanmadan halkçılık ayarı veriyordu kaygılılara. O da yetmiyordu, ‘inanca saygı’ gibi bi evrensel insan hakkı ilkesinin üzerinden, kaygılıların inançlarıyla dalga geçiyorlardı.

YASAKLI KELİME: LAİKLİK

Yaşam tarzının bi inancın tezahürü, politik kimliğin çekirdeği olduğunu kavrayamamış sığlıktan her gün memleketçe ‘teorik aydınlanma’ dersi alıyorduk. Kaygılılar ‘izm’lerde bir türlü kendine yer bulamıyordu o günlerde. Tek isyancı kanat Cumhuriyetçi teyzelerin illegal örgüt muamelesi görmesine ya da akıl hastanesine yatırılmalarına da ramak kalmıştı. Bir süre sonra bu taciz, kaygılıları lince dönüştü. Kimileri ‘laiklik’ gibi bazı kelimeleri kendisine bile gizlice yasakladı! Israrlı olan kimileri ise önceki dönemde kimlikdaş oldukları zihinlerden tecrit edildi.

‘1 NUMARA ELİNİ KANA BULAMADI’

Üstelik eski dostlar, demokrasi peygamberi ilan ettiklerine tapınırken, ne kadar inançlı olduklarını göstermek için yüksek dozda acımasızdılar. ‘Modern endişeli’ kimliğinin üzerine, bilumum damgaları vurup sürgüne gönderdiler kaygılıları. ‘1 numara’; elini o dönemler ‘kana bulamıyordu.’ Rahatça gönüllü taşeronluk sistemi ile halletti işlerini. Bi süre her şey böyle yürüdü. ‘Beraber yürürlerken bu yollarda’ mutlu mesut, şarkı bitti. Janjanlı demokrasi paketinden elde sadece ambalajdaki kurdelalar kaldı. Onları da kimileri kafasına taktı.

MODA’DAKİ İÇKİ EYLEMİ

12 yıl içinde görüldü ki, bi kültür tasfiye ediliyordu ülkeden. İstanbul’daki Moda iskelesinde getirilen içki yasağına karşı eylem yapan ‘modern endişelileri’ taşlamakla başlayan hikayemiz, kitaba ‘Bomba’ demeye kadar gelmiş, bu tasfiye planında yüzlerce insanın bir çoğunun iftiralarla cezaevinde ‘rehine’ alınmasıyla devam etmişti. Adına ‘Yeni Türkiye’ denilen imar planında anladık ki bizim için gettolar çoktan hazırlanmıştı. ‘Milli irade’ denilerek tel örgüleri çekilen ve kutsallaştırılan bu plan aslında Türkiye aydınından daha öngörülü Cumhuriyetçi teyzelere göre; yüzyılın kumpasıydı. Kumpasın şifresi de ‘12 Eylül darbecilerini yargılayacağız’ sözüydü. Bu, demokrasi fukarası ülkede, bisiklet istediği için ağlayan çocuğun eline tutuşturulan ‘yetmez ama evet’ şekeriydi bu söz! Çocuk fukaralıktan, o şekeri öyle bi zevkle yedi ki, hatta uzun süre damağında bıraktığı tatla bile idare etti. Ama tat da bitti, o bisikleti vaad eden de bindiği ‘demokrasi tramvayıyla’ durağına gelip uzun bir süre önce indi. Allahla kul arasında kalması elzem kutsal ilişkinin ülke yönetimine şu veya bu şekilde sirayet ettirilmesinin, kendinden olmayan önce yaşam tarzına, sonra yazılan kitaba, arkasından iç-dış politikaya nasıl yansıdığı artık kabak gibi ortaya çıktı. Şimdi önümüzde bir cumhurbaşkanlığı seçimi var. Önümüze konulan alternatiflerimiz ılımlı ve radikali arasında. Şu sıralar, yasaklı ‘Laiklik’ kelimesi de iadeyi itibar yapılarak aramıza tekrar döndü. HOŞGELDİN SEFALAR GETİRDİN LAİKLİK...

UTANMAK İNSANİDİR

11 Haziran 2013, Türkiye tarihinin en tehlikeli, en korkunç yalanlarından birinin söylendiği gündür. Bu arada hakkını yememek lazım ‘en fantastik yalanının’ da. Ülke tarihimize ‘Kabataş yalanı’ olarak geçmiştir. Şimdi geçmiş 1. yıldönümü anısına yalanı tekrar hatırlayalım: “Kabataş’ta deri eldivenli, yüzlerinde bandana olan bir grup ‘Gezici’ başörtülü kadına ve bebeğine güpe gündüz saldırdı. Aralarında bazılarının üzeri çıplaktı. Penisleriyle vurdular, üzerine işediler.” ...

İddia sahibi kadın bu fantastik olayı kendilerini televizyoncu ve gazeteci olarak tanımlayan bazı kişilere anlattı. Onlar da günlerce aklı selim, kötü niyetli olmayan hiçbir insanın inanmayacağı bu fantastik yalanı savunup ballandıra ballandıra halka anlattı. Bazıları “Ben görüntüleri izledim’ diye bu yalanın toplumda yaratacağı nefreti, kini önemsemeyip apaçık yalan söyledi. Başbakan dahil hükümet yetkilileri “Kamera görüntülerinin olduğunu’ iddia edip, bu olayı çıktıkları halk kürsülerinde anlatıp etrafa nefret tohumları saçtı. Nihayetinde olayın görüntüleri çıktı. Anlatılanın zerresi olmadığı ortaya çıktı. Sonra ne oldu? İddia sahibi ortadan çekildi. Gazeteci ve TV’ci olduğunu iddia edenler hâlâ bu işi yapmaya devam ediyor. Hükümet konuyu kapattı...

Evet sevgili okur nerede kalmıştık...

Evet; utanmak insanidir!