'Ar-ge' Mustafa macaron da yapar acıbadem de
16 Nisan 2011

Geçen yıl İstanbul’da da şık tezgâhlar açan Frenklerin gözde şekercisi Laduree’nin patronu, ‘macaron’ diye bilinen ünlü kurabiyeleri en iyi kendilerinin yaptığını, Türklerin bu işe soyunmaması gerektiğini söylüyordu mağrur bir edayla... Böylesi bir mantık, otomobil işini de Almanlara, Fransızlara, Amerikalılara ya da Japonlara bırakıp sadece tüketici olmayı kabullenmemizi gerektirir değil mi? Bereket, bundan dört-beş yıl önce, bizim Mustafa Pelit, nam-ı diğer ‘Ar-ge Mustafa’, kadim dostum ve Çengelköy Havuzbaşı’nda mukim Rasim Özkanca’nın ısrarıyla, önce gerçek Osmanlı tadında nefis acıbadem kurabiyesini çıkardı.

Rasim bu arada ona Fransa’da tattığı macaronlardan bir kutu hediye getirmez mi, ‘bir de bunu deneyiver’ gibisine... Mustafa da el hak, boş durmadı, kendi öz çabasıyla şu macaron işine el attı. İnternetten indirdiği Fransızca, İngilizce kaba tarifleri, dil bilen arkadaşlarına çevirtti, ardından kendi bilgi ve deneyimleriyle asıl ince tarifin sırlarını keşfetmeye soyundu. Denedi, geliştirdi, yeniden denedi; bıkmadan...

Sonunda, ortaya çıkardığı kakaolusundan karamellisine, frambuazlısından elmalısına, renk renk macaron kurabiyelerin gerek görünüş gerekse lezzette Fransızlarınkinden hiç aşağı olmadığını cümle aleme kanıtladı, hâlâ da kanıtlıyor. İşte size küreselleşmeden korkmadığımızın somut bir kanıtı daha. Fransızlarlar da dilerlerse Türk lokumu üretsinler, onların bileceği iş. Hodri meydan! Yeter ki, yaptıkları lokum Türklerinkinin lezzetini tuttursun. Frenklere tatlı tatlı maruzatımız bundan ibarettir efendim.

Leziz tarifleri kendinde saklı

Mustafa Pelit’e gelince, biraz duralım: 1967 Çengelköy doğumlu Mustafa, gözlerini adeta, aslen Rize-Çamlıhemşinli amcaları Hamza, İzzet ve babası Ziya’nın birlikte kurup işlettiği Seval Pastanesi’nde açtı. Ağabeyleri Kadir ve Memduh’un izinde o da üretime ve satışa çırak oldu. Gelegelelim, futbolda da yetenekliydi. BJK altyapısında, daha sonra Beylerbeyi Kulübü’nde 1979-1986 yılları arasında oyunculuk becerilerini geliştirdi. Ama ayağında önemli bir sakatlık olunca futbolu bırakmak zorunda kaldı.

Bundan böyle tüm enerjisini sanatına odaklayacaktı. Askerlik görevini 1989’da tamamladı. Gezip tozmadı; aile geleneği, erken yaşta everildi. Trabzon kökenli eşi Fatma Hanım’dan, kızı Şeyma ve oğlu Mehmet doğdu. Büyüklerine saygılı, küçüklerine müşfik, çekingen hatta utangaç yapıda, hassas, üstelik az biraz da alıngandır Mustafa kardeş. Ama çalışkanlığına diyecek yoktur, gece gündüz uğraşır, yeni ürünler dener. Kuru pastanın envaını, kandil simidinin ya da paskalya çöreğinin hasını, keşkülün güzelini, revaninin lezzetlisini yapar. Muzlu ve çikolatalı pastayı, Frenk işi makaronu, İtalyan tarzı ama “alkolsüz” tiramisu’yu da... Madleni, trüfü, portakallı çikolatası harikadır, renkli meyveler biçimindeki acıbadem ezmesi de.

Tarif vermede cimri değildir, soranlara anlatır. “Dur!” dedik sonunda; “Meslek sırları sana kalsın, bunca emeği, Ar-ge’yi sırf kibarlığa, nezakete kurban etme...” Neyse, artık ürün tariflerini kendine saklıyor. Hasta BJK taraftarıdır. Çocukluk arkadaşı Arif’in yanı sıra Zafer ve Armağan’la maça gidecek zaman bulduğunda havalara uçar. Asıl, maç dönüşleri bir alemdir. BJK o gün kaybetmişse üzüntü bir yana, öteki takımların taraftarlarının “makara”larına dayanamaz yüzü asık garibim.

Avrupalı pastacıların yanında çalışmak istiyor

Dost canlısı ve vefalıdır. Herkesle arası iyidir, saygılı ve hoşgörülüdür çünkü. Dini inancı güçlüdür; genç yaşında Hac’ca gitmiş, umre yapmıştır. Lakin, borsa kağıtlarını da altının durumunu da yakından izler. Birikimlerini mütevazı ölçüde “kağıda” da yatırır. Sabırlı ve itidalli oynar; özetle “boğa” gibi saldırmaz, “kış uykusunda ayı”dır borsa hevesinde. Hiç unutmam, bundan birkaç yıl önceydi; ING Bankası’nda önemli bir görevde olan pastane müdavimi “Bence altına dikkat, patlıyacak” demiş, bizim Mustafa ‘sen ne anlarsın?’ anlamında bir tebessümle bakmıştı. Geçen zamanın kimi haklı çıkardığını gördünüz. Mustafa’nın asıl dünyası Seval’dir, ailesidir. Ne var ki doğuştan meraklı kedidir; her şeyi izlemek, öğrenmek ister. Şöyle birkaç ay Avrupa’da pastacılar yanında çalışıp sanatını ilerletmek, en büyük arzusu şu günlerde. Hiç korkma Mustafam! Kim tutar seni!

(09.04.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)