Anıtın idamı hazin bir görüntüydü
27 Nisan 2011

Ben çok hüzünlendim. Kars’taki İnsanlık Anıtı’nın öylesine yapayalnız, etrafına dikilen darağacı karşısında çaresiz şekilde kafasının kesilmesini beklemesi beni çok üzdü. Ağır ağır ölüme götürülen, önce kafasının kesileceğini, sonra da vücudunun paramparça edileceğini bilen bir mahkuma benzettim. Üstelik hiçbir suçu olmayan bir mahkum. Kars’taki anıtı beğenir veya beğenmeyebilirsiniz. Başbakan Erdoğan gibi, ucube diye niteleyebilirsiniz.

[[HAFTAYA]]

Ancak benim merak ettiğim, Başbakan’ın gösterdiği tepkiden sonra, belediyenin tutumu oldu. Giderek sembolleşen ve kamuoyunun gözünde bir sanat çalışmasının idamıyla eş tutulan yıkım işini bu şekle dönüştürmesi, küçük bir grubun gözünde dahi olsa, bir cinayeti andıran olayın kameraların önünde infaz edilmesini anlayamadım. Anıt çirkin olabilir. Peki, neden zamanında düşünülmedi. Belediye yine AK Parti belediyesiydi ve o zaman kabul edilmemeliydi. Sonradan, “olmadı, yıkalım” deseniz dahi, bunu böylesine bir gösteriye dönüştürmek beceriksizlikten başka bir şey değildir.

Kars Belediyesi AK Parti’ye çok zarar verdi

Belediye bu tutumuyla kendi partisine büyük zarar verdiğinin farkında değil. Seçimler öncesinde AK Parti’yi sanat-heykel düşmanı gösteren böyle bir şova hiç gerek yoktu. Anıt konusundaki muhalefetin bir bölümü, sırf AK Parti’ye karşı durmak ise, büyük bölümü TV’lerde seyrettiğimiz görüntülerin yarattığı burukluktur. Başbakan’dan çekinip bir şey söyleyemedikleri besbelli. Oysa, Erdoğan’a bunlar anlatılabilir ve farklı bir çözüm bulunabilirdi. İnatlaşmaya hiç gerek yoktu. AK Parti, gereksiz şekilde kendi kalesine gol attı. Kamuoyunda bıraktığı tat, yıkımdan elde edilecek siyasi ranta hiç değmedi.

Başbakan inanmasa dahi neden destek veriyor?

Başbakan’ın eskiden ilginç bir yaklaşımı vardı. Kendi bakanlarının kimi uygulamalarına, gözü kapalı destek vermezdi. Hatta kabine üyeleri korkarlar, Başbakan’ın tepkisini beklerlerdi. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın domuz gribi aşısı kampanyası sırasındaki tutumu bunun en renkli örneklerinden biridir. Başbakan, en yakın mesai arkadaşlarının kimi demeç veya kararları kafasına yatmadığı zaman, vicdanına ters düşen uygulama veya açıklamalarla karşılaştığında “Yanlış söylemiş - Olmaz öyle şey” diye, tepkisini gösterirdi. Peki şimdi ne oldu da aynı Başbakan hem kendi partisinin imajını bozan hem de hoşuna gitmemesi gereken bir takım uygulamaların ısrarla arkasında duruyor? En sonuncusundan başlayalım. ÖSYM’deki duruma bakar mısınız?

Başbakan, açıkça aldatıldığını mutlaka anlamıştır. Buna rağmen uzun süre bekledikten sonra, neredeyse kerhen “Tatmin oldum” dedi. Hiç değilse vücut dili, bu olaydan memnun kalmadığını gösteriyordu. Kamuoyu ve özellikle de öğrencilerin önemli bir kesiminin gözünde, gerçekler ne olursa olsun, ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir sınıfta kaldı. Belki iyi bir iş yapmak için yola çıktı ancak sonunda maalesef karmakarışık bir manzara yarattı. Ne doğru dürüst açıklama yapabilen, ne de bir dediği diğerine uyan, garip bir başkan ile karşı karşıyayız.

Tutulur tarafı yok. Buna rağmen Erdoğan hâlâ desteğini sürdürüyor. Neden? Başkanı değiştirir, kamuoyunun gönlünü alabilirdi ve siyasi açıdan kazançlı bile çıkardı. “Kendi adamı olsa dahi, hata yapanı cezalandıran lider” konumuna girerdi. Eminim Başbakan’ın da bu konuda kafası karışmıştır ancak yapmadı, kendi seçtiği ismin arkasında durdu. Belki seçim sonrasında ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir’i değiştirecek ancak anlaşılan şu arada bu tip bir dalgalanma yaratmak, yanlış kişi seçtiği imajını vermek istemiyor.

Ergenekon’a desteğin gerekçesi...

Bir diğer örnek, Ergenekon soruşturmasının dallanıp budaklanması ve daha da önemlisi, uzun tutukluluk süreleri. Başbakan’ın tutukluluk sürelerinin böylesine uzun tutulmasına karşı olduğunu yakın çevresi biliyor. Her ne kadar “Bu bizim işimiz değil, yargının sorumluluğudur” dese dahi, bu uygulamanın mantık dışı olduğunu kabul ediyor. Hele Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmaları, kitapların toplanması ile ilgili olarak, Avrupa Konseyi’ndeki konuşmasında “Bomba yapılan maddeleri üretmek de suçtur”” demesine rağmen ne partide, ne de kendi vicdanında bu işin böylesine basit olmadığına mutlaka inanıyordur. Ergenekon soruşturmasına genel yaklaşımı da aynı.

İşin uzadıkça sulanmasından, gerçek suçluların da bu durumdan yararlanacaklarından kaygı duyduğu biliniyor. O zaman, neden ısrarla destek veriyor? Bu konuyu Başbakan’a çok yakın kişilere sordum, “Özellikle Ergenekon konusunda çok duyarlı. Eğer eleştiriye kalkarsa, bundan sonraki savcıların cesaretlerini kıracağına inanıyor. Bu nedenle de desteğini sürdürüyor” yanıtını aldım. Ne olursa olsun, Başbakan’ın artık eski yaklaşımının şu veya bu nedenle değiştiğini söylemeliyiz.