"Anaların feryadını seçime 124 gün kala hissettiler"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Engin Altay, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın "dokuz yıldır görmediği, duymadığı, hissetmediği, hatta geçmişte ’birileri tarafından kullanılıyor’ dediği Cumartesi Annelerinin feryadını seçime 124 gün kala hissettiğini" belirterek, bunun "ucuz siyasetin sığ yansıması" olduğunu öne sürdü.

Altay, yaptığı yazılı açıklamada, Başbakan Erdoğan’ın Cumartesi Anneleri ile görüşmesinde "mağdur edebiyatı" yaptığını ileri sürerek, bu yaklaşımın toplumda bıkkınlık yarattığını ifade etti.

Açıklamasında Başbakan Erdoğan’ın görüşmede kendisinin de işkence gördüğünü söylediği yönündeki iddiaları değerlendiren Altay, şunları kaydetti:
"Başbakan Erdoğan’ın uzun yıllar yaptığı cezaevi edebiyatından sonra şimdi de en yakın arkadaşı tarafından da yalanlanan işkence gördüm söylemi ve bunu, çocuklarını işkencelerde kaybetmiş annelerin yanında, onların duygularını sömürerek ifade etmesi utanç verici bir durumdur. Öfkesi katlanılamaz, üslubu tahammül edilemez bir hal alan Başbakan’ın mağdur edebiyatı artık bıktırdı.

Ülkemizde devrimcilerden milliyetçilere geniş bir kesim ağır işkencelerden geçirilmiş, özellikle 12 Eylül askeri darbesi sonrası yapılan işkenceler dünya tarihine bir vahşet olarak geçmiştir.

Zemini ıslak bir odada bir iki saat geçirmeyi, çocukları işkencede öldürülmüş anaların yüzüne bakarak işkence görmüş gibi anlatmak hiçbir insani duyguyla, etik kuralla bağdaşmaz. Bizler bu ülkenin ilerici demokrat devrimci ve aydınları hiçbir zaman bize yapılanları Başbakan gibi pazarlamak bayağılına düşmedik. 12 Eylül Erdoğan ve yoldaşlarına işkence değil, boş saha yaratmak için gerçekleştirilmiştir. Devrimciler ve kimi milliyetçiler işkence görürken, onlara siyasi zemin ve alan açılmıştır.

Sayın Başbakan’ın 9 yıldır görmediği, duymadığı, hissetmediği, hatta geçmişte ’birileri tarafından kullanılıyor’ dediği Cumartesi Annelerinin feryadını seçime 124 gün kala hissetmesi çok ucuz bir siyasetin sığ bir yansımasıdır.

Islak zeminde kalmaktan şikayetçi olan Başbakan’ın kış ortasında Abdi İpekçi Parkı’nda TEKEL işçilerine, Kurtuluş Parkı’nda işçi ve memurlara tazyikli su sıktırması, her il ve ilçede öğrencileri bir saati aşkın GBT sorgusu yaptırarak Erzurum’a sokmaması, Aydın’da kendisini protesto eden 14 yaşındaki çocuğu parti otobüsüne alıp polislere tartaklatması, demokrasiden ne anladığının açık bir ifadesidir.

Kendi oligarşik diktatörlüğünü kurma yolunda adeta gözü dönmüşcesine kırıp dökerek yol alan Başbakan’ı asli görevi olan işsizliğe, yoksulluğa, yolsuzluğa, eğitimde fırsat eşitsizliğine, insan hakları ihalelerine karşı çare bulmaya ve ülkede hızla yoğunlaşan gerginliği daha fazla tırmandırmamaya davet ediyorum."