Yeni Yazısı > Anadolu'dan yükselen tüketim - 12.04.2011

Anadolu'dan yükselen tüketim
12 Nisan 2011

Hep Anadolu’daki sanayileşmeden, ‘Anadolu kaplanları’ndan söz ediyoruz. Gerçekten de son 10 yılda Anadolu’nun büyük şirketler içindeki yeriyle birlikte, ihracattan aldığı pay da artıyor. Capital500’deki şirketlerin 222’sinin Anadolu’dan olması da bu gücü ortaya koyuyor.

Her gittiğim Anadolu ilinde etkileyici ve gerçekten sıra dışı girişim öyküleriyle, ortaya çıkan büyük şirketlerle karşılaşıyorum. Her şirket ve girişim, aynı zamanda yeni patronlar, yeni yöneticiler ve düzenli gelire sahip çalışanlar anlamına geliyor.

Zenginlik ve tüketim artıyor

Özetle ‘sanayileşme’ ve ‘ticaret devrimi’ ile birlikte Anadolu’da bir refah artışı da öne çıkıyor. Bu gelişmeyi önceden gören şirketlerin ataklarıyla bazı illerde neredeyse yeni mağaza açacak yer kalmamış durumda... Öyle ki bazı illerdeki boş araziler milyonlarca dolardan el değiştiriyor. Anadolu’yu il il dolaşan Teknosa’nın genel müdürü Mehmet Nane anlatmıştı...

[[HAFTAYA]]

Bazı illerdeki kira fiyatları İstanbul’u aratmayacak düzeylere ulaşmış. İllerin bir bölümünde ise Atatürk Caddesi benzeri ‘ana caddeler’ üzerinde mağaza ya da banka şubesi açacak yer kalmamış.

Değişimin henüz başındayız

Tablodaki rakamlar çok çarpıcı gelmeyebilir. Ancak, sizi yanıltmasın... Daha gelişmenin başındayız. Anadolu’ya yüklenen şirketlerin son 5 yılda aldıkları mesafeyi görünce, sonraki 5-10 yıl için daha yüksek düzeylerin yakalanabileceğini düşünüyorum. Teknosa’da Anadolu’nun payını 5 yılda yüzde 30’dan yüzde 60’a, Koton’un yüzde 28’den yüzde 44’e ulaştırması da bu düşüncemi pekiştiriyor. Önümüzdeki dönemde en büyük pay artışını mobilya ve giyimle birlikte bankacılık, sigorta, bireysel emeklilik ile elektronikte göreceğiz. Tabii emlak piyasasını da unutmamak gerekiyor.

Citi’den Afrika çözümleri

Son dönemde Afrika’nın sunduğu fırsatlardan daha sık söz ediyorum. Çünkü, geçmişte olmadığı kadar dünyanın, Türk işadamlarının bu kıtaya ilgisi var. Bir zamanlar Çin’i, Hindistan’ı ‘keşif’ listesinin ilk sırasına koyan şirketler, şimdi aynı ilgiyi, Afrika’ya, üstelik Kuzey Afrika’ya değil, güneyde kalan ülkelere de gösteriyorlar. Her boydan Afrika’yı keşfeden, giriş için fırsat kollayan şirket öyküleri dinliyorum. Ama bu tür şirketler için birkaç önemli unsur var: Bunların başında orada ‘doğru müşteriyi’, ‘en isabetli ortağı’ bulmak yer alıyor. İkinciyi, müşterinin ortadan kaybolması ya da batmasıyla doğacak risk oluşturuyor. Pazar bilgisi ise bir başka önemli riski oluşturuyor.

Fark yaratmak

Geçen hafta içinde sohbet ettiğim Citibank Türkiye Genel Müdürü Serra Akçaoğlu, tam da bu konuya yönelik hazırlıklar yaptıklarını, özellikle Afrika’yı açılacaklar için önemli bir dönemi başlatacaklarını anlattı. Türkiye’de ‘orta ölçekli’ bankalar arasında yer alan Citibank, ‘800 şubeli bankalarla rekabet yerine’, hedefine ‘değer üreten hizmet’ üretmeyi almış. Bu kapsamda ise Citibank’ın dünyadaki network’ünden yararlanmayı sağlayacak, yeni pazarlara giriş olanağı sunacak bir yapı oluşturmuş. Yeni dönemin yıldızı ‘Afrika’da’ 16 ülkede faaliyet gösteren Citibank’ın bu konudaki stratejisini Akçaoğlu şöyle ortaya koyuyor:

- Yeni dönemde müşterilerimizi dünyaya taşımak istiyoruz.

- Afrika’ya gidecek şirketler için birkaç avantajımız olacak. Bunlardan birincisi, hangi ülke ve hangi işadamının riskinin alınabileceğini onlarla paylaşmak... Bu ülkeye girmek isteyenler için iki riski sigorta edecek bir sistem oluşturuyoruz.

- Dünyadaki, dolayısıyla Afrika’daki Citi müşterilerini, Türkiye’deki müşterilerimizle konuşturacağız.

- Bu ülkelere yönelik ihracatı artırmak için ‘Türkiye masaları’ kurabiliriz.

Tersine birleşme/satın alma

Citibank’ın Türkiye’de öne çıkaracağı yeniliklerden biri de ‘reverse M&A’ denilen yöntem olacak... Ülker’in Godiva’yı almasıyla başlayan rüzgarın 2010’da hızlandığı ve çok sayıda şirketin/grubun bu konu için Citi’ye geldiğini söylüyor Akçaoğlu... Benim ilgimi çeken yeni alanlardan birini de ‘Hiç Türkiye’ye gelmemiş yabancılar stratejisi’ oluşturacak. Serra Akçaoğlu, ‘Yeni dönemde Türkiye’de yatırımı olmayan ülkeleri erkenden yakalayıp ülkeye gelme konusunda ikna edeceğiz’ diyor. Bunu gerçekleştirmek için de ‘workshop’ başta olmak üzere yeni stratejiler devreye sokacaklarına dikkat çekiyor.

Şirketi arkaya bakarak yönetmek

Şirketlerde, özellikle büyümekte olanlarda gördüğüm en önemli sorun, geçmişe ve eski başarılara bağlı kalmaktır. Geleceğin hesaplarını, geçmişin rakamlarıyla yapmaya benzer bu... ABD’li Vanguard Fonu’nun kurucusu John Bogle’un bir sözünü hatırlıyorum. İnsanların önemli bölümünde ‘kayık zihniyeti’ bulunduğuna dikkat çeken Bolge şunları ekliyor: Tıpkı bir kayıkta kürek çeker gibi ilerliyoruz. Arkamız dönük ve geçmişe bakarak yol alıyoruz.’ İşin doğrusu şirket ne insanların ne de şirketlerin geçmişi unutmaları mümkün. Aksine, ‘değerler’ ve ‘kültürler’ şirketlerin geleceği oluşturmak için de önemlidir. Şirketi yönetirken nereye baktığınız, nerede oturduğunuz çok önemlidir. Bu konuda okuduğum en ilginç değerlendirmelerden biri de, Güney Afrika’nın efsane lideri Nelson Mandela’ya ait. ‘Özgürlüğe Uzun Yürüyüş’ adlı kitabında, kabilesinden birinin liderlikle ilgili görüşünü şöyle aktarıyor: ‘Bir lider çobana benzer. Çoban, sürünün gerisinde durur, en çevik olanların ileriye doğru gitmesine izin verir. Sürüdeki diğer hayvanlar öndekileri izlerken, gerçekte geriden yönetildiklerinin farkına varmazlar.’ Güney Afrika yerlilerinin yönetim yaklaşımında, lider geridedir ancak her şeye hakimdir. Bütün sahayı gözleyip, eksik yönlerini hızla giderebilmektedir. Ancak, bir kayıkta oturup, arkanız ters yönetmeye çalıştığınızda, eğer usta bir kayıkçıysanız ve şansınız yardım ediyorsa, sorun yaşamazsınız... İşlerin ters gitmesi ya da size gelen bir tehlikeyi görmemeniz durumunda, alabora olmanız işten bile değildir.