Yeni Yazısı > 'AMA'LAR - 31.10.2010

'AMA'LAR
31 Ekim 2010

Bolşevik Devrimi öncesinde Kazan’da, bir komünist militan, Tatar Türklerini toplamış kışkırtıyor:
- Yoldaşlar! Din afyondur... Hıristiyanlık yasaklanmalıdır... Bütün kiliseler atölye haline getirilmelidir.
Dinleyen Müslümanlar alkışlıyorlar:
- Doğru yoldaş! Yasaklayın! Kiliselerini atölye yapın! Militan hızını alamıyor... Bağırıyor:
- Camiler de yoldaşlar! Camiler de atölye olacak... Tatarlar her bir ağızdan bağrışıyorlar:
- Yooo! Orada dur köftehor!.. Camilerimize dokunma!..
Bu olayı okumuştum...

[[HAFTAYA]]

“Ama...” diyerek başlayalım. “Nüktesi hoş” değil mi? Birçok insanımız böyle.
Sözgelimi “Demokrasi... İnsan hak ve özgürlükleri” diye başlayıp başörtüsü yasağının kalkmasını savunanlar var... Haklıdırlar.
“Ama” iş, sözgelimi “Alevi İslam inancına, Sünni İslam inancıyla eşit hak ve özgürlük” vermek konusuna gelince “Demokrasi... İnsan hakları... Özgürlükler...” unutulur... “Ama...” diye başlayan bin dereden su getirmeler başlar... Tersi de doğru...
İnancına eşit hak ve özgürlük isteyen birçok Alevi-Müslüman da ‘başörtüsü yasağının kaldırılması’ söz konusu olunca “Ama...” diye başlar ve karşı çıkar. Elbette “Demokrasi... İnsan hakları... Özgürlükler” diye başlayıp iki tarafın da “hak ve özgürlüklerini” savunanlar da vardır.
İşte bu son anlayıştakilerin toplumumuzdaki oranı ne kadar artarsa toplumumuz o kadar “demokrat” olacak ve rahatlayacak.
“Ama” diyelim yine... Ama demokrasinin önce zihinlerimizde özümsenmesi, benimsenmesi gerekiyor.

ÇOKLUKTA BİRLİK

Eskiden “Kesrette vahdet” denilirdi. Çoklukta birlik... Yani, değişik renk ve biçimlerin, ortak bir bütünlükte BİR olması.
Çiçek demetleri gibi. Tek renk ve biçim olsaydı, güzellikleri olur muydu? İnsanları “kavimler, kabileler, aileler” halinde yaratan ve tamamına İNSANOĞLU diyen Yaratıcımız değil mi?
Elçisine “Dileseydim herkesi Müslüman yaratırdım. Senin görevin sadece anlatmak...” da demişti YARATAN.
Öyleyse biz de farkları sadece hoşgörmeli değil, sevmeli değil miyiz? Farklılıkları sevmeli ama ortaklıklardan vazgeçmeden...
Ana dili, kökeni ne olursa olsun, İstanbul Türkçesinin güzel ve görkemli ikliminde buluşmuştuk biz... Kendimize, başka hangi kimlikleri yakıştırırsak yakıştıralım, HEPİMİZ TÜRKÜZ diyorduk... Ortak kimliğimizin adı TÜRK idi.
Ne oldu ki, Türkiye üzerinde oyunlar oynayanların oyununa gelindi de şimdilerde TÜRK, alt kimliklerden biri sayılmaya başladı? YANLIŞTIR...
“Hepimiz TÜRKÜZ” deyip alt kimlikleri yok saymak da yanlıştır. O yanlışın bu yanlışa yol açtığını söyleyenler çok mu haksız?..
Önceki ve şimdiki yanlışlardan dönülmelidir. Çözüm ÇOKLUKTA BİRLİK kavramındadır. Bunun sonucu da alt kimlikleri yok saymadan ve yok etmeye kalkışmadan üst kimlikte buluşmaktır.
Ülkemizde Alevi-Bektaşi Müslümanlar, Caferi-Şii Müslümanlar ve Sünni Müslümanların var olduğunu kabul edip hepsinin hak ve özgürlüğünü tanıyıp müslümanlık üst kimliğinde buluşmaktan da söz ediyorum.
Müslüman olsun olmasın, bütün yurttaşlarla da YURTTAŞLIK üst kimliğinde buluşmayı unutmadan...
Bütün insanlarla İNSANLIK üst kimliği içinde birlikte olduğumuzu da hatırlayarak...