Altın imza atıldı ve Diaspora kaybetti, Ankara kazandı
13 Ekim 2009

Cumartesi günü Zürih’te tarihi bir imza atıldı. Bunun ne kadar önemli ve ne kadar tarihi olduğunu emin olun şu anda yeterince algılayamıyoruz. Günlük tartışmalar içinde kendimizi kaybediyoruz. “Canım bakalım işleyecek mi, yarın göreceğiz. Ermeniler reddedecek ve süreç duracak” diyoruz. Kısır iç politika tartışmaları arasında kendimizi kaybediyoruz.
Oysa çok yanılıyoruz.
Bırakın aradan bir süre geçsin, bakın o zaman ne kadar önemli olduğunu çok daha iyi anlayacağız.
İleride, bu tören sırasında atılan imzaya, “Altın İmza” denecek.
İki dışişleri bakanının el sıkışırkenki resimleri hatırlanacak.
Kimse, konuşma metniyle ilgili anlaşmazlığı hatırlamayacaktır bile... Ne varsa o resimde var. Hele Ermeni Dışişleri Bakanı’nın asık suratı ve Davutoğlu’nun memnuniyetini ortaya koyan gülücük dolu suratı hatırlanacak.
Bu protokol, iki ülke arasında bir İÇTİHAT oluşturdu. Bundan böyle Ermeniler istedikleri gibi at koşturamayacaklar. Türk tarafı, uzun yıllardır ihmal ettiği ve geri planda kaldığı bir yarışta, ilk defa eşit bir noktaya geldi.
Ermenilerin alıştıkları bir oyun bozuldu.
Kurallar değişti.
Nasıl 2004’te Annan Planı kabul edildi ve Türkiye omuzlarındaki son derece ağır bir yükten kurtuldu, bugün aynı durumla karşı karşıyayız.
Türkiye, Ermeni sorununda ilk defa, Ermeni Diasporası ile eşit mücadele edebileceği bir noktaya geldi.
Bu protokol ile birlikte, Paul Ricoeur’ün (Fransız filozof) dediği gibi “adil bir hafıza” arayışında son derece hayati bir adım atmış oldu. Adil hafıza, Türkiye’nin yıllardır arayıp bulamadığı bir şeydi...

Diaspora, büyük bir kayba uğradı...
Ermeni Diasporası (Ermenistan dışında yaşayan Ermeniler) uzun yıllardır, Türkiye üzerinde son derece önemli bir baskı mekanizması kurmuştu. Erivan’dan (Ermenistan’ın başkenti) çok daha sert bir tutum benimsemişler, daha iyi organize ve daha zengin olduklarından dolayı, Ankara’nın uyuşukluğundan da yararlanarak, Türkiye’yi uluslararası alanda çok hırpalamışlardı.
ASALA terör örgütünü finanse edip, uluslararası kamuoyuna soykırım iddialarını tanıttılar. Ermeni sorununu gün ışığına çıkardılar. Ne yazık ki, terör yöntemleri kullanıp, 42 Türk diplomatını öldürerek seslerini duyurdular.
Sadece uluslararası alanda değil, Türk kamuoyunda dahi, ilk defa Ermeni sorununun tartışılmasına yol açtılar.
Bu kadarla da kalmadılar.
Yüzü aşkın ülkenin parlamentosunu, Türklerin soykırım uyguladığına ve mutlaka cezalandırılması gerektiğine inandırdılar. Gösteriler yaptılar, konferanslar düzenlediler, belgeseller, kitaplar yayınladılar. Son derece başarılı bir kampanya ile Türkiye’yi ve Türkleri adeta uluslararası darağacına götürdüler.
Asmak üzereydiler.
Çok az kalmıştı ki, cumartesi günü protokolle ilgili “Altın İmza” atıldı.
Diaspora ilk defa kaybetti.

Ankara, Erivan’ı koruyup kollamalıdır...

Bu noktaya gelinmesinde Erivan, özellikle de Cumhurbaşkanı Sarkisyan büyük sorumluluk altına girdi. Bir başka deyişle, Erivan, Diaspora’ya rağmen hayati önemde bir adım attı.
Ankara şimdi kalkıp zafer kazanmış havalara girer ve gereksiz bir başarı edebiyatını başlatırsa, kazandığı tüm puanları kaybeder. Zira unutmamamız gerekir ki, imzalanan bu protokolün uygulanması çok uzun yıllar alacaktır. Çok güç olacak ve son derece ince bir diplomasi gerektirecektir.
Diaspora’yı azdıracak, Ermeni hükümetini küçük düşürecek tutumlardan ve resmi demeçlerden kaçınmalıyız.
Aynı şekilde, Azeri kardeşlerimizi kışkırtacak veya abartılı bir tutuma zorlayacak adımlardan da kaçınmalıyız.
Son derece güç bir döneme giriyoruz.
Ne olursa olsun, kim ne derse desin, Türkiye son derece doğru bir adım atmıştır.