Yeni Yazısı > Ali Kaptan o nasıl vicdan? - 10.02.2011

Ali Kaptan o nasıl vicdan?
10 Şubat 2011

Hep vicdan azabı çekiyor diyorlar Ali Kaptan için. Nasıl bir vicdan varsa artık adamda? Olur, olmaz zamanlarda yokluyor hep sahibini. Önceki gece Öyle Bir Geçer Zaman ki (Kanal D) dizisinin final sahnesini izlemişsinizdir. İzlemeyenler için Ali Kaptan’ın nikah masasına oturmadan hemen önce gidip eski eşi Cemile’yi deli gibi kıskandığı Balıkçı’yı vurmaya kalkıştığını not düşelim... Yemedi tabii, o ayrı. Fakat yine de hangi babayiğit salonda düğün orkestrasının Comparsita çalmasına ramak kala böyle “baskın basanındır” işlerine girer, hakikaten merak ediyorum... Bu arada uzak yol kaptanlığında nasıl bir para varsa, o yıllar için bile hayal edilemeyecek bir mekanda düğün yapmayı başarabildi Ali Kaptan.

[[HAFTAYA]]

Acaba kuru yükün yanında başka taşımacılık işlerine de mi girdi (anladınız siz) diye düşündüm kaptanımız için. Yakın çevremde çok kaptan vardır, zengin kaptan yoktur ama onu bilirim ben... Neyse. Bir yanlışlık da işin adli kısmıyla ilgili. Malumunuz bizim Mete ve orkestrası okullarını müzik yarışmasında temsil edecekler. Necati’nin o çirkin sesi ve komik şarkısını dinleyince Mete’nin orkestrası işi aldığında Eurovision kazanmış gibi sevindim o gece... Ve fakat çocuğumuzu diskalifiye ediyorlardı az daha.

Neden mi; “Efendim, İnci Hoca okulun öğretmeni değil, disiplin kurulu kararıyla okuldan uzaklaştırılan bir öğretmenmiş de nasıl olurda Mete’nin orkestrasını çalıştırırmış?” gibilerinden “Hadi oradan be” diyeceğimiz bir nedenle. Neyse ki İnci Hoca, bölge idari mahkemesinden aldığı geri dönüş kararıyla iadeyi itibarını kazanıp okula geri döndü de Mete kardeşimizin yüzü güldü. Amma da uzattık. O yıllarda bölge idare mahkemeleri henüz kurulmamış olup, ilgili davalara Danıştay’ın baktığını hukukçu dostlarımızın uyarısıyla not düşelim... Bu durumda Mete elenmiş oluyor değil mi? Aman elenmesin; yoksa neydi o Necati’nin şarkısı, “Helvacı Helvaaaaa”. Kalsın almayalım!

Tuhaf bir benzerlik...

Star’da yakında başlayacak olan Sırat isimli dizinin tanıtımlarını izledikçe aklıma Karadağlar (Show TV) geliyor ister istemez. Tanıtımda “baba” olduğunu anladığımız Rutkay Aziz ağabeyimizin etrafında çocuklarının inci gibi dizildiği bir fotoğraf var. Artık oradaki hanım kızımız nasıl bir hırs yaptıysa, fotoğrafı çerçevesini tuzla buz ediyor... Karadağlar meselesine gelince. Orada da Halit Ağa çocuklarıyla zoraki bir kare içinde duruyor. Gülhayat kızımız da alayının burnundan getiriyor ya o aile albümünü. Benzerliği de oradan kurdum. Bakalım haklı çıkacak mıyım?

O fiyata entegre tesis kurarız

Papatyam’da (Star TV) dikkatimi çekti. Necati Ağabeyimizin kasap dükkanında et fiyatları etiketlerinden sıfırlar henüz atılmamış. Yani 1 kilo bonfileyi 50 milyona satıyor Kasap Necati.... Hani et fiyatlarındaki fahiş artışı anlatacak değiliz ama artık eskimiş bile sayılan yeni para hesabımıza göre o etiketteki fiyata 1 kilo et almaktan ziyade entegre tesis bile kurabileceğimizi not düşeyim istedim... Bu kadar dikkatli bir ekibin gözünden mi kaçmış yoksa hiciv mi yapmaya çalışmışlar henüz kestiremedim. Ama o kadar sıfır korkutuyor adamı vallahi!

Doğalgaz faciası, gözler ve kulaklar!

POSTA Gazetesi’nin bağlı olduğu medya grubunun birkaç TV kanalı da var. Dikkat ederseniz bu köşede en çok da onları eleştiriyoruz. Mahalle baskısının kol gezmediği tek koridor belki benim gazetemin koridorudur. O yüzden vicdanımız rahat... Başka kanalların dizilerini eleştirdiğim zaman iç sesinden “taraflı yazıyor” diyenlere girişteki bu kapağı peşinen armağan ettikten sonra kalbini kırdığımız (!) bir iki dizi hakkında da düzeltme yapalım. İddia o ki Kızım Nerede (atv) dizisinden bizim komiserin karısı ve eşi doğalgaz zehirlenmesi yüzünden ölmemiş. Ben doğalgaz filan diye yazınca dizinin 80 kişilik ekibi bir araya gelip grev yapma kararı almışlar. Burası şaka tabii...

Bana gelen düzeltme metninde “araştırarak yazmama” yönelik bir tavsiye okuyunca “haklılar aslında” diye düşündüm. Emin olmadan yazmamak lazım... Kalbi kırık, boynu eğik o 80 arkadaşımızdan biri cep telefon numarasını gönderirse bundan böyle diziyi her izlediğimde arayıp “Ben doğru mu anlamışım ağabey” diye sorarım artık. Bir de astigmatımın kurbanı olduğum 1968 tarihi var. Hanımın Çiftliği’nde Hamza’nın mezar taşındaki ölüm tarihini 1968 olarak görmüştüm. Üstelik sadece ben değil, diziyi beraber izlediğimiz üç kişi daha öyle görmüştü o tarihi...

Meğer Hicri takvim esasıyla 1368 yazılıymış. Gözden beyne giden yolda 3 ile 9 yer değiştirmiş. Bu yazıyı bir göz hastanesinin koridorunda kaleme alıyorum zaten. Dört kişilik muayene randevumuz var. Masrafa bakar mısınız; Ah Hamza ah, ne diyeyim sana!