Alex'in ayaklarıyla yeni hayat

İki ayağını birden kaybeden Murat Dural, gönülden bağlı olduğu Fenerbahçe'ye mektup yazdı. Şimdi Alex de Souza'nın ayaklarıyla koşuyor, futbol oynuyor...

Alex'in ayaklarıyla yeni hayat

Murat Dural iki ayağını birden kaybetti ama hiçbir zaman yılmadı. Araştırdı, eski protezlerinin yerine silikon ayak taktırdı. Ancak bir sorun vardı, iki ayağı da olmadığı için bir başkasının ayaklarından ölçü alınması gerekiyordu. o da gönülden bağlı olduğu Fenerbahçe’ye mektup yazdı. Şimdi Alex de Souza’nın ayaklarıyla koşuyor, futbol oynuyor... 

* Ayaklarınızı nerede ve nasıl kaybettiniz?

28 yaşındaydım, Ankara askerliğimi yapıyordum. Sonra yine Ankara’daki esas birliğime geçtim ve bu kaza oldu. Uyku problemim vardı. Askere gittikten sonra daha da ilerledi. Hiç uyuyamamaya başladım. Bir ayda 11 kilo verdim. Çok ciddi idmanlarımız vardı ve kas sistemim sıfırlandı. Sonra hastalandım, yumurtalıklarımı da üşütmüşüm, sperm sayımı istediler. Psikolojim zaten bozuktu. Hastaneden çıktım. Sonrasını hatırlamıyorum.

* Nasıl?

2 gün sonra polisler beni bir köprünün altında bulmuş. Donduğumun farkında değilim. 2 gün tipide kalmışım. Birliğime gönderdiler, yatakhaneye gittim. Yürüyorum ama hiçbir şeyin farkında değilim. Postallarımı çıkaramadım. Hemen hastaneye gittim. Ayağım, bileğimin 10 santim üstüne kadar donmuş. Bir buçuk ay dalgıçlar için olan bir tedavi uygulandı. Şu anda bilekten ön kısım yok.

* Tedavi 8 ay sürdü değil mi?

Evet, rehabilitasyon süreci başladı. Hastanedeki bütün arkadaşlarım gaziydi. Sürekli onlarla konuştum. Kolsuz ve bacaksız adamlarla konuşurken inanılmaz düzeldim. Bedensel engelli olarak pozitif bir noktaya gittim.

* Görüntünüz...

Protez kullanmaya başladım. Ayaktaydım. Yürüyordum, baston kullanmıyordum.

* Hiç mi bocalama evresi olmadı?

3.5 ay yatalaktım. Ayağa kalktığım ilk gün bayıldım. Beni ayıltmaya çalışan doktora kızdım. Yüzü olmayan insanlarla birlikteydim. Olumlu olmak zorundaydım. Kısa süreli bir bocalama yaşadım. İçimde öyle bir acı vardı ki ayaklarımın kesildiğinin farkında bile değildim. Çünkü daha büyüğünü kaybetmiştim. Ben yoktum. Aslında büyük bir içsel kayıp yaşamıştım.

* Pek çok kişinin bu noktaya gelmesi ve engelini kabullenmesi yıllar sürüyor, siz nasıl bu kadar kısa sürede durumu kabullendiniz?

30 yaşında bu hale gelmiştim. Baktığınızda ben şanslıymışım. Buna hazırlanmışım, kendimi hazırlamışım. Şu anda ödem var, umurumda değil. Çünkü ben bunu tedavi ederim. Hep gülümseyen bir Murat gösteriyorum. Çünkü bu Türkiye’de olmayan bir şey: Pozitif bedensel engellilik. Ben ne kadar pozitif olursam insanlar da bana o kadar pozitif davranıyorlar.

*Hiç mi isyan etmediniz?

Benim için bedensel engel bir ayak kaybı değil, aşmanız için önünüze bir engel koyulması. Açıkçası bu benim hoşuma gidiyor. Çünkü ben ‘Ne yapabilirim’ değil de ‘Nasıl aşabilirim?’ciyim. Bunları da aşıyorum zaten.

* Peki tedavi bitip İstanbul’a döndükten sonra neler oldu? Sizin için nasıl bir hayat başladı?

Kendi kendime bir karar verdim. Tek başıma oturacaktım. Aileme söyledim ve ayrı bir eve çıktım. Çünkü kendi motivasyonum aileminkinden çok daha yüksekti. Birlikte yaşayınca bir şeyler hep önünüze geliyor. Kolaylaşıyor. Tek başınıza yaşarsanız zoru en başından öğreniyorsunuz.

* Para?

Maddi desteğimi ailemden alıp kedi yaşamımı devam ettirdim. Zor bir dönemdi. Ayda 200 TL’yle ayı geçiriyordum. Olan paramı da kitaplara yatırıyordum.

* Birdenbire ayaklarınızı kaybettiniz ve tek başınıza yeni ve zorlu bir hayata başladınız, üstelik ailenizle yaşama şansı da varken. Gerçekten cesurmuşsunuz...

Hem benim için hem de etrafımdakiler için cesur bir hareket oldu. Baştan çekindiler. Özellikle bedensel engelde nasıl başlarsanız öyle gidiyor. Çok fazla yürüyordum, çok geziyordum, açıkçası şanslı bir engelli olmuştum. Bir de donmadan dolayı ayaklarım eşit derecede gitti. Topuklar bile eşit. Protezleri çıkarıp evde yürüyebiliyordum. Elbette zorluklar oldu. Çünkü her şeyi yeniden keşfediyorsunuz. Bir bardağı dolaptan almak bile bin bir eziyetti. Ama alıştım.

* O zaman protezler var tabii...

Evet ama ortopedik bile değildi. Ecüş bücüş bir şeydi. Bayağı bir zorlandım. Ayakkabı seçimim bile bir olaydır. Bu süreci de atlattım.

* İş hayatı ne zaman ve nasıl başladı?

2003 yılına kadar işim olmadı. Bir süre sonra canıma tak etti. 2 yıl evde oturmak beni yordu. Ve iş aramaya karar verdim. Kimse beni anlamıyordu. Plazalarda çalışabilir, yönetici olabilirdim. CV hazırladım, düşüncelerimi yazdım ve her şeyi samimi bir şekilde anlattım. Takım elbise alacak param yoktu, bir yakınım aldı. Beni arkadaşlarıyla tanıştırdı.

* Sonra?

Beni önce Nestle çağırdı. Muhteşemdi. Konuşmamı ve yazımı iyi buldular. Sonra bir tütün şirketi çağırdı. Girdiğimde her şey sarı lacivertti. Bayılmıştım. 3 hafta bekledim. Kabul edildiğime dair telefon aldım. Ve çok sevindim. Kurumsal iletişimde çalışmaya başladım. 2006’da da idari işlere geçtim. İnsanlarla iletişimi çok seviyorum. ‘Sokağa ilk defa

* Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Beni babaannem büyüttü. Bütün ailem bankacı. Çocukken hep bankalardaydım. Annem beni oyalamak için önüme bir daktilo koyardı. Bu yüzden yazmayı çok severim. Ailenin ilk torunuydum, herkesin beklediği bir çocuk olarak doğdum. Bu yüzden babaannem üstüme titrerdi. Düşünün sokağa bile ilk defa 12 yaşında çıktım. Sonra da eve girmedim zaten.

* Neden?

Babaannem ya bir şey olursa diye korkardı. Sorumluluk hissederdi.

* Bütün aile bankacıyken siz nasıl oldu da arkeolog oldunuz?

Beni babaannem hep Üsküdar’da Sunar sinemasına götürürdü. En sevdiğim şeydi. Çok fazla hayalciyimdir. Indiana Jones filmi izlemiştim. 7-8 yaşındaydım, filmden çıktığımda “Arkeolog olacağım” dedim. Soru işaretlerinin peşinde eski uygarlıkları araştırmak benim için muhteşem bir şeydi.

* Bundan sonra neler oldu hayatınızda?

Arkeolojiyle birlikte patlama yaşadım. Çok fazla kitap okumaya başladım. Her yerde kitap okuyordum. Dinler tarihi ve tarihte sosyal hayat çok ilgimi çekiyordu. Bilimsel araştırmalar yaptım. Kazılara katılıyordum. Ortaokul, lise yıllarında sadece Fenerbahçe haberlerini okuyan bir çocukken dünya tarihine ve felsefesine giriş yapmıştım. Benim için inanılmaz bir değişimdi. Arkeolojik hayat 8 yıl sürdü. Kendimi hep beslemeye çalıştım. Bu da beni Türkiye’de hayalperest yaptı. ‘Hayal ettim, gerçekleşti’

* Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdiniz, iki ayağınıza birden silikon takıldı. Bir yandan da Fenerbahçeli futbolcu Alex de Souza’nın ayaklarına sahip olarak yeni bir projeye imza attınız. Bütün bunları nasıl başardınız?

İşe başladıktan sonra ortalama bir şey kazanıyordum ama benim için çok önemliydi. Hemen ‘yeni protez’ dedim. Ayağımdaki protezler ses çıkarıyordu. Beni rahatsız ediyordu. Yeni teknolojileri araştırdım. Türkiye’de silikon protez yapıldığını duydum. Silikon protez Türkiye’de iki ayağa birden hiç yapılmamıştı.

* Avantajları da vardı tabii...

Evet, reflekslerim geri gelecekti. İki ayağım birden olmadığı için “Birinin ayağını seç” dediler. Bir ayağınız varsa şans, ona göre diğerini yapıyorlar. “Anne, baba ya da eş” dediler. Eşim hem istemedi hem de ayakları çok küçük. “Boy kilo ve yaş uyacak” dediler. Hiçbirininki uymadı. Birdenbire aklıma Fenerbahçe geldi. Kendi kendime ‘Kaptanın ayaklarını alayım’ dedim. Böylece Türkiye’deki taraftarlığı da ispat edebilirdim. Mayıs ayında 3 kişiye mail yazdım. ‘Böyle bir fikrim var, bunu organizasyon yapalım ve büyütelim’ dedim.

* Ne oldu?

Uzun süre eski protezlerle bekledim ve protezim kırıldı, bastonla yürüdüm. Fenerbahçe kötü durumdaydı. Bir şey söyleyemiyordu. Ne yapalım, ne edelim derken Aziz Yıldırım’a faks gönderdim. Aziz Yıldırım beni telefonla aradı. Çok duygulandığını söyledi. Sonra benimle tanıştılar. Çok şaşırdılar. Organizasyon birdenbire gelişti.

* Kalıp alma günü gelip çatınca...

Sağ olsun Alex benimle çok ilgilendi. Durumumu duyunca internetten araştırmış. 60 dakika Alex’le kalıpları aldık. Karşı karşıya geldik. Sohbet ettik. Onu yetiştiren kulübe ve ailesine mektup yazdım.

*Alex’le 60 dakika, sizin gibi Fenerbahçe aşığı biri için müthiş olmalı...

Muhteşemdi. “Ayaklarımı kime veriyorum?” dedi. Ben elimi kaldırınca şaşırdı, güldük sarıldık. ‘Görmek ister misin?’ diye sordum. Gördü, neler yapmak istediğimi dinledi. “Nasılsın?” diye sordu. ‘Ayaklarım yere basmıyor’ dedim. Kahkaha attı. Nefis bir 60 dakika geçti. Son derece pozitifti. Ona “Seninle koşmaya geleceğim” dedim.

* Tamamiyle Alex’in ayaklarına mı sahipsiniz?

Evet, ileride müzeye bağışlamayı düşünüyoruz.

* Hayatınız film bile oluyor...

Evet, kalıplar alındıktan ve diğer takımlarla mailleşmeler başladıktan sonra Okan Altıparmak hayatımla ilgili film yapmak istediğini söyledi. Çocukluktan başlayan bir film olacak. Onlara 84 sayfalık bir senaryo yazdım. İlk çekimleri yaptık bile. Filmle ilgili bir de sosyal sorumluluk projemiz var. Filmin sonunda bazı pilot yetimhanelere kapalı spor salonu yaptırmayı düşünüyoruz. Binalara da Çanakkale’de şehit düşmüş futbolcuların isimlerini vermeyi düşünüyoruz. Ama bunlar şimdilik sadece bir düşünce. En kötü ihtimalle oradan gelen para yine çocuklar için kullanılacak. ‘Eşim beni en dipten çekip çıkardı

*Bütün bunlar olurken bi’r de aşık olup evlenmişsiniz?

Eşimle iş yerinde tanıştık. 2 yıllık bir flört dönemi geçirdik, evlenmeye karar verdik.

* Bedensel engel eşinizle aranızda sorun oluşturdu mu?

Hayır, sonuçta bir bedensel engelliyle evleniyordu ama bunu bana hiç yaşatmadı. İş hayatımda çok zor bir dönem geçirdim. Tutup beni en dipten çıkardı. Beni en dipteki halimle sevdi, ben de direkt evlendim.

* Eşiniz organizasyonla ilgili ne düşünüyor?

Organizasyonun buraya gelmesinde eşimin çok büyük katkısı var. Silikon protezler 5600 Euro. “Eşim sende bu olmalı” dedi ve o taktırdı. Kendime dikkat etmediğim zamanlar çok kızar zaten.

* O da sizin gibi hırslı galiba...

Aslında birbirimize hiç benzemeyiz. Tam zıddımdır. Buzdolabında benim yediklerim vardır, onun yedikleri vardır. Mutluluğumuzun anahtarı ayrı odalarda televizyonlarımızın olmasında saklı.

* Serap Hanım futbolla ilgili mi?

Hiç alakası yok. Sıfır.

RÖPORTAJ: Eylem KESKİN
[email protected]

7