AKP korkusu gazetecileri bekliyor!
12 Eylül 2009

Türkan Saylan’ın kaybından sonra Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin 20. yıl dolayısıyla düzenlediği ilk basın toplantısındayız.

Uzun masanın etrafında çoğu köşe yazarı gazetecilere şöyle bir bakıyorum ve utançla fark ediyorum ki bu gazetecilerin hemen hepsi ya Doğan Grubu gazetelerinden ya da Cumhuriyet Gazetesi’nden!

Tamam, Zaman’dan kimseyi görmeyi beklemiyorum, ne Yeni Şafak’tan, ne de Taraf’tan. Ama Sabah’tan da mı kimse olamaz, Habertürk’ten de mi bir gazeteci, ÇYDD’yi önemseyip gelemez? Bu dernek ki 20 yıldır cinsiyet ayırımcılığına, cehalete, karanlığa karşı mücadele veriyor, bu dernek ki yılda 60 bini aşkın öğrenciye burs sağlayarak okumalarına yardımcı oluyor, bu dernek ki sırf yardım adı altında kız çocuklarının tarikatların eline düşmesine engel oluyor diye Ergenekon savcılarının boy hedefi haline getirilmiş, yönetici ve üyelerinin evleri, dernek binaları basılmış, aranmış, on binlerce evraka el konulmuş, yöneticilerinin bir kısmı göz altına alınmış ve hatta genel başkan yardımcısı günlerce tutuklu kalmış. O dernek ki genel başkanını kaybettiğinde insanlar cenaze merasimini bir tür gövde gösterisine dönüştürüp tabutunun arkasından saatlerce yürümüş.

O derneğin basın toplantısına Sabah Gazetesi’nden, atv’den, Habertürk’ten bir tek meslektaş gelmeyince benim içime oturuyor! Bu kadar mı “taraf”sınız? Bu kadar mı korkak? Bu kadar mı düzene uydunuz? Bu kadar mı umursamaz oldunuz?

Doğan’a cezaya da sevindiler

Aydın Doğan’a bütün varlıklarını satsa ödeyemeyeceği büyüklükte vergi cezaları kesilerek batırılmak istenmesine sessiz kalmanızı, ya da utanmadan sevinmenizi, oh olsun tavrınızı nasıl anlayamıyorsam, ÇYDD’nin 11 yaşında kız öğrencilerinin fişlenmesine, bursiyerlerinin terörist muamelesi görmesine, el konulan öğrenci dosyalarının hâlâ verilmemesine tepki göstermemenize, bu derneğin Ergenekon Davası’nın içine monte edilmeye çalışılmasına kılınızın kıpırdamamasına, bu derneğe destek çıkmamanıza da inanamıyorum!

Bu dernek, Kanarya Sevenler Derneği değil, işim vardı, gelemedim diyeceğiniz. Bir görünüvermek bu kadar mı zor? Aman bulaşmayayım, aman başıma bir şey gelmesin telaşı mı bu? Bundan büyük faşizm mi olur? Sözün özüne gelirsek. Bir süre önce yapılan baskınlarda “ele geçirilen” ve her nedense alıkonulan cep telefonları, fotoğraf makineleri, disket ve bant kayıtları, yazılı evraklar hâlâ iade edilmemiş! Karar defterleri zar zor geri alınabilmiş çünkü genel kuralların yapılması için şartmış, yoksa derneğin feshi söz konusu olabilirmiş. 60 küsur bin öğrencinin ve velisinin kimlik bilgileri ve adreslerinin kopyaları 3.5 ay sonra verilmiş ama her nedense orijinalleri de hâlâ verilememiş ve bu uygulamalardan öğrencilerin fişlendiği açığa çıkmış!Dağdaki teröristi affa hazırlanıyoruz ama okuluna giden 12-13 yaşındaki kız çocuklarına terörist muamelesi yapıyoruz!

Bütün bunlara rağmen hiç üzülmeyin, derneğin itibarı yerinde. Burs isteyenin de sayısı artıyor, burs verenin de. Hatta yapılan her haksızlıkta bir bağış yağmuru başlıyor, sonra tavsıyor ama yapılıyor. Süreklilik için derneğe küçük miktarlarda da olsa, kredi kartından ödeme emri verebilir, ayda 50-100 liraya bir öğrenci okutabilirsiniz. Unutmayın siz yapmadığınızda o öğrenciler ya okuyamıyor, ya da bir tarikat eline düşüyor. Artık karar sizin!

Sel geliyor!

Bu satırları Bağcılar’daki gazete binasında telaş içinde yazıyorum. Meteorolojiden gelen şiddetli yağış uyarısı sonucu, gazetemizi erken bağlayıp binayı terkedeceğiz! Hollywood filmlerinde izlediğimiz türden bir gerilim yaşıyoruz, birazdan tufan gelecek, binanın içinden yüzerek çıkacağız, ya da bir kahraman gelip bizi dama çıkaracak filan! Bundan birkaç yıl önce de kar yağdığında binada mahsur kalmış, kapımızın önündeki araç kuyruğunda donmak üzere olan insanlara çorba ikram etmiştik! Yılmaz Özdil’in pek güzel özetlediği gibi kentimizi yönetenlerin halka tavsiyesi kısa ve öz: deprem olunca evde kalma, dışarı çık. Kar yağınca evde kal, sel basınca dama tırman! Ama ne selde su basmayacak, ne depremde yıkılmayacak, ne karda kapanmayacak yol ve bina yapma! Ha, kentimizi yönetenlerin önemli bir icraatı da başkalarını suçlamak: CHP yapmıştı, CHP izin vermişti diyor, kenti 16 yıldır yöneten AKP iktidarı! Kuraklıktan sonra yağmur yağdığında da CHP’nin bereketi yoktu, biz geldik, bereket de geldi diyorlardı, bu kez bereket fazla kaçtı. Ben başka bir şey demiyorum, yağmacılar hâlâ iş başında halk yağmacı olunca kendine benzeyenleri seçiyor...