Yeni Yazısı > Akif Beki ve Rauf Tamer haklı - 18.02.2011

Akif Beki ve Rauf Tamer haklı
18 Şubat 2011

Radikal Gazetesi yazarı Akif Beki dünkü yazısında haklıydı. Ne diyordu Beki? Gazeteci Mehmet Metiner’e yönelik bir suikast planı son anda fark edildi. Ama medyamızın önemli bir bölümü bu korkutucu gelişmeyi görmedi bile. Benzer durum “Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan’a kalaşnikof kurşunu ve beyaz bere gönderilmesi” olayında da yaşandı. Birçok meslektaşımız sanki bu olaylar hiç yaşanmamış gibi yaptı. Bunun nedeni de ortada. Medyamız maalesef mahallelere bölündü ve bu bizim için hiç iyi bir şey değil.

[[HAFTAYA]]

Posta’da Rauf Tamer’in, dünkü yazısında çok isabetli şekilde söylediği gibi “Bu kadar kutuplaşma olursa bizdendir sizdendir ayrımı da elbette vicdanları delip geçer...” Ben de diyorum ki: Bu gazetecilerin can güvenliği tehlikede. Mehmet Metiner ve Adem Yavuz Arslan olayına da “bizdendir, sizdendir” diye bakacak durumumuz yok. Üstelik Hrant Dink’in acısı bütün sıcaklığıyla orta yerde duruyor.

Türkiye’de basın özgür mü?

Basının özgürlüğü meselesi, Oda TV baskını ve ardından da Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara Büyükelçisi Francis J. Ricciardone’nin Türkiye’yi eleştirmesiyle bir kere daha gündeme oturdu. Dünkü yazımda “Büyükelçi’nin sözlerine usul yönünden yaklaşmış ve göreve gelir gelmez oldukça tartışmalı bir konuda topa girerek pek iyi bir başlangıç yapmadığını” ifade etmiştim. Yoksa “Yabancılar Türkiye’nin iç işleri hakkında konuşamazlar” diye düşünenlerden değilim. Bir uluslararası örgüte üye olduğunuzda, başkalarının sizin hakkınızda söz söyleme hakkını kabul etmiş olursunuz. Türkiye BM’nin, NATO’nun ve Avrupa Konseyi’nin üyesi. Bu örgütlerde biz de başka ülkelerin işine karışıyoruz. Bu çerçeveden bakınca Avrupa Birliği’nin ya da ABD’nin Türkiye’de insan hakları ihlallerine değinmesini olgunlukla karşılamak gerekir. Biz bugüne kadar pek çok reformu AB’ye tam üyelik hevesiyle gerçekleştirebildik. Avrupa Birliği bastırmasaydı Türkiye’yi dünya standartlarına çıkaracak siyasi reformları yapamazdık. Aynı şekilde IMF ve Dünya Bankası’nın sıkı denetimi olmasaydı Türkiye bugünkü bütçe disiplinini sağlayamazdı. Tekrar başa dönüyorum: İç İşleri Bakanı Beşir Atalay’ın “Türkiye’de basın Amerika’dan daha özgür” yorumuna pek katılamayacağım. Atalay, çeşitlilik ve renklilik açısından haklı olabilir ama özgürlük kriterinde durum farklı. Türkiye’de şu an yüzlerce site yasaklı durumda. Bu sitelerin sayfasında “... mahkemesinin kararıyla erişim engellenmiştir...” yazıyor. İnternet siteleri bir tarafa, dünyanın en yaygın video paylaşım platformu Youtube’u açtırana kadar göbeğimiz çatlamadı mı?

Lütfullah Göktaş’a başarılar

Lütfullah Göktaş’ı herkes Roma’dan NTV aracılığıyla yaptığı yayınlardan tanıyor. Ancak Göktaş’ın Zaman Gazetesi’nden Anadolu Ajansı’na kadar uzanan bir gazetecilik kariyeri var. Mükemmel seviyede İtalyanca ve Arapça konuşuyor. Ayrıca “dinler arası diyalog” gibi Türkiye’de uzmanı az olan bir alana derinlemesine hâkim. Başbakanlık Basın Danışmanlığı görevine getirilen Lütfullah Göktaş’la önceki akşam Ankara’da yemek yedik. Daveti Başbakanlık Basın Başdanışmanı Prof. Dr. Nabi Avcı yaptı. Mekân, Başbakanlık’ın ala carte yemek salonuydu. Mönüde “çorba, tas kebabı, salata ve tatlı” vardı. Sıcak ve samimi bir sohbet oldu. Geceyi, Nabi Hoca’nın sarı renkteki kurşun kalem tutkusundan Doğan Hızlan ve Enis Berberoğlu’nun kalem koleksiyona kadar birçok konuyu konuşarak kapattık.