Akademik başarı üzerindeki etkenler
13 Ekim 2009

Geçtiğimiz hafta sonu 500’ü aşkın eğitimci, uluslararası üne sahip akademisyenlerin, okul öncesi eğitimde dünyadaki son gelişmeler hakkındaki görüşlerini dinleme imkanı buldu. Bilfen Anaokullarının ev sahipliğinde gerçekleştirilen “2’nci Uluslararası Okul Öncesi Eğitimi Yolculuğu Konferansı”nın açılışını da Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürü Remzi İnanlı yaptı.

İnanlı, zorunlu eğitimin 5 yaşına alınması konusunda büyük emek sarf eden bir bürokrat. Çok sayıda üst düzey akademisyenin de izlediği konferansın konuşmacılarından Prof. Dr. Byron Norton, ‘Çocukları Anlamadaki Tutumlar Ve Algılar’ başlıklı bir sunum yaptı. Prof. Norton, eğitimcilerin çocuklara yaklaşımlarının onları olumlu ya da olumsuz etkilediğini belirterek, önemli uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. Byron Norton’un üzerinde durduğu noktalar sadece eğitimcileri değil aslında çocukların ilk eğitimcileri konumundaki ebeveynleri de yakından ilgilendiriyor. Prof. Dr. Norton, özetle şunları söyledi: Olumlu tepkiler verdiğimiz çocuklardaki gelişim olumlu olurken, eleştirdiğimiz ya da olumsuz tepkiler verdiğimiz çocuklar olumsuz yönde gelişim gösterirler. Sürekli eleştirilen, yanlış yaptığı söylenen, güvenilmeyen çocuklar anlaşılmadığını ve dışlandığını hissederler.

Bu da onların hayatlarını etkiler. Okul öncesi eğitim almayan çocukta sağ beyini erken yıllarda beslerken sol beyini pasif bırakabiliyoruz. Okul öncesi dönemde beynin her iki bölümünü beslemek olumlu bakış açısı geliştirmek için çok önemlidir. Öğretmenler olarak çocuklara sevgi sözcükleri söylediğimizde önemsendiklerini hissederler. Bu sözleri söylerken çocuktan bir şey yapmasını beklemeye de gerek yoktur. Bir anda yanınıza çağırıp ya da yanına gidip “Sınıfımda olduğun için çok mutluyum. Güzel bir kalbin var, başkalarını önemsiyorsun. Sınıfımız seninle birlikte daha da güzel” diyebilir.

Bu cümleler onu önemsediğimizi, onu olduğu gibi kabul ettiğimizi gösterir. Olumlu ya da olumsuz hiçbir şekilde iletişime geçmediğimiz bir çocuk ise silik olacak ve kendini hiçbir zaman önemli hissetmeyecektir, çünkü varlığından bile kimsenin haberdar olmadığını düşünecektir. Kısacası çocuk duygusal olarak mutlu olduğunda bu akademik çalışmalara ve tüm okul yaşantısına da yansıyor.

Yapılan birçok araştırma bu sonucu destekler nitelikte. Bu durumda hem ailelere hem de eğitimcilere büyük görev düşüyor.