AK Parti önde gidiyor, CHP'nin durumu da fena değil
16 Nisan 2011

Son anketleri gördünüz mü? Güven duyduklarımın bir ortalamasını aldım ve kararsızlar dağıtıldıktan sonra, şöyle bir manzara ile karşı karşıya kaldım:

- AK Parti: Yüzde 45-47

- CHP: Yüzde 28-30

- MHP: Yüzde 10.5-12

Bu oranlarda şaşma olabilir tabii... Özellikle kararsızların hâlâ yüzde 18-20 oranında olduğunu akılda tutmak ve seçmenin son anda karar değiştirme alışkanlığını da hesaplamak gerekir. Başbakan nedense AK Parti oylarıyla ilgili tahminlerini çok daha düşük gösteriyor. Bunu fazla beklenti yaratmamak için mi, yoksa “Nasıl olsa AK Parti kazanacak, ben şu bağımsıza veya diğer partiye destek olayım” diyenleri uyarmak için mi yapıyor, bilemiyorum. Ancak anketçiler, şu son haftalarda CHP’nin özellikle askerlik ve aile sigortası söylemleriyle ön aldığına, AK Parti’den sonra ikinci seçenek olarak konuşulduğuna dikkat çekiyorlar.

[[HAFTAYA]]

MHP’nin de büyük bir oy patlaması yapmasa dahi, ileri sürüldüğü gibi, bir baraj sorunu yaşamayacağı belirtiliyor. AK Parti’yi büyük bir oy kaybına uğratmasa dahi, üniversite sınav tartışmalarının yara verdirdiği, basın özgürlükleri konusundaki eleştiriler ve iktidarın giderek, eskiden askerin temsil ettiği çatık kaşlı devleti devraldığı için yıpranma sürecine girdiği de yine anketçilerin bulguları arasında...

İşte bundan dolayı önümüzdeki seçim kampanyası çok ilginç geçecek. Ancak gelin görün ki, iki ay kalmasına rağmen henüz ne iktidar partisi ne de muhalefet adayların dışında programları ve vaatleriyle ortaya çıkabilmiş değiller. Bu hafta sonu AK Parti programını açıklayacak. Galiba gerçek kampanya Başbakan’ın kolları sıvayıp meydanlara çıkmasıyla başlayacak.

GS’nin küllerinden doğması için...

Ünal Aysal, adaylığını açıklarken “GS’nin küllerinden doğacağını” söyledi. Son derece de farklı bir yaklaşım sergiledi. Adaylığının başkanlık hırsından kaynaklanmadığını, cebinden 100 milyon dolar para harcayıp, kulübü kurtarmak için gelmediğini, aksine GS’nin kendi kendini kurtarabileceği ve zenginleşeceği bir mekanizma kurmak üzere yapı oluşturmak amacıyla bu taşın altına elini koyduğunu açıkladı. Ünal Aysal bunu başarabilir mi? GS’nin küllerinden doğmasını sağlayabilir mi?

Yapabilir ancak tek başına değil. GS’nin küllerinden yeniden doğması ancak yine GS’lilerin birlikte sağlayabilecekleri bir şeydir. Eğer eski yaklaşımlarla, post kavgalarıyla, birbirini sırtından hançerleyerek, istediği postu alamadığı zaman hemen karşı cepheye geçip zehir dökme alışkanlıkları sürecekse, Ünal Aysal hiçbir şey yapamaz. Üstelik bence böyle bir durumla karşılaştığında, adaylıktan dahi çekilir. GS delegesi siyaseti bırakır, iç kavgaları ve hırsları “bir defalığına” askıya alır ve Aysal’ın etrafında birleşirse, kulüp kurtulur. Aksi halde boşu boşuna tartışılır ve koskoca bir kulüp yavaş yavaş erimeyi sürdürür.

Adnan Polat kırgın olmakta haklı ancak...

Adnan Polat, idari yönden ibra edilmemesine son derece kırgın. Son derece de haklı. Çok emek verdi ve bu muameleyi de hak etmedi. Ancak Polat gibi deneyimli bir başkanın, tılsımın bozulduğunu, devam edemeyeceğini görmesi gerekirdi. Genel kurulun havasını koklayamaması ve ısrarla direnmesi de, kendi açısından bir hata olmadı mı? Keşke bu noktalara gelmeden Adnan Polat ön alabilmiş olsaydı. Ne kırgınlık doğar, ne de GS bu noktaya gelirdi.

Başkan, bu işi yapamadınız

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir ne kadar aksini iddia ederse etsin; Cumhurbaşkanı ne kadar tatmin olduğunu söylerse söylesin, olay rayından çıkarılıp ne kadar muhalefet iktidar mücadelesine dönüştürülmüş olursa olsun, yine de savunulacak bir yanı kalmadı. Birbiriyle çelişen açıklamalar, konuya hakim olmadığı izlenimi veren demeçler ve sürekli yalanlanan verilerle kamuoyu notunu verdi. ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir, bu işi kıvıramadı. Taraftarları dahi artık kuşkuyla bakar oldular. Ben genel algılamaya bakıyorum ve Sayın Demir’in bu saatten sonra hiçbir güvenilirliğinin kalmadığını görüyorum. O zaman da, gereğini yapmak yine Başbakan’a kalıyor!

Özgür Gündem’i korumalıyız...

Kürt basınının simgesi sayılan Özgür Gündem yeniden yayın hayatına döndü. Hoşgeldi... Ancak sempati mesajlarının ötesinde şimdi hepimize bir görev düşüyor. Bu gazete çalışanlarına borcumuzu ödeme zamanı geldi. 1990’ların o korkunç savaş ortamında, Özgür Gündem’in 76 çalışanı devlet tarafından öldürüldü. Muhabir ve editörleri 150 yıla varan cezalara çarptırıldı. 1994’te kapatıldı. Tek suçu, Kürt sorununda resmi ideoloji yerine, PKK ve ona sempati duyanları desteklemesiydi. Ne fikir özgürlüğü, ne özgür basın ilkeleri önemsendi. Devlet bu gazeteyi resmen parçaladı. Daha da ağır olanı, bizler Türk medyası olarak bu cinayeti sadece seyrettik. Bazılarımız alkışladı ve susturulması gerektiğini yazdı. Şimdi günah çıkarma zamanı. Koşullar değişti, yeni bir Türkiye kuruluyor. Bundan böyle Özgür Gündem’lere kol kanat germemiz gerekiyor.

‘Biz depreme değil depremde ölmeye hazırız!’

Hürriyet’te geçen hafta Noyan Doğan’ın yazısını okudum ve bizlerin gerçekten de olası bir depremden zararsız kurtulmaya değil, ölmeye ve her şeyimizi kaybetmeye hazırlıklı (!) olduğumuzu çok iyi anladım. Son deprem sonrasında kurulan DASK’ın (Doğal Afet Sigortalar Kurumu) 12 yılda sigortalaması gereken 13 milyar konuttan sadece 3,5 milyonu sigortaya girmiş. Bu ne demektir, biliyor musunuz? Olası bir depremde, İstanbul’un büyük bölümü yıkılacak ve sigortasızlık nedeniyle, evini-malını kaybedenler “Nerede bu devlet, bizim zararımızı kim karşılayacak?” diye çığlık atacaklar. Yani sigortasızlar, yine zararlarını bizlerden isteyecekler.

İnşallah daha da fazla kazanırlar...

Bu yılın vergi rekortmenleri listesini Koç Ailesi kapattı. Bravo, Allah daha da fazlasını versin. Onlar kazansınlar ki, ülke de kazansın, insanlar iş bulsun. Beni en çok memnun eden Acun Ilıcalı’nın listeye girmesi. Hakkıyla, buluşlarıyla para kazandı ve kimi ünlüler gibi saklamadı. Göğsünü gere gere vergisini ödedi. Gelecek sezon umarım daha da fazlasını kazanır.

 KİTAP KÖŞESİ

’Türkiye’de Öteki Olmak’

Erkam Tufan Aytav’ın “Türkiye’de Öteki Olmak” adlı kitabı Mavi Ufuklar Yayınevi’nden çıktı. Aytav, Türkiye’de Yahudi, Rum, Başörtülü, Ermeni, Süryani, Kürt, Alevi ve Çingene olmak nedir bize anlatıyor. Her bir başlığı “öteki” olan biriyle konuşmuş. Örneğin, başörtülü olmayı, Taraf yazarı Hilal Kaplan; Kürt olmayı Altan Tan ile. Kitap, cumhuriyetin tek tiplileştirmeye çalıştığı halkın içerisinde öteki-farklı olanların ne yaşadıklarını, ne düşündüklerini çok güzel ve rafine bir biçimde anlatmış.