Yeni Yazısı > Ak Parti ilk defa iktidar oldu - 31.12.2009

Ak Parti ilk defa iktidar oldu
31 Aralık 2009

Bu yılın siyasi bilançosunu yapacak olursak, en kazançlı kimin çıktığı konusunda herhalde ortaya tek başında Başbakan Erdoğan çıkar. Tabii bu tip bilançolar daima çok tehlikelidir. Bana göre kazanan, size göre kaybeden olabilir. Bugün ve yarınki yazılarımda, olaya genel açıdan bakacağım. Türkiye’nin siyasisosyal- ekonomik açıdan etkinliğini arttıranları araştıracağım. Belki sizinle aynı görüşte olmayacağız. Zira bu tip seçimi, baktığınız pencereye göre yaparsınız.

Yine de gelin notlarımızı karşılaştıralım. Herhalde kimseler, 2009’un Erdoğan’ın yılı olduğuna itiraz etmez. Bu vurguyu özellikle dış dünyadaki Erdoğan imajı için yapıyorum. Zira Erdoğan ünlü ‘one minute’ çıkışı ve sonrasındaki duruşu nedeniyle Ortadoğu’da sivrilen bir lider konumunda. Ciddi bir saygınlığı ve dinlenirliği var.

Geçen yıl boyunca Ak Parti ülkenin yönetimindeki etkinliğini, kimselerin tahmin dahi edemeyeceği bir oranda arttırdı. 2003’ten bu yana hükümet eden bu parti, 2009’da kesin şekilde iktidar oldu. Bakın, hangi alanlarda etkin oldu:

BAŞBAKAN, tek başına karar veren ve ülkeyi hemen her konuda tek başına yöneten bir konuma girdi. Etrafı değişti. Kimseler farklı bir görüş ileri sürmez oldu. Eleştirilere fazla tahammülü kalmadı. Partisi üzerinde zaten hakimiyeti vardı, bu defa her şeyin sorulduğu lider durumuna girdi. O zaman da tüm olumlu-olumsuz faturalar ona çıkarılmaya başlandı.

BÜROKRASİ VE BELEDİYELER, neredeyse tümüyle Ak Parti’nin etkin denetimine girdi ve iktidarın yaklaşımı etkin biçimde uygulanır oldu. Aynı şekilde belediyeler de, partiden çıkacak direktiflerin dışına çıkamaz oldular. Bu çerçevede yargının da bu etki sahasının içine girdiğini belirtmeliyiz.

KENDİ ZENGİNİNİ yarattı. Hâlâ para kazanma yolu devlet ihalelerinden geçtiği için, iş dünyası da Ak Parti’nin kontrolüne girdi. Daha da önemlisi, parti kendi zenginlerini yarattı. Önemli ihalelerde partiden yana veya yakın olanlar tercih ediliyor. Bu tutum bilinçli şekilde uygulanıyor. Artık kimse ses çıkaramıyor. Aydın Doğan’a uygulanan vergi cezası, muhalif iş çevrelerini korkuttu, pıstırdı. Seslerini çıkaramaz duruma soktu.

KENDİ MEDYASINI kurdu. Şimdiye kadar hiçbir iktidara nasip olmayacak sayıda ve genişlikte, Ak Parti iktidarına destek veren gazete-tv kanalına sahip oldu. Muhalif medya ise açıkça ürktü. Bunun sonucunda, Ak Parti medya üzerinde de son derece yaygın bir kontrol oluşturabildi. 1-2 gazete ve kanalın dışında, kimseler Başbakan’a ters düşecek tutumlar alamaz oldu.

* TSK ile ilişkilerde de, Erdoğan şimdiye kadar hiçbir iktidarda görülmemiş oranda dengeleri dönüştürdü. Bundan önceki yıllarda askerin siyasilerle yaklaşımı karşılaştırıldığında, Erdoğan’dan çekinen bir veya fazla üstüne fazla gelmek istemediği bir Genelkurmay görüntüsü doğdu.

Ancak Erdoğan’ın bekası artık açılıma kilitlendi. Açılımda yaşanacak en küçük bir olumsuzluk bile Erdoğan’ın gücü, popülaritesi ve etkinliğini azaltabilir. İşin kötüsü açılım iyi gitse de bu defa milliyetçi ve kimi muhafazakar çevrelerden teröre taviz vermekle suçlanabilir.

Öcalan, liderliğini perçinledi

2009’un ikinci “kazananı” ise Abdullah Öcalan oldu.10 yıldır İmralı’da hapis yaşamını sürdüren Öcalan için bir ara “Artık liderliği bitti, etkinliği de bundan böyle giderek azalır” denmişti. Bir süre sesi kısıldı, ancak zaman içinde, yerine yeni bir lider çıkmadığından ve bıraktığı boşluk doldurulamadığından, yavaş yavaş geri döndü. 2009’a da damgasını vurdu. Kürt sorunu- PKK terörü sürecinde, onsuz hiçbir şey yapılamayacağını ispat etti. Bir işaretiyle neleri değiştirebileceğini gösterdi. Herhangi bir mahkum gibi muamele görmemesi gerektiğini devletin gözüne soktu. Öcalan bundan böyle, yine Kürt sorunu ve PKK konularının baş muhataplarından biri olacağını Türk kamuoyunun önemli bir bölümüne kabul ettirdi.

Fethullah Gülen’in etrafındaki cemaat de etkinliğini arttırdı

Belki Başbakan kadar olmasa dahi, 2009’un etkinlik açısından kazananların başındaki diğer isim ise, Fethullah Gülen’dir.

Amerika’da tedavisini sürdürmesine rağmen, Gülen’e gönül vermiş olan cemaat ülkenin bürokrasisinde ve çeşitli kurumlarındaki ağırlıklarını büyük oranda arttırdılar.

Fethullahçılar diye bilinen, ancak medyada Cemaat diye adlandırılan bu kesim, aslında AKP kadrolarından ve Erdoğan’dan pek haz etmezler. Buna rağmen ya kendi siyasi liderlerini çıkaramamaktan veya siyasete direkt katılmak istememelerinden dolayı, Ak Parti ile kader birliğini sürdürüyorlar.

Ak Parti sayesinde, eski asker ve yargı baskısından kurtulduklarından dolayı da, artık çok daha kolaylıkla hareket edebiliyorlar. Ak Parti genelde Erdoğan’ın karizmasıyla ayakta duruyor. AKP’nin aksine, Cemaat, kamuoyu önünde faaliyet gösteren bir isme dayanmıyor. Fethullah Gülen hiçbir zaman kendini ön plana çıkarmıyor. Siyasi bir hırsı olmadığını gösteriyor.

Cemaat, AKP’nin aksine, ekip çalışması ve inanılmaz bir dayanışmayla, birçok kurumu kontrolünde tutmasını biliyor. Her şey tümüyle kontrollerinde olmasa dahi, kamuoyuna bu izlenimi veriyorlar. Cemaat’in çalışmaları genelde fısıltı şeklinde yayılıyor.

Poliste, Silahlı Kuvvetler’de, medyada ve bürokrasideki yapılanmaları gerçek mi, yoksa bir şehir efsanesi mi, bir türlü tam anlamıyla bilinmez. Buna rağmen, genel olarak 2009 yılında Cemaat’in etkinliği kabul edilen bir unsur oldu.

İşte bu açılardan baktığımda, 2009’un üç kazananının Recep Tayyip Erdoğan, Fethullah Gülen ve Öcalan olduğuna inanıyorum. Siz ne dersiniz?