Yeni Yazısı > Adaylara dair (2) - 14.04.2011

Adaylara dair (2)
14 Nisan 2011

Başbakan, CHP’nin sanık adaylarına “Dokunulmazlıktan yararlanmak için aday oldular” diye saldırıyor ya, kendisine hemen Şamil Tayyar’ı sormak istiyorum. Bildiğim kadarıyla Şamil, hakkında en çok dava açılmış, birçoğundan mahkum olmuş, diğerlerinden de mahkum olması beklenen bir gazeteci. Onu niye aday yaptı?

[[HAFTAYA]]

Şamil Tayyar böylece kendisine açtığım hakaret ve ceza davalarından kurtulacak, benim yaralanan onurum güme mi gidecek? Şamil Tayyar’ın adaylığı, bugüne kadar AKP’ye biat etmesi ve Ergenekon dava sürecinde kendisine servis yapılan belgeleri yayınlaması gibi hizmetlerinin karşılığı mı? Şeytan diyor “Git Gaziantep’te aleyhine çalış”, seçilemesin de şu hesabımızı görelim!

ŞANLIURFA BAŞKALDIRDI

Başbakan Erdoğan’ın, Şanlıurfa’da aşiretlerle yaptığı bilek güreşi sürüyor. Erdoğan “en güçlü” olmaya o kadar alıştı ki aşiretlerle pazarlığa oturmuyor, “Ceketimi göstersem seçeceksiniz” diyor. Ne ki bu hesap belediye seçiminde tutmadı, AKP’nin gösterdiği değil, Urfa’nın istediği aday belediye başkanı oldu. Şimdi de aday listelerini beğenmeyen aşiret reisleri, AKP’den istifa edip bağımsız aday oldu. İbrahim Tatlıses dahil. Şanlıurfa’dan sadece bağımsızlar seçilirse hiç şaşırmayın! Bunu söylüyorum, çünkü Urfalılar, bir bölgede feodalizmi geçersiz kılmak için radikal reformlar yapmadan ”En güçlü benim, benim dediğim olur” demenin yeterli olmadığını Başbakan’a gösterdiler. Bir anlamda cesaretle “Kral çıplak” dediler!

ÖRTÜLÜ ADAY YOK

Adayların açıklandığı günkü yazımda ‘tesettürlü aday yok’ diye yazmış ve bunun gerçek nedenini, toplumda bu konuda ciddi bir istek olmamasına bağlamıştım. Gecenin bir saatinde Antalya’dan örtülü bir aday fotoğrafı gelmiş, arkadaşlar haber verdi. “Yetmez ama peki” deyip o bölümü yazıdan çıkardım. Sonra anlaşıldı ki başvurusunu başı açık yapan bu kurnaz “hanım” afişlerinde türbanlı fotoğrafını kullanmış! Sonuç örtülü aday yoktur, ciddi bir talep olduğunu hissetseler, koyarlardı. Ama göreceksiniz, izin yok ki diye ağlamayı da sürdürecekler. Sanki herhangi birşey için izin isteyecek makam kalmış gibi! Partilerin gösterdiği kadın adayların oransal artışını küçümsemiyorum, nicelik kadar nitelik de önemli. Selma Aliye Kavaf gibi kadın olacağına, olmasın. Üstü çizilen tek bakanın bu hanım olmasını da bundan sonrakilere ders olur umuduyla alkışlıyorum! 

Tiyatro ve siyaset!

Siyasete dalıp hayatın başka pencerelerini ıskalıyoruz. Paylaşmak, önermek istediğim güzel oyunlar var oysa: Bir İngiliz müzikali olan Evita’ya gittim ve çok beğendim. Yerli prodüksiyonda seyretmiştik ilk kez, ne diyeyim, arada çok ciddi fark var tabii! Abigail Jaye’in sesi, dramatik yeteneği, sahne hakimiyeti, Nurseli İdiz, Füsun Önal’la filan karşılaştırılabilir mi? Ya Che rolünde Cihan Ünal? Peron’la evlenerek Arjantin’in bir dönemine damgasını vurmuş ve yoksul halkın sevgilisi olmuş şarkıcı kız Eva’yı çaktırmadan yerden yere vuran bir öyküyle sahnelenmiş Evita. Ama iki saate dayanabilirseniz müziği ve şarkıları ilgiyi hakediyor. Klasik müzik ve opera tutkunlarına Cinebonus’larda bir kaç seans gösterilecek yüksek teknolojiyle 3D çekilmiş Carmen’i kaçırmamalarını hatırlatabilirim.

Bu ‘Düğün’ başka!

Tilbe Saran’ın yönetip oynadığı, üç kuşak kadının anne kız çatışmasının irdelendiği Düğün ise aynı zamanda farklı dünyalardan aşıkların dünür kavgasını da pek güzel alaya alıyor! Teknik ekipten oyunculara kadar kadronun tümü değişik yaştaki kadınlar; büyükler ünlü, küçüklerin başarısı da yaya kalmıyor. Asıl başarı ise Ayşe Bayramoğlu’nun metninin sağlamlığından geliyor. Güldüren, düşündüren, hüzünlendiren bir kadın oyunu. Tiyatro ve kadın demişken Sümeyye Erdoğan’a oyuncu Tolga Tuncer’in yaptığı da tek kelimeyle ayıp! Bırakın Sümeyye Erdoğan olmasını, kimseye yapılmaması gerekir; oyuncu oyununu bırakıp seyirciyi mi izliyor, kim çiklet çiğniyor, kim türbanlı diye, hiç böyle şey duymadım. Sümeyye Erdoğan’ın tiyatroyu terketmesi, ardından salondaki 150 polisin de onu izlemesi ikinci ayıp. Sümeyye Hanım gitmekte haklı ama o kadar büyük bir kalabalığın salonu boşaltması, kalan seyircileri de rahatsız ettiği için, bir yanlışı bir başka yanlışla düzeltmek demektir, ki o da yanlış!