Yeni Yazısı > Adayım 'Siyah Kuğu' - 27.02.2011

Adayım 'Siyah Kuğu'
27 Şubat 2011

Sinema, kitleler içindir! Dünyanın en iyi filmini yaptığınız iddiasında olsanız bile bir grup arkadaşınızdan başka kimseye seyrettiremiyorsanız, geçmiş olsun! Oscar adayı ve sahibi filmlerin bence en büyük başarısı bu; hem çok iyiler, hem de kitlelere mal oluyorlar, büyük bir seyirci kitlesine ulaşıp çok beğeniliyorlar. Bu da Oscar’ın hâlâ en çok ilgi uyandıran sinema ödülü olmasını sağlıyor. Yarın gece düzenlenecek Oscar’ın heyecanı sinema seyircisini de sarıyor, canlı yayını yüz milyonlarca kişi izliyor.

[[HAFTAYA]]

Bu yıl benim adayım ‘Siyah Kuğu’. Nathalie Portman’ın insanüstü bir gayret ve yetenekle canlandırdığı, balerin olmadığı halde dublör kullanmadan dans sahnelerini bile gerçekleştirdiği, en iyi kadın oyuncu dalında aday olduğu film, bence çok daha fazlasını hak ediyor. Ne yazık ki bizde yeni vizyona girdi, hemen gidin ve görün. Asıl söylemek istediğim ise, bir kısmı arkadaşım olan SİYAD’çıların verdiği ödüller. Bu yıl 43’üncüsünü verdikleri ödüllerin geçmiş yıllardaki listesine baktım da 1968’den 1990 yılına kadar seçilen filmlerin hepsini izlemiş ve çok beğenmişim. Ondan sonra ben mi değiştim, onlar mı değişiyor bilmem. ‘Eşkiya’, ‘Babam ve Oğlum’, ‘Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’ dışında verilen ödüllerle hiç çakışmıyor beğenilerimiz. Tabii benim beğenim önemli değil, kastettiğim daha popüler bir seçim. Bu yıl aday listelerinde öne çıkan iki film, ‘Cosmos’ ve ‘Çoğunluk’ bütün önemli ödülleri topladı, ötekiler dolgu malzemesi gibi kaldı. ‘Cosmos’un yönetmeni Reha Erdem, başarılı bir sinemacı. Ama ‘Cosmos’ en önemli ödülleri toplayacak kadar başarılı bir film mi? Öyleyse sinemaseverlerle buluşabildi mi? Kim izledi, kim beğendi? ‘Çoğunluk’ ise bir ‘ilk film’. Seren Yüce, senaryosunu da yazıp yönettiği ilk filminde bu kadar başarılıysa mutlaka çok üstün bir yetenek. Heyecanla izleyeceğim, müstakbel Fellini’mizin ilk filmini! Ne var ki sadece bir kaç “çok özel” filmin öne çıkarıldığı, nedense ünlü-ünsüz, ne sinema oyuncularının ne yönetmenlerinin itibar etmediği ve hatta salonun yarısının da boş olduğu SİYAD Ödül Töreni gecesi de geçmiş yılların aksine, fevkalade sönük ve sıkıcı geçti. Değer bilemediğime göre bir daha da gelmem!

Nilüfer’i çok beğendim!

Evet, bu kadar net, yalın ve samimi bir izlenim: Nilüfer’in 12 düetten oluşan yeni çalışmasını çok beğendim! Zaten hepsi sevdiğim parçaları. Ama bu hiç eskimeyen, hiç yaşlanmayan, hiç şişmanlamayan, hiç orası burası sarkmayan, hiç cıvımayan, hiç boş oturmayan küçük kadın, kalkmış 40 yıllık şarkılarını, zamane gençlerinin bayıldığı rock gruplarıyla birlikte söylemiş! Böylece hem onu seven ‘eski kuşak biz’i alıp o rockçılara götürmüş, hem rockçıları seven yeni kuşağın ayağına gitmiş; pek hoş bir karışım yapmış! Kimler yok ki düet yaptığı sanatçılar içinde: Çok sevdiğim Şebnem Ferah, Teoman, Yüksek Sadakat, itiraf ediyorum pek de tanımadığım Malt, Badem, Cingi, Ting gibi yeniler ve Hayko Cepkin gibi çok da uzun süre tahammül edemediğim uçuklar... Ama bu düetleri dinlerken ‘aaa, dvd atladı mı ne, ne zaman bitti gitti’ oluyor insan! Parçaları, düet yapılan müzisyenler seçmiş. ‘Kim Arar Seni’den ‘Erkekler Ağlamaz’a, ‘Selam Söyle’ye kadar ezbere bildiğimiz parçaları, rocker pozları veren Nilüfer’den aranje edilmiş yeni haliyle dinlemek çok keyifli. Fotoğraflar da bir o kadar güzel olmuş; Nilüfer sanki 20’sinde. Onu ve düet yaptığı rock sanatçılarını, “Aile İçi Şiddete Son” demek için sahnede seyretmek ise ayrı bir görev ve keyif olacak. 9 Mart’ta, İstanbul Kongre Merkezi’nde!